<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385</id><updated>2011-04-21T15:01:31.277-07:00</updated><title type='text'>kadın-ilmihali</title><subtitle type='html'>fıkıh ilminde kadın halleri çok önemli bir yer teşkil etmektedir.bulüğa ermek,taharet,abdest,gusül,namaz,oruç,cinsi munasebet</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>64</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-2753635302861838093</id><published>2007-11-02T17:34:00.000-07:00</published><updated>2007-11-02T17:35:43.884-07:00</updated><title type='text'>NEBİ (S.A.V.)'İN EVLİLİKLERİ</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;NEBİ (S.A.V.)'İN EVLİLİKLERİ&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;strong&gt; "Size helal olan kadınlardan ikişer, üçer ve dörder nikahlayın. Şayet, adaleti gözetmeyeceğinizden korkarsanız bir tane ile yetinin veya eliniz altında bulunan cariyelerle yetinin"&lt;br /&gt;ayeti, hicri sekizinci yılın sonunda, Rasulullah (s.a.v.)'in eşlerine birer ev yapmasından sonra indi. Ayet indiği zaman Rasulullah (s.a.v.) dörtten fazla kadınla evliydi. Fakat O, hanımlarının hiçbirini terk etmedi ve hepsiyle evliliğini devam ettirdi. Bu durum, Rasulullah (s.a.v.)'in Müslümanlardan ayrı olan bir özelliği idi. Görülüyor ki, evlenmeyi dört kadınla sınırlandıran ayetin inmesinden sonra Rasulullah (s.a.v.)'in dörtten fazla hanıma sahip olması ona ait bir özellikti. Çünkü Rasulullah'ın yaptığı iş söylediği söze muhalif olamazdı. Şayet böyle bir şey söz konusu olursa bu demektir ki yaptığı iş özel, sözü ise ümmet için geneldir. Fıkıh usulünde bilinen bir kaide vardır: "Rasulullah (s.a.v.)'in kendisine ait olan halleri hariç, ümmete ait olan sözü ile fiili arasında çelişki yoktur". Çünkü Rasulullah (s.a.v.)'in ümmete ait olan emirleri onlara aittir. Bunlar, fiillerinde ve sözlerinde Rasul’e ittiba etmede ve O’nun yaptıklarını yapma hususunda daha özel olan delillerdendir. Genel kurallar özel kuralların üzerine bina edilmiştir. Bu nedenle ümmete olan emir ile çelişen dörtten fazla kadınla evlenme hususunda Rasulü’n yaptığı gibi yapılması caiz değildir. Rasulullah'ın dörtten fazla kadınla evlenmesi veya kendisine hibe edilenler hakkında Kur'an'da ayetler vardır. Allah (c.c.) şöyle buyurur:&lt;br /&gt;"Ey Nebi! Biz, mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak verdiği cariyeleri, seninle beraber hicret eden amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını, teyzelerinin kızlarını ve bir de mü’min bir kadın nefsini peygambere (mehirsiz olarak) hibe eder ve peygamber de onunla evlenmeyi isterse onu -ki bunu, mü’minlerden ayrı olarak yalnızca sana has olmak üzere- senin için helal kıldık. Sana bir zorluk olmasın diye mü’minlerin eşleri ve cariyeleri hakkında ne hükmettiğimizi bildirdik."&lt;br /&gt;Bu ayet içerisinde yer alan; "...ki bunu, mü’minlerden ayrı olarak yalnızca sana has olmak üzere..." cümlesi bu hususu açıkça vurgulamaktadır. Çünkü ayette geçen kelimesi önceki evlilikler müekked için masdardır. Yani sana helal kıldıklarımız sana halistirler hükmünün öncekileri de kapsadığına delildir. Dört kadın ile evlenebilmeyi helal kılan ayetin inmesinden sonra; mevcut ailelerini, cariyelerini, kendisiyle hicret eden yakınlarının kızlarını, kendisine nefsini direkt (mehirsiz) hediye eden kadınları helal kılması bu durumun sadece Rasul’e has olduğunu göstermekte ve bunu tekid etmektedir. Yine ayetin devamında yer alan ve anlamı tamamlayan  "...mü’minlerden ayrı olarak..." ifadesi ile  "...mü’minlerin eşleri ve cariyeleri hakkında ne hükmettiğimizi bildirdik" kısmı bunu iyice kuvvetlendirmektedir. Bunun anlamı şudur; bu durum senin dışındakilere farz kılmadıklarımızdandır. Bu nedenledir ki aynı ayette: "...Sana bir zorluk olmasın diye..." ifadesi yer almaktadır. Yani bu durumdan dolayı sen herhangi bir şekilde sıkıntıya düşmeyesin.&lt;br /&gt;Bundan dolayı Rasulullah (s.a.v.)'ın evlenme durumu amelde örnek alınmaz. Teşri'de bunun yeri yoktur. Çünkü bunlar, Rasulullah (s.a.v.)'e has olan özelliklerdir. Ayrıca bu evlenme, risalete has bir evlenmedir. Yoksa, cinsiyete düşkün olan bir insanın evlenmesi değildir. Veya erkeklik ve dişilik duygularının tatmin edilmesi için değildir. Tarihe baktığımız zaman, Rasulullah (s.a.v.)'in yirmi üç yaşındayken Hatice (r.anha) ile evlendiğini, 28 yıl boyunca evliliğini sadece Hatice (r.anha) ile sürdürdüğünü, peygamber olarak gönderilişinin on birinci yılında yani hicretten iki yıl önce ise Hatice (r.anha)'nın vefat ettiğini; bu yıl içerisinde Mekke'lilerin anlaşıp Kabe'ye astıkları sahifenin yırtıldığını, Rasulullah (s.a.v.)'ın Taif'e gidip döndüğünü -ki, bu yıl Miladi 620 idi- ve 50 yaşlarında olduğunu görürüz. Bunca zaman içinde yaşadığı Arap toplumunda fazla kadınla evlenme yaygın bir halde iken, Hatice (r.anha)'den başkasıyla evlenmeyi düşünmemiştir. Risaletten önce on yedi yıl Hatice ile mutlu ve huzurlu bir evlilik geçirdi. Peygamber olarak gönderilişinden sonra davet hayatında, küfür düşünceleri ile mücadele yıllarında da yaklaşık on bir yıl Hatice (r.anha) ile evli kalmıştır. Tüm bu gelişmelere rağmen bir başka kişi ile evlenmeyi düşünmemiştir Ne Hatice ile evlenmeden önce ne de onunla evlendikten sonra, Rasulullah'ın kadınlara rağbet ettiği söz konusu değildir. Üstelik bu dönemlerde cahiliye toplumu; kadınların aşırılaştırdıkları, tüm cazibelerini ortaya koyarak sokaklarda cirit attıkları, insanların ihtiraslarını harekete geçirdikleri bir dönemi yaşıyordu. Elli yaşına girdiği bu zaman içinde cinsi bir güdünün kendisini birden bire etkilediğini, ardından da bir kadınla yetinmeyerek birden fazla kadınla evlenmek istediğini, hatta ve hatta onbir kadınla evlendiğini; ömrünün altıncı diliminde beş yıl içerisinde yediden fazla kadınla, ömrünün altıncı diliminin sonları ile ile yedinci diliminin başlarında ise dokuz kadınla evlendiğini söyleyemeyiz. Elli yaşını aşmış olan böylesi bir kişinin kadınlara olan düşkünlüğünden ya da cinsi arzularını tatmin etme arzusundan dolayı birden fazla evlilik yaptığını söylemek mümkün müdür? Yoksa Rasulullah'ın hayatının diğer yönlerine bakarak böyle bir netice çıkarabilir miyiz? Ki bu hayat, insanlara tebliğ edilmesi gereken Rasulullah'ın hayatıdır. İşte tüm bunları anlayabilmek için Rasulullah (s.a.v.)'ın evlenmesine neden olan olayları açıklama gereğini duyuyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aişe ve Sevde binti Zem'a (r.anha) ile&lt;br /&gt;Evlenmesi&lt;br /&gt;Peygamberliğinin on birinci yılında yani Hatice (r.anha)'nın vefat ettiği yıl Rasulullah (s.a.v.) evlenmeyi düşündü. Yaşı elli idi. En yakın arkadaşı ve erkeklerden kendisine iman eden ilk kişi olan Ebu Bekir'in kızı Aişe'yi istedi. Nikahı kıyıldığı zaman Aişe henüz altı yaşında idi. Üç yıl onunla evlenmedi. Hicretten sonra dokuz yaşına girinceye kadar bekledi. Ancak bu iki sene zarfında, Sevde binti Zem’a ile nikahlandı. Bu hanım, Habeşistan'a hicret eden müslümanlardan Es-Sukran bin Amr bin Abdü’ş-Şems'ten dul kalmıştı. Daha sonra beraberce Mekke'ye döndüler ve bir müddet sonra Abdü’ş-Şems vefat etti. Sevde (r.anha) kocası ile birlikte müslüman olmuş, hicret etmiş, birçok meşakkatlara katlanmış, kocasının karşılaştığı eza ve cefalarla o da karşılaşmıştı. Kocasının vefatından sonra Allah Rasulü onunla evlendi. Sevde anamızın ne güzelliği, ne yüksek bir makamı ne bir zenginliği ve ne de zevk alınabilecek yönü vardı. Anlaşılıyor ki Sevde anamızla evlenmesi, onu korumak ve mü’minlerin anası olmasını sağlamaktı. Hicret ettikten sonra Sevde annemizin evini mescide yakın yaptırdı. Bu ev, Rasulullah'ın hanımları için yaptırdığı ilk evdi.&lt;br /&gt;Hicretin birinci yılında Ensar ve Muhacirler arasında kardeşliği tesis ettikten sonra, Sevde binti Zem’a'nın evinin yanında, caminin etrafında Aişe için de bir ev yaptırdı ve onu oraya yerleştirdi. Böylece yardımcısı ve arkadaşı Ebu Bekir'in, kızının yanına gelmesini ve her zaman evini ziyaret etmesini ağladı.&lt;br /&gt;Hafsa (r.anha) İle Evlenmesi&lt;br /&gt;Hicretin ikinci yılında Bedir Gazvesinden sonra ve Uhud Harbinden önce Ömer b. el Hattab'ın kızı Hafsa (r.anha) ile evlendi. Annemiz Hafsa, İslâm'a ilk girenlerden Haniş'in hanımı idi. Rasulullah onunla evlenmeden yedi ay önce kocası vefat etmişti. Ömer'in kızı Hafsa annemizle evlenmesi ile diğer yardımcısı ve arkadaşı Ömer'in, evine kızının yanına kolaylıkla gelip gitmesini sağlamış oluyordu. Aişe ve Hafsa (Allah onlardan razı olsun) ile evliliği, iki yardımcısının kızı ile evliliğidir. Ebu Bekir ve Ömer, (Allah onlardan razı olsun) davette, yönetimde, savaşta ve diğer hususlarda kendisine yardım eden yardımcılarıydı. Yoksa bu iki evliliği, sadece kadınlarla yapılan birer evlilik olarak anlamak doğru değildir. Her ne kadar Aişe (r.anha) annemiz güzel ve genç ise de Hafsa annemiz (r.anha) bu vasıflardan mahrumdu. O halde böyle bir evliliği, cinsi arzuları tatmin etme açısından değerlendirmek doğru olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cüveyriye (r.anha) İle Evlenmesi&lt;br /&gt;Rasulullah (s.a.v.), Hicri beşinci yılda Beni Mustalık Gazvesi esnasında el Haris bin Ebu Dırar'ın kızı Cüveyriye ile evlendi. Onunla evlenmesi iki sebebe dayanmakta idi. Birisi; babası ile yakınlık sağlamak, diğeri de onun şerefini yükseltmekti. Cüveyriye annemiz Beni Mustalık esirleri arasında idi. Ensardan birisinin hissesine düşmüştü ve Mustalık oğulları reisinin kızıydı. Esir düştüğü efendisinin kendisini fidye karşılığı serbest bırakmasını istedi. Efendisi, onun kabile başkanının kızı olduğunu bildiği için fazla fidye istedi. Babası fidye ile Rasulullah'a geldi ve Rasulullah (s.a.v.) onu serbest bıraktı. Daha sonra Rasulullah'a iman ettikten sonra Müslüman oldu. Sonra kızı Cüveyriye'yi Rasulullah'a götürdü. Babası Müslüman olduğu gibi o da Müslüman oldu. Rasulullah onu babasından istedi. Babası onu Rasulullah ile evlendirdi. Bu evlilik, bir kabile reisinin kızı ile oldu. Ki söz konusu kabileyi esir almış, onların şerefini alçaltmıştı. İşte bu evlilik, bu durumu ortadan kaldırıp kabile reisinin sevgisini celbediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safiye (r.anha) İle Evlenmesi&lt;br /&gt;Bundan sonra Rasulullah (s.a.v.), Hayber zaferini müteakip Yahudi reislerinden Huyey bin Ahtab'ın kızı Safiye annemizle evlendi. Safiye validemizin evlenme olayı şöyle oldu: Kendisi, Hayber kalesinden esir alınan kadınlar arasında idi. Bazı Müslümanlar Rasulullah'a gelerek şöyle dediler: "Ya Rasulullah! Safiye, Beni Kureyza ve Beni Nadir'in başkanlarının kızıdır, ancak senin için uygundur.” Rasulullah onu azad etti ve onunla evlendi. Bununla onu korudu, onu esaret duygusundan kurtardı ve şerefini yükseltti. Rivayet edilir ki, Safiye annemizin Rasulullah ile ilk gecesinde Ebu Eyyub Halid el-Ensari, Allah Rasulü’nün bir suikast ile karşılaşa-bileceği korkusuna kapılmış ve bu nedenle de Hayber'den dönüş yolunda çadırının yanında kılıcı ile nöbet beklemişti. Çünkü Rasulullah onun babasını, kocasını ve kavmini öldürtmüştü. Sabah olunca Rasulullah onu gördü ve ona: Sana ne oluyor? dedi. Cevaben şöyle dedi: Bu kadının seni öldüreceğinden korktum. Çünkü sen onun babasını, kocasını, kabilesini öldürttün. Bunun üzerine Allah Rasulü ona güven verdi. Safiye anamız Rasulullah (s.a.v.)'ı, sadakatla ölünceye kadar beklemiş ve sadık kalmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meymune (r.anha) İle Evlenmesi&lt;br /&gt;Rasulullah (s.a.v.) Hicretin sekizinci yılında Abbas bin Abdülmuttalib'in hanımı Ümmü'l Fadl'ın kız kardeşi Meymune validemizle evlendi. Bu evlenme Umretü'l Kaza sırasında oldu. Bu sırada Meymune 26 yaşında idi. Meymune, evliliğinde Ümmü'l-Fadl'ın vekili idi. Meymune (r.anha) umrede Müslümanların durumunu görünce İslâm'a yöneldi. Abbas (t), durumu Rasulullah ile konuştu, onunla evlenmesini teklif etti ve Rasulullah (s.a.v.) evlenme taklifini kabul etti. Günler, Hudeybiye antlaşma metinlerinin yazıldığı üç gün idi. Allah Rasulü Meymune ile evliliğini, kendisi ile Kureyş arasında anlaşma ortamının artması için bir vesile olarak kullanmak istedi. Kureyş'in elçileri Süheyl bin Amr ve Huveytıb b. Abdü'l Uzza geldiklerinde; “artık ziyaret günü bitti, buradan çık” demişlerdi. Bunun üzerine Allah Rasulü (s.a.v.) onlara şunu söyledi: “İster misiniz sizin aranızda güveyi olayım ve ilk gecemi geçireyim; sizlere, sizin de bulunacağınız bir yemek vereyim.” Ona şöyle cevap verdiler: “Bizim, senin yemeğine ihtiyacımız yok, buradan bir an önce çık.” Rasulullah bir şey söylemeden çıktı, Müslümanlar da O’nun arkasından çıktılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeyneb Binti Huzeyme ve Ümmü Seleme&lt;br /&gt;(r.anhüma) İle Evlenmesi&lt;br /&gt;Zeyneb binti Huzeyme ve Ümmü Seleme; ashabından savaş meydanlarında şehid olan iki adamın hanımlarıydı. Zeyneb binti Huzeyme, Bedir'de şehid olan Ubeyde bin el-Haris ibni el-Muttalib (r.a.)'ın hanımıdır. Zeynep annemizin hiç güzelliği yoktu. Ancak iyiliği ve ihsanı ile tanınmış bir hanımdı, hatta miskinlerin annesi lakabı takılmıştı. Rasulullah, Bedir Harbinde kocasının şehid olmasından sonra, hicri ikinci yılda onunla evlenmişti. Rasulullah ile ancak iki yıl kalmış ve Allah (c.c.) onun ruhunu kazbetmiştir. Hatice'den sonra vefat eden ilk hanımıdır.&lt;br /&gt;Ümmü Seleme Ebu Seleme'nin hanımı idi. Kocasından, kendisinin birçok çocuğu vardı. Ebu Seleme (r.a.) Uhud'da yara almış, daha sonra yarası iyileşmişti. Allah Rasulü (s.a.v.) Beni Esed Harbinde onu kumandan yaptı. Onları yendi ve Medine'ye ganimetle döndü. Daha sonra Uhud'da aldığı yaralar deşildi. Bu yaralarla vefat etti. Ölüm yatağında iken Rasulullah (s.a.v.) yanına geldi ve onu ziyaret etti; yanı başında vefat edinceye kadar bekledi ve ona dua etti. İki gözü yaşla doldu. Allah Rasulü, Ebu Seleme'nin vefatından dört ay sonra Ümmü Seleme'ye evlenme teklif etti. Ümmü Seleme, çocuklarının çokluğu dolayısıyla özür beyan etti. Rasulullah onunla evleninceye kadar teklifine devam etti; böylece, onun çocuklarına bakma ve onları yetiştirme işlerini üzerine aldı. Bu iki hanımla Rasulullah'ın evleniş gayesi, vefat eden kocalarından sonra onların geride bıraktığı çocuklarına sahip çıkmaktı.&lt;br /&gt;Ümmü Habibe (r.anha) ile Evlenmesi&lt;br /&gt;Ebu Süfyan'ın kızı Ümmü Habibe (r.anha) mü’mine olarak İslam için kocasıyla Habeşistan'a hicret etti. Daha sonra kocasının mürted olması üzerine İslam uğrunda sabretti ve dinini değiştirmedi. Asıl adı Remle olan Ümmü Habibe, Mekke'nin efendisi ve müşriklerin lideri olan Ebu Süfyan'ın kızıdır. Rasulullah'ın halasının oğlu Ubeydullah bin Cahş el-Esedi'nin karısı idi. Ubeydullah Müslüman oldu, hanımı da Müslüman oldu. Babası ise kafir idi. Babasının işkence edeceğinden korkarak, hamileliğinin son günlerinde olmasına rağmen kocası ile Habeşistan'a hicret etti. Hicret yolunda kızı Habibe binti Ubeydullah'ı dünyaya getirdi, böylece; ona, Ümmü Habibe künyesi verildi. Ancak kocası Ubeydullah b. Cahş, Habeşlilerin dini olan Hıristiyanlığa geçti. Karısı Remle'nin de İslam'dan dönmesi için uğraştı ise de başaramadı; Ümmü Habibe ise müslümanlığında ısrar etti. Sonra Rasulullah, Necaşi’ye kendinin vekili olarak evlenmek üzere Ümmü Habibe'yi istemesi için haber yolladı. Necaşi, durumu Ümmü Habibe'ye haber verdi. Ümmü Habibe ise Halid ibni Said el-As'ı evliliği için kendisine vekil tayin etti. Böylece, Rasulullah'ın vekili Necaşi ile Ümmü Habibe'nin velisi Halid ibni Said el-As olmak üzere nikah akdedildi. Hayber Gazvesinden sonra Habeş muhacirleri geri döndüklerinde, Ümmü Habibe de döndü ve Rasulullah'ın evine girdi. Medine şehri Rasulullah'ın bu düğününde toplandılar. Onun evinde ikamet etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeynep binti Çahş (r.anha) ile Evlenmesi&lt;br /&gt;Rasulullah (s.a.v.)'in Zeynep binti Cahş (r.anha) ile evlenmesi teşriî açıdan birçok yönü bulunan bir evliliktir. Bunlar:&lt;br /&gt;A- Evlenmede erkek ile kadın arasındaki denkliğin bulunmasını gerektiren geleneği yıkıyordu. Halasının kızını -ki Kureyş'in ileri geleni idi- kölelikten azad edilen birisi ile evlendiriyordu.&lt;br /&gt;B- Arap adetlerine göre bir kişinin evlatlığı onun oğlu gibi sayılıyordu ve evlatlığının karısı ile evlenemezdi. Bu evlilikle Allah Rasulü, bir kişinin evlatlığının boşadığı kadınla evlenememesi düşüncesini yıkıyordu.&lt;br /&gt;Zeyneb binti Cahş; Rasulullah (s.a.v.)'ın halası, Abdulmuttalib'in kızı Umeyme'nin kızı idi. Hz. Zeynep, O'nun gözü önünde ve gözetiminde yetişmişti. Bu nedenle Zeyneb Rasulullah için bir kız veya küçük bir bacı gibi idi. Onu çok iyi tanıyor, Zeyd'le evlenmeden önceki durumunu, çekici olup olmadığını iyi biliyordu. Rasulullah, çocukluğuna ve gençliğine kadar küçük yaşından beri ona şahid olmuştu. O, Rasulullah için meçhul değildi; adeta kızı gibi biliyordu onu. O'nu, azadlısı Zeyd ile evlendirmek istediğinde kardeşi Abdullah bin Cahş karşı çıktı. Bu karşı geliş iki şeyden kaynaklanıyordu:&lt;br /&gt;a-) Zeyneb (r.anha) Kureyşli ve Haşimi idi.&lt;br /&gt;b-) Rasulullah'ın halasının kızı idi. Nasıl olurda Hatice (r.anha)'nın köle olarak alıp daha sonra azad ettiği bir kişi ile evlenecekti. Bunu, Zeyneb'e büyük bir ar gördü. Arabların yanında da bu, büyük bir ar sayılırdı. Şereflilerin şerefli kızları, kölelikten kurtulsalar da kölelerle evlenemezlerdi. Ama, Rasulullah istiyordu ki bu tür gelenekler yıkılsın. Ve insanlar bilsin ki üstünlük Arab Acem olmakta değildir. Üstünlük takvalı olmadadır. Allah'ın şu sözü anlaşılmalıydı:&lt;br /&gt;"Şüphesiz, sizin en ekreminiz Allah katında takvalı olanınızdır."&lt;br /&gt;Rasulullah (s.a.v.) bu türden bir itirazın akrabalarının dışındaki bir kadından gelmesini hoş karşılamıyordu. Halasının kızı Zeyneb binti Cahş'ın, Arabların bu çirkin geleneklerinden kurtulma onurunu yüklenmesini istiyordu. Bu, onların adetlerinin yıkılışı olacaktı. İnsanların söyleyeceğinden korktuğu sözlere, ancak onun dayanabileceğini düşünüyordu. Kendisinin büyüttüğü, Arapların adet ve geleneklerinin gölgesinde yetişmiş olan Zeyd (r.a.)'in, diğer çocuklar gibi bu verasete sahip olma hakkının bulunmasını istiyordu. İşte bu zat Zeyneb'le evlenecekti. O, yüce Şari’nin, evlatlıklarını çocukları olarak görenler için hazırladığı bir olaya hazırlanmış oluyordu. Rasulullah (s.a.v.), Zeyneb'in ve kardeşi Abdullah'ın kabul etmeleri için ısrar etti. Zeyneb (r.anha) ve kardeşi Abdullah, Zeyd ile evlenme olayının gerçekleşmemesi için direndiler. Bunun üzerine Allah (c.c.), şu ayeti inzal buyurdu:&lt;br /&gt;"Bir mü’min erkek ve kadın için, Allah ve Rasul'ü, bir işe hükmettiğinde, o işlerinde, kendileri için, muhayyer değillerdir (seçme hakları yoktur). Kim Allah ve Rasulü’ne isyan ederse o, apaçık delalet içindedir. "&lt;br /&gt;Bundan sonra, Zeyneb ve Abdullah için bir seçenek kalmadı ve "biz bunu kabul ediyoruz ya Rasulullah" dediler. Rasulullah mihrini verdikten sonra gerdeğe girdiler. Ancak Zeyneb ve Zeyd'in evlilikleri istenildiği gibi devam etmedi; sıkıntılar ve hoşnutsuzluklar başladı. Allah ve Rasulü’nün olmasını istediği bu evliliğe, Zeyneb'in gönlü yatmamıştı. İsteklere boyun eğmemişti, bu evliliğe karşı yumuşak olmamıştı. Bilhassa Zeyd'e karşı gururlu idi; bir köleye rıza gösteremiyordu. Zeyd’e sıkıntılı bir hayat yaşatıyordu. Zeyd (r.a.), bu durumu kaç sefer Rasulullah'a anlattı; kötü muamelesini izaha çalışarak defalarca Rasulullah (s.a.v.)'tan onu boşamak için izin istedi. Ancak Rasulullah (s.a.v.) eşini elinde tut diyordu. Öte yandan Allah’tan Rasulü’ne gelen vahiy, Zeyd'in boşamasından sonra Zeyneb'in kendisinin olacağını bildiriyordu. Muhammed, oğlunun karısı ile evlendi denilmesinden korktuğundan bu olay, kendisine çok ağır geldi. Kendisini ayıplayacaklarından korkuyordu; çünkü Zeyd, O'nun evlatlığı idi. Bundan dolayı Zeyd'in boşamasını istemiyordu. Fakat Zeyd (r.a.), Zeyneb'i boşamak için ısrar etti. Zeyd Zeyneb'i boşadıktan sonra Zeyneb'in kendisiyle evleneceğini Allah'ın vahyettiğini bildiği halde: "Eşini yanında tut Allah'tan kork" diyordu. Bunun üzerine Allah Rasulü’ne Rabbin'den bir itab geldi. Yani yüce Allah Rasulü’ne şöyle diyordu: Ben sana, Zeyneb'in evleneceğin kadınlardan birisi olduğunu bildirdiğim halde sen, Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde gizliyorsun. Bu husus ayette şöylece yer alıyordu:&lt;br /&gt;"Fakat Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde gizliyordun."Ayette de belirtildiği üzere Allah Rasulü, evlatlığının boşadığı hanımın daha sonra kendisinin hanımı olacağını bildiği halde bunu gizliyordu. Allah'ın sonradan açığa vurduğu şey de işte budur. Yani evlatlığının boşadığı hanımı ile evlenmesi mutlaktır, değişmez.&lt;br /&gt;Rasulullah (s.a.v.)'in, daha sonra vahiyle açıklanacak olan şeyi gizlemesinin nedeni şuydu: Arablarda, evlatlıklar neseb ve miras hususunda eve aittirler. Çocuklarına ait olan tüm haklar evlatlıkları için de geçerli idi; mirasta ve nesebin haramlılığı gibi tüm hususlarda aynen öz çocuklar gibi işlem görürlerdi. İşte bunun içindir ki Allah Rasulü’ne, evlatlığının boşayacağı hanımıyla kendisinin evleneceği vahyedilince; Zeyd’in Zeyneb'i boşama yönündeki tüm ısrarlarına, Zeyneb'den şikayetçi olmasına, aralarında bir sıcaklığın bulunmamasına, evlendikleri günden beri evlilik hayatının uyumsuz bir şekilde sürdüğünü bildirmesine rağmen Zeyd’e hanımını elinde tutması ve boşamaması için ısrar etti. Ancak Zeyd boşanmada ısrar edince Rasulullah ona izin verdi. Rasulullah'ın Zeyneb'le evleneceğinden hem kendisinin hem de Zeyneb'in haberi olmaksızın Zeyneb'i boşadı. Ahmed, Müslim ve Nesei'nin Süleyman b. el-Muğire yoluyla Sabit’ten, onun da Enes'ten rivayet ettiğine göre: “Zeyneb iddetini doldurduğu zaman Rasulullah (s.a.v.) Zeyd’e Zeyneb’i çağırmasını söyledi. Zeyd şöyle anlatıyor: Hemen Zeyneb'e gittim ve Zeyneb'e: “Seni müjdeliyorum, Rasulullah seni çağırıyor. Rasulullah beni sana gönderdi ve gelmeni istedi.” Zeyneb şöyle dedi: “Allah bana emretmedikçe bir şey yapmayacağım.” Gitti mescidine girdi ve bu sırada Kur'an indi, Rasulullah da izinsiz olarak gelip Zeyneb'in yanına girdi. Allah Rasulü Zeyneb'in yanına girdiğinde ilgili ayetin şu kısmı nazil olmuştu:”&lt;br /&gt;“Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz, onu, sana nikahladık ki, bundan böyle evlatlıkları kadınları ile ilişkilerini kestikleri zaman, o kadınlarla evlenme hususunda, mü’minlere bir güçlük olmasın."&lt;br /&gt;Şayet Zeyneb, Rasulullahla evleneceğini daha önce bilseydi, ben Rabbim'in emirlerini bekliyorum, yani O'nunla evlenmeyi tercih ediyorum demezdi. Şayet Zeyd, onu boşadıktan sonra Rasulullahla evleneceğini bilseydi, seni müjdeliyorum demezdi. Dolayısıyla bu evliliğin sebebi, mü’minlerin evlatlıklarının boşadığı hanımlarla evlenmelerinde bir sakınca olmadığını göstermek içindir.&lt;br /&gt;İşte Rasulullah'ın, hanımları ile evlenme hadiseleri bunlardan ibarettir. Görülüyor ki, hemen hemen bütün evlilikler, sadece evlenme gayesinin ötesinde başka gayeleri gütmektedir. Böylece, Rasulullah'ın dört hanımdan fazla hanımla evliliğinin sebebi ve dört kadından fazla kadınla evlenmesinin yalnızca kendisine ait bir özellik olmasının anlamı ortaya çıkmış oluyor. Elli yaşını aşmış olan Allah Rasulü’nün dört kadından fazla kadınla evlenmesi, sadece cinsi arzularını tatmin etmek için çaba gösteren bir adamın davranışları olarak kesinlikle düşünülemez. Zira onun asıl meşgalesi risalet ve devlet işleri ile uğraşmaktır. O, Rabbinin risaletini tüm dünyaya ulaştırmak, içerisinde yaşadığı toplumu bir ümmet haline getirmek, bu risaletle halkını kalkındırmak için uğraşıyordu. Hayattaki tek gayesi, Allah'ın risaletini dünyaya taşımak, toplumun eski halini bütün özellikleriyle değiştirerek yepyeni bir toplum ve devlet ikame etmekti. Zira O, İslam daveti için insanların her türlü davranışlarına katlanmış ve bu uğurda önüne konan dünyaları reddetmişti. Zihni sürekli olarak, ümmeti kalkındırmak, yepyeni bir devlet ve toplum kurmakla meşgul olan bir kimsenin kadınlarla meşgul olması mümkün değildir. O'nun kadınlarla meşgul olacak zamanı yoktur. Her yıl bir kadınla evlenmiş olması ancak daveti taşımak içindir. Zira onun evlilik hayatından faydalanması herhangi bir insanın evlilik hayatından farklı değildi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TAKİYYUDDİN EN-NEBHA&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-2753635302861838093?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/2753635302861838093/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=2753635302861838093' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/2753635302861838093'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/2753635302861838093'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/11/nebi-savin-evlilikleri.html' title='NEBİ (S.A.V.)&apos;İN EVLİLİKLERİ'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-1521311521036682119</id><published>2007-11-02T17:31:00.000-07:00</published><updated>2007-11-02T17:32:43.525-07:00</updated><title type='text'>İSLAMDA ÇALIŞAN KADIN</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;                 &lt;strong&gt;Çalışan Kadın  önemli  not : kadın tabıı kı çalışabilir:doktor,ogretmen,avukat...vs..ama bızım karsı çıktığımız konu " su an dunyadakı uygulanan sıstemın tamamen kadınları -gerek beden gerek emek olarak- somuru üzerine kurulduğu iddiasıdır..mesela dış görünüşün prim yapması batıdakı çalışan kadınların estetık  sektörüne yönelmesine neden oluyor...cağdaş hayat-yaşam ve kadın benzeri haberlerimizi okuyunca bunu daha iyi anlayacaksınız...!&lt;br /&gt; Kadın ve erkek, toplumu oluşturan iki temel unsurdur. Fizyolojik yapı olarak kadın erkeğe oranla oldukça zayıf ve güçsüzdür. Normal şartlar altında, ancak iki kadının kuvveti bir erkeğe denk olabilir. Duygusal yönden ise kadın daha yüklü erkek ise aksine çok katıdır.Bu Özellikler sebebiyle tarih boyunca -evrensel toplum özelliği olmayan Amazonlar dışında- kadın; umumiyetle ev bakımı, yemek, kocaya hizmet ve çocuk eğitimi görevlerini üstlenmiştir.Erkeğin görevleri ise kadına göre daha çok kuvvet ve katılık istemektedir. Belli başlıları arasında, evin yiyecek ve giyecek masraflarını karşılamak, dış tesirlere karşı aileyi ve aile yuvasını korumak, en önemlisi neslin devamı için kadına kocalık yapmaktır.İslâmiyet insan tabiatının gerektirdiği bu iş bölümünü kabul etmiş, düzenli yürümesi için bir takım müeyyideler koymuştur.&lt;br /&gt;    Avrupadaki teknik inkilabı müteakiben bu fıtrî özelliği kabul etmeyerek kadın erkek eşitliğini ileri sürüp her ikisinin de tüm işlerini aynı eşitlikle başarabileceğini öne sürenbir görüş siyasi iktidarlar tarafından kabul görmüş, hemen ardından da halifesini kaybeden islâm alemine sızmaya başlamıştır.Bu görüş evvela bir cemile olarak kadına seçim haklarını tanıyor, erkeklerle ilişki kurup dilediği oranda beraber olabileceğini müjdeleyerek nefsini tahrik ediyor ardından da oluşturduğu hür kadın anlayışının gölgesinde sinsice faaliyetlere girişerek kadını her sahaya itip emperyalist gayelerine alet ediyordu.&lt;br /&gt;    Halbuki kadının iş hayatına atılması gerek kadın, gerek erkek gerekse toplumun ekonomik ve ruhi istikran açısından -tehlikesi tüm boyutlarıyla ortada- korkunç bir intihardan farksızdır.İlk ele alacağımız konu, kadının fizyolojik zaaflarıdır. Bu zaaf dolayısıyla kadının çalışması hem vücudunda büyük tahribatlara yol açar hem de iş hayatını felce uğratabilir.İş sahalarının büyük bir bölümünü oluşturan ve kaba kuvvet gerektiren alanlarda kadının başarısı sıfırdır, istisnalar dışında hiç bir kadın kaba kuvvetle iş yapmaya muktedir olamaz. En kısa zamanda bedenî ve ruhî hastalıklara düşerek dünyaya, en azından sağlığına veda etmek zorunda kalır. Modernistler bu gereği, "— O halde kadınlar da kendilerin uygun iş alanlarında çalışsınlar." sözüyle örtbas etmek isterler. Fakat bu sözü mukabil bir yandan geçinme imkanlarını daraltıp öte yandan da kadının her sahada çalışabileceği inancını topluma empoze ederek en yorucu iş sahalarına çekenler de yine onlardır.&lt;br /&gt;     Hakim idareci görüşün uyguladığı bu art niyetli politika sonucu sahipsiz kadınlar ve geçinemeyen ailelerin kadınları iş aramaya koyulurlar. Kendine uygun iş sahasında çalışma önerilmişse de, ikinci sınıf kadınlar kendilerine uygun işlerin çoktan genç ve güzel kadınlar tarafından işgal edilmiş olduğunu görürler. Böylece bedeni kuvvet gerektiren işler karşısında zorunlu seçmen durumuna düşerler. Açlık ve sefaleti tercih edemiyeceklerine göre tek seçenekleri yaşayabilmek için, sağlıklarını ve canlarını, dolaylı olarak da namuslarını piyasaya sürmektir.Diğer alanlarda da kadın, fizyolojik zaafları ve kadınlık hasletleri sebebiyle gerekli başarıyı gösteremez. Memurluk yaşamında da çoğu kez, içinde bulunduğu dairede nahoş olayların meydana gelmesine isteyerek veya istemeyerek meydan verir. Bu kişilerin niyetlerini ve kadının karekterini çok aşan bir problemdir. Her ne olursa olsun tabiat olarak erkeğin kadına karşı engellenemez bir meyli vardır.&lt;br /&gt;     Batılılar toplumun olgunlaşmasıyla bu gibi problemlerin tamamıyla ortadan kalkacağını söyleyerek bizi avutmaya çalışırlar. Fakat onların bizi böylece avutmalarına rağmen kendi olgunlaşmış toplumlarında (!) hâlâ en yüksek derecedeki bakanlarının bile sekreterleriyle olan ilişkileri sonucu doğan skandallar sona ermemiştir. Yine pek yakın bir zamanda Avrupalı büyük memurların sekreterlerini cariyeleri gibi kullandıklarından yakınan da kendi üst derecedeki yetkililerinden birisidir. Bu sekreter kızcağızlar, görevlerine olan sadakatlerini patronlarının çocuklannı karınlarında taşımakla ispatlamaktadırlar. Evlerinde kocalarına maaşla birlikte bir bakan, bir patron çocuğu takdim etmektedirler.Bu aile yapısına, toplum yapısına olduğu gibi kadın kişiliğine de vurulan korkunç bir darbedir. Kadına iş sahalarının açılması ona iyilik olmamış bilakis onu sorumsuz kullanılan orta malı durumuna getirmiştir.&lt;br /&gt;    Sözlerim belki çalışan bacılarımızı üzebilir ama bütün bunlar bize modern yaşantının yollarını gösteren medeni Avrupalıların hayatlarında her gün cereyan eden olağan şeylerdir. Aynı durum eskiden kalma ata ahlakının tüm engellemelerine rağmen toplumumuzda da süratle çoğalmaktadır.Görüldüğü gibi kadının çalışmasında, normal sınırlar içinde bir çalışma olayı değil, kadının kadınlığının sömürülüşü söz konusudur. Bu kadınlık açısından hakikaten üzülmeye değer bir acıdır.Öte yandan kadının çalışması iş hayatındaki dengeyi alt üst eder.Toplumdaki iş kapasitesi daima belli bir oranda sabittir. Bu da umumiyetle erkek sayısına eşittir. Bu sahaya kadınlar da el atınca işe giren kadın sayısınca erkek açıkta kalır. İşe giren kadınlar umumiyetle aileye ek gelir sağlama sevdasındadırlar. Erkeklerin yüzde yüze varan bir çoğunluğu ise geçimi için çalışmak zorundadır.&lt;br /&gt;     Görüldüğü gibi kadına çalışma kapısı açıldığında, bir zümreye daha geniş imkânlar sağlama uğrunda diğer bir zümre açlığa itilmektedir.Tehlikenin en büyüğü bundan sonra başlar. Aç veya işsiz kalan bir kişinin yapacağı tek şey anarşidir.Nitekim yaşadığımız dönemde bu uygulamanın ibret verici bir sonucu olarak, anarşi tüm baskılara rağmen her on yılda bir patlak vermekten geri kalmamaktadır.Terörizm ve anarşinin kökleri, anarşistleri yakalayıp hapse atmakla veya öldürmekle kurutulamaz. Bu, sıtmayı gidermek için sivrisinekleri öldürmeye başlatmak gibi mantıksızca bir iştir.Sıtmayı önlemek için nasıl ki bataklığı kurutmak gerekiyorsa, anarşiyi önlemek ve toplumsal huzuru sağlayabilmek için en etkin maddi reçete, erkeklere iş bulmak, insanların ceplerini ve boş vakitlerini doldurmaktır. Manevi olarak ise ruhi ve fikri boşluklarını doldurup onları tatmin etmektir.&lt;br /&gt;"Toplumun çekirdeği ailedir." sloganı, modernistlerin bilimsel çalışmalarından çıkarttıklarını övüne övüne anlattıkları cafcaflı bir laftır. Evet, onların daha yeni anlayabildikleri ve İslâm'ın on dört asırdır söylediği gibi toplumun temeli ailedir. Aile fertleri huzurlu ve yapısı tutarlı olursa toplumda huzurlu ve tutarlı olur. Ailenin esası karı- koca ve çocuklardır.&lt;br /&gt;      Aile kurmanın ve bir kadınla hayatı birleştirmenin şehevî arzuları tatminden öte cihanşumul bir ehemmiyeti vardır. Bu da yarınları yaşayacak olan yeni neslin dünyaya getirilmesi, eğitilmesi ve yetiştirilmesidir. Çocuğun dünyaya gelmesinde kadın ve erkek eşit rol oynarlar. Çocuk dünyaya geldikten sonra ise erkeğe onun ihtiyaçlarını karşılamak, kadına da eğitmek ve büyütmek vazifeleri düşer. Çalışan kadın ise bir çok yönlerden bu görevi yerine getiremez.&lt;br /&gt;    Evvela onu en temel besin maddesi olan ana sütünden mahrum bırakır. Ana sütü, yeri hiçbir besin maddesi tarafından doldurulamayacak mühim bir gıdadır. Yeni doğan bir çocuğu ana sütünden mahrum bırakmak kadar büyük bir hata düşünülemez. Böyle bir çocuğun bedenî ve ruhî yapısında yeri doldurulamaz boşluklar belirir.İkinci olarak onun eğitim ve terbiyesiyle de meşgul olamaz. Tabi olarak hizmetçilere veya kreşlere teslim etmek zorunda kalacaktır. Çocuk, amacı sadece para kazanmak ve geçimini sağlamak için bu işi seçen ve çocuğa bir eşyadan öte hiç bir değer vermeyen bakıcıların elinde bedenen ve ruhen hırpalanacaktır.&lt;br /&gt;    Anne sevgisinden ve himayesinden yoksun çocuklar umumiyetle pısırıklaşır, köleleşir ve insani birçok duygularını; haysiyet, ciddiyet, namus gibi hasletlerini kaybederler.Bu bakımın aile bütçesinde oluşturduğu hasar ise hiç de küçümsenmiyecek kadar büyüktür. Çoğu kez, akşama kadar çalışmak zorunda kalan kadın ay sonunda kazandığı paranın büyük bir kısmını bakıcıya yatırmak zorunda kalır.&lt;br /&gt;     Üçüncü ve en mühim mahzur, çocuğun ana şefkatinden mahrum kalmasıdır. Çocuğunu akşam uyuduktan sonra, sabah da uyanmadan önce görür. Bazen uyanıkken görse bile bu görüşmeleri ihtiyaçların en yoğun olduğu saatlara rastlayacağı için birbirleriyle ilgilenmeleri mümkün olmaz. Kadın, çocuğunun gün boyu neler yaptığından habersizdir. Çocuk ise anneye, kendisinin dünyaya gelmesine vesile olan bir canlıdan öte herhangi bir yakınlık duymaz.Bunun sonucu toplumda sevgi ve acıma duygularından yoksun taş yürekli, zalim ruhlu, korkunç insan tipleri çoğalır. Bir de toplumun kaderi bu taş yürekli insanların eline geçerse artık o toplumdan bir hayır beklemek imkansızdır.Bu hayırdan faziletleri kasdetmiyoruz. Yalnızca klasik hakların verilmesini, insanların apaçık zulme uğratılmamasını anlatmak istiyoruz. Kadın çalıştığında ailede erkek kadın arasında da bir anarşi meydana gelir.&lt;br /&gt;      Kadın da kocası gibi akşama kadar çalışmıştır. Akşamleyin yemek yapılmasında, çamaşır ve diğer işlerde, kocasından eşit olarak yardımcı olmasını istemeye hakkı vardır. Bu ihtiyaç bazan ağır basar ve her ikisi de yemek yemeden yatmayı, kirli elbiselerle işe gitmeyi veya her elbise kirlenişinde kuru temizleyiciye koşmayı yahut da elbiselerini yenilemeyi isterler. Bu ise hem ruhi hem de ekonomik yönden bir yıkımdır.Toplumda iş bölümünün oluşması, insanların kiminin imalatçı, kiminin satıcı kiminin hizmet verici olmasının sebebi de bu ruhi ve ekonomik anarşiyi önlemek içindir. Kadının da iş hayatına atılmasıyla ailedeki iş bölümü tamamen ortadan kalkar ve insanlık ilkel çağlarda olduğu gibi yalnız başına kalmak ve kendi kendine yetebilmek zorunda bırakılır. Bu ilkel bir kafa yapısının ürünüdür. Kadının çalışmasını cafcaflı laflarla bir zorunluluk gibi göstermeye çalışan modernistler aslında kafaları asırların gerisinde kalmış taş devri insanlarından pek farklı bir düşünceye sahip değillerdir.&lt;br /&gt;     Halbuki kadın evinde dursa, dinç kalarak ev işlerini görse kocasının hizmetini, çocuklarının bakımını ve eğitimini yapsa ruhi bütünlüğünü korumuş, hem sıhhatim muhafaza etmiş, hem kocasını memnun ve mutlu etmiş, hem de çocuklarını ideal bir şekilde büyütüp eğitmiş olacaktır.Bütün bu mutlu sahneler basit bir heves ve tutarsız bir sebeple yıkılmaktadır. Kadının hür olması, toplum içine çıkabilmesi ve para kazanabilmesi.&lt;br /&gt;     Halbuki o, hür olacağına iş sahalarına hapsedilmekte toplum içine dilediğim gibi çıkacağım derken en mühim değerlerini kendini kadın yapan özelliklerini harcamakta, para kazanmaya çalışırken kazandığı paradan daha fazlasını sokağa çıkmasıyla zaruri olan uydurma masraflara ve evindeki çocukları için tuttuğu hizmetçilere ödemektedir.&lt;br /&gt;     Tekrar tekrar söylüyoruz, kadının iş hayatına sürülmesinin sebebi ne onu hür yapmak ne de kocasının ekonomik sultasından kurtarmaktır. Bir işin yegane sebebi vardır. O da emperyalistlerin kadını daha rahat sömürebilme ve vücudundan sınırsızca yararlanabilme arzulan!Bunun böyle olduğunu büyük küçük bütün işverenler de bilir. Fakat, hiç birisi kendilerin cömertçe vücudunu sunan genç memurelerinden, sekreterlerinden daha açıkçası cariyelerinden vazgeçmek istemezler.&lt;br /&gt;     Bunların içinde gayrı müslimler olduğu gibi müslüman olduğunu söylemekten bir an bile geri durmayan sapıklar da vardır.   Halbuki kadının, daha doğrusu geçim sıkıntısı çeken ailelerin daha değişik yollarla yan gelir sağlamaları daima mümkündür.Ülkemiz büyük oranda tarım ve hayvancılık Ülkesidir. Kapısının önünde küçük bir bahçesinde küçük de olsa bir inek besleyen, küçük de olsa bir bahçe eken kadın ailesinin tüm ihtiyaçlarını karşılayabilir.&lt;br /&gt;     Yine evin içinde çeşitli el sanatlarıyla meşgul olan, halı dokuyan, kilim ören, elişi yapan, elbise diken kadınlar vardır. Bunlar örnek alınabilir.Yine çeşitli iş sahalarında işçinin işyerine gelmeden yapabileceği bir çok işler vardır. Ki bu basit işler çoğu kez işin büyük bir bölümünü teşkil ederler. Bu işlerin evlerde yapılması hem kadını evinden ayırmadan geçindirmesi, hem bu işlerin atölyelerden çekilmesiyle iş sahalarının genişlemesi hem de kirasız bir yere sevkedilmesi sebebiyle çok yönlü bir fayda sağlar.&lt;br /&gt;     Elinden iş gelen ve hakikaten sadece geçinmek için çalışmayı isteyen, şehevi art niyetleri olmayan bir kadın evinde hiç bir zaman boş kalmaz. Mutlaka gelir getirecek bir takım işler bulur. Evin maddi şıkırtılarını giderdiği gibi fazladan maddi refah sağlar.&lt;br /&gt;    Sanayi kentlerinde (İstanbul, Ankara, İzmir) ve bazı el sanatlarının ileri gittiği Ege illerinde ve hayvancılığın yaygın olduğu güney ve doğu Anadolu bölgelerinde bir çok evin atelye gibi çalıştığı görülür. Evlerde, kadının çocukların ve misafirlerin harıl harıl birşeyleri monte ettikleri, kesip biçtikleri görülür. Veya evlerde sütlerin kaynatıldığı, yayıkların yayıldığı, yağ ve peynir yapıldığı görülür.&lt;br /&gt;    İşte bu kadınlar da çalışırlar ve para kazanırlar. Fakat evlerinden çıkmazlar, ahlaklarını ve namuslarını feda etmezler. Çocuklarını sefil bırakmazlar, kocalarını ihmal etmezler. Esasında bizim toplumumuzda kadınların illa da erkeklerin arasına karışarak çalışmasını zorunlu kılan bir şey yoktur. Kadınımızın evinde yapacağı işler sayılamayacak kadar çoktur.Kadınımızı iş sahalarına çeken emperyalistler yine de ona kolay kolay elindeki bu parayı yeme veya hayırlı bir işe harcama imkanı vermezler. Topluma yaydıkları eve sokağa çıkan bir kadın için adeta vazgeçilmez olarak empoze ettikleri süs, makyaj ve sükseli giyim kuşam alışkanlıklarıyla onu büyük bir harcama içine sokarlar.&lt;br /&gt;      Sonuçta öyle bir an gelir ki kadının aldığı para daha eve gelmeden tükenir. Bu durumda kadın biraz daha para kazanabilmek için bazı şeylerini feda etmek zorunda kalır. Hem iş arkadaşlarını tatmin eden hem de ailesini razı edebilenler toplum içinde yaşar giderler. Ama bunu beceremeyen ve arkadaşları arasındaki avcıların eline düşenleri bir çoğu hayat kadını olarak umumhanelere sürüklenirler. Umumhane patronlarının en mühim kaynaklarından birisi de çalışan fakat süs eşyalarına para yetiştiremiyen genç kız ve kadınlardır.Bunlar tümüyle iğrenç manzaralardır.Toplumumuzu batıya adapte etmeye başladığımız yirminci yüzyıl başından itibaren üzerimize yığılan bela bulutlarıdır. Bu bölümü bitirirken son olarak müslüman kardeşlerimize şunları söylemek isteriz:&lt;br /&gt;     İslâm'ın bir takım prensipleri vardır ki bunları öğrendiğimizde bu problem kendiliğinden halledilir. Yine müslümanlar kendilerini bu prensiplerin sınırlarına uydurmak zorundadırlar.Birinci olarak İslâm, zina yollarından biri olan kadın erkek beraberliğini katiyyetle yasaklar. Şayet kadının çalışması zorunluysa erkeklerin bulunmadığı bir yerde çalışabilir. Bir müslüman kadınının erkekler arasında hele hele İslâmi giyimden tavizler vererek çalışması bütünüyle islâm'a aykırıdır.&lt;br /&gt;      İkinci olarak, İslâm, ailede erkeği kadının ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlü tutmuştur. Kadının para kazanma hususunda herhangi bir sorumluluğu yoktur. Evlenme akdi yapılırken erkeğin onu kabullenmesi bir nevi onun bütün maddi giderlerini karşılamaya razı olduğu anlamına gelir. Kadının kocasının getirdiği parayla yaşamını sürdürmesi onun için bir zillet veya alçalış değil Öz malı derecesindeki hakkını almasıdır. Şayet erkek hanımının maddi ihtiyaçlarını karşılayamıyorsa kadına ayrılma hakkı doğar. Yok eğer iki taraf da ailenin devamını istiyorlarsa onların geçimini üstlenmek, en azından erkeğe bir iş sahası bulmak devletin görevidir. Zaten devlet İslâm'ın kendisine has vergi toplama ve dağıtma usulünü uyguladığı zaman İslâm toplumunda hiç bir ailenin aç kalması mümkün değildir.&lt;br /&gt;     İslâm anlayışına göre kadının vazifesi ailenin mali giderlerini karşılamak değil, ev kadını, kocasının hanımı ve çocuklarının anası olmasıdır. Diğer vazifeler ikinci derecededir. Kadın ailesini muhafaza etmekle toplumun temel taşını sağlam tutmuş olacak, kocasını mutlu etmekle toplum huzuruna direkt olarak tesir edecek, çocuğunu düzenli bir şekilde yetiştirip eğittiğinde istikbal için hayırlı temeller atmış olacaktır. Bu büyük vazifelerin ve sonuçta kazanılan faydaların yanında toplum içinde iş hayatına atılması sonucu elde edeceği faydalar oldukça cüce kalırlar.Bir Müslüman hatta aklı selim normal bir insan bile tercih esnasında terüddüt etmeden doğru olanı tanıyabilecektir.&lt;br /&gt; MEVZU  HADİSLERE ( HZ. MUHAMMED'İN  MÜBAREK  AĞZINDAN ÇIKMADIĞI  HALDE ,O'NA  İZAFE EDİLEN, UYDURMA HADİS-SÖZ-,HZ. RESÜL'E  ATILAN  İFTİRA  CÜMLELERİNE )  VE  İSLAM'A  BAŞKA DİNLERDEN GİRMİŞ  ( BAŞTA YAHUDİLİK VE HIRİSTİYANLIKTAN  OLMAK  ÜZERE ) ,İSLAM'IN  REDDETTİĞİ ,İSLAM'IN  RUHUNA VE EVRENSEL  MESAJINA UYMAYAN AMA  CAHİL MÜSLÜMAN HALK TABAKASINDA  İSLAM'IN  GÖRÜŞÜ İMİŞ  GİBİ  KABUL  GÖREN  CÜMLE-SÖZ - FİKİRLERE DİKKAT ...!&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-1521311521036682119?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/1521311521036682119/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=1521311521036682119' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/1521311521036682119'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/1521311521036682119'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/11/islamda-alian-kadin.html' title='İSLAMDA ÇALIŞAN KADIN'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-8373163001146959239</id><published>2007-11-02T17:25:00.001-07:00</published><updated>2007-11-02T17:25:30.605-07:00</updated><title type='text'>Celcelutiye ve Risale-i Nur</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Van’dan Yılmaz DENİZ: "Risale-i Nur’da bir çok yerde bahsi geçen Hazret-i Ali’nin (ra) nazmettiği Celcelûtiye hakkında bilgi verir misiniz? Celcelûtiye nedir? Nasıl bir eserdir? Kime dayanır?"&lt;br /&gt;Celcelûtiye, Süryanîce “bedî” demektir. Resûl-i Ekrem Efendimize (asm) Hazret-i Cebrâil (as) tarafından indirilen ve içinde İsm-i Azam’ı da taşıyan yüksek mânâlar, Hazret-i Ali (ra) tarafından Celcelûtiye adıyla ve cifir ilmine göre bir çok tarih de düşürülerek Süryanî diliyle nazmedilmiş ve kaside haline getirilmiştir. Yüksek ve tesirli bir duâdır. Bir isimler hazinesidir. Allah’ın rahmetine vesile olması hasebiyle bir rahmet hazinesi veya bir Cennet hazinesi demek de mümkündür. Allah’ın en büyük ismi olan İsm-i Azam bu duânın içerisinde gizlenmiş olduğundan, bu duâyı okuyarak Allah’a sığınan kimsenin, dünya ve âhiret işlerinde çok kolaylıklar ve bereketler göreceği müjdelenmiştir.&lt;br /&gt;İmam-ı Gazalî Hazretleri nakleder ki: Cebrâil Aleyhisselâm Peygamber Efendimize (asm) dedi ki:&lt;br /&gt;“Yâ Muhammed! Rabb’in sana selâm ediyor ve selâmın en mükerremini sana tahsis buyuruyor. Sana bu hediyeyi ihsan buyurdu.”&lt;br /&gt;Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (asm):&lt;br /&gt;“Ey kardeşim Cebrail! Bu hediye nedir?” dedi.&lt;br /&gt;Cebrail Aleyhisselâm:&lt;br /&gt;“Bu hediye, içinde İsm-i Azam ile en kapsamlı kasem bulunan büyük duâdır” diye cevap verdi.&lt;br /&gt;Peygamber Efendimiz (asm):&lt;br /&gt;“Ey kardeşim Cebrâil! Bu duânın adı nedir? Keyfiyeti nasıldır?” diye sordu.&lt;br /&gt;Cebrâil Aleyhisselâm dedi ki:&lt;br /&gt;“Yâ Muhammed! Bu duânın adı Bedî’dir (Celcelûtiye). İçinde en yüksek kasem ve İsm-i Azam vardır. O İsm-i Azam ki: 1- Arş-ı Alâ’nın kenarına yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı, Allah’ın arşını taşıyan melekler bu arşı kaldıramazlardı! 2- Güneşin kalbine yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı, güneşin ışığı ve nûru olmazdı! 3- Ay’ın kalbine yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı, ay ışık veremezdi. 4- Cebrâil Aleyhisselâm’ın kanadına yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı, Hazret-i Cebrâil yeryüzüne inemez, semaya çıkamazdı! 5- Mîkâil Aleyhisselâm’ın başına yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı yağmurlar ve damlalar ona itaat etmezlerdi. 6- İsrâfîl Aleyhisselâm’ın alnına yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı sur üfleyemezdi. 7- Azrâîl Aleyhisselâm’ın elinin üzerine yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı, mahlûkâtın canlarını alamazdı. 8- Yedi kat göklere yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı gökler yükselemezdi. 9- Yedi kat yerlere yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı, yedi kat yerler, şimdi olduğu gibi sâbit olmazdı! Bu ismi Âdem Aleyhisselâm okumuştur!”1&lt;br /&gt;İsm-i Azam’ı içinde saklayan ve Celcelûtiye’ye kaynaklık eden yüksek mânâların, yeşil bir atlas üzerinde yazılı olarak Cebrâil Aleyhisselâm tarafından Peygamber Efendimiz’e (asm) semâdan indirildiği nakledilir. Hazret-i Ali radiyallahü anh demiştir ki: “Ben Cebrâil’in şahsını gökkuşağı sûretinde gördüm. Sesini işittim. Sahifeyi aldım. Bu isimleri içinde buldum!”2&lt;br /&gt;Üstad Bedîüzzaman Hazretlerinin, “İsm-i Azam veya İsm-i Azamın altı nuru” unvânıyla Otuzuncu Lem’a’da açıkladığı ve Hazret-i Ali (ra) için birer İsm-i Azam olduğunu beyan buyurduğu Ferd, Hayy, Kayyûm, Hakem, Adl ve Kuddûs isimlerinin Celcelûtiye’de geçen İsm-i Azam’dan olduğunu On Sekizinci Lem’anın satır aralarından çıkarmak mümkündür.3&lt;br /&gt;Celcelûtiye’nin cifir ilmiyle haber verdiği bir çok gizli işâretin Risâle-i Nûr’da ortaya çıkmış olması, mânâsı olan Bedî isminin Risâle-i Nûr müellifinin ismiyle bağdaşması, Risâle-i Nûr’un Hakîm, Rahîm ve Nûr isimleriyle birlikte Bedî ismine de mahzar olması4, bir çok beytinin açıktan Risâle-i Nûr’dan bahsetmesi ve Risâle-i Nûr’u haber vermesi, vahiy kaynaklı Celcelûtiye’nin mânâ ve müjdelerinin, asrımızda Risâle-i Nûr’da ortaya çıktığını gösterir.&lt;br /&gt;Risâle-i Nûr Müellifi Bedîüzzaman Hazretleri, Yirmi Sekizinci Lem’a’da Hazret-i Ali (ra) ile mânâ âleminde yaptığı bir konuşmadan bahseder. Hazret-i Ali’ye (ra):&lt;br /&gt;“Ercûze’nde benden bahisle ‘Kendini muhafaza et’ demişsin. Hem tam vaktinde emrinizi gördük. Fakat, maatteessüf, kendimizi muhafaza edemedik. Bu belâya düştük. Şahsımdan binler defa daha ehemmiyetli olan Risâle-i Nûr’dan bahis ve işâretin yok mu?” diye sorar.&lt;br /&gt;Hazret-i Ali radiyallahü anh şöyle cevap verir:&lt;br /&gt;“Yalnız işâret değil; belki Celcelûtiye’mde tasrih ediyorum. (Açıkça bahsediyorum.)”&lt;br /&gt;Üstad hazretleri bu soru-cevaptan sonra, Hazret-i Ali’nin kasidelerinden en meşhuru ve en esrarlısı olan Celcelûtiye kasidesinde; “Sirâcü’n-Nûr (Risâle-i Nûr) gizli olarak yakılır ve aydınlatır! Kandiller kandili gizli olarak tutuşturulur. O da her tarafı aydınlatır!” fıkrâsını bulduğunu, bu fıkranın açıktan ve ismiyle Risâle-i Nûr’dan bahsettiğini kaydeder.5&lt;br /&gt;Dipnotlar: 1- İmam-ı Gazâlî, Celcelûtiye, s.5,6. 2- Lem’alar, Y.A.N., 2001, s. 193. 3- A.g.e., 193, 198. 4- Lem’alar, Y.A.N., 2001, s. 326; Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s. 107. 5- A.g.e., s. 324.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Celcelutiye 1&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;Sirların hazinesi olan "Bismillah" ile başlarım. Onun ile o hazineyi keşfederim.Ardından mahlukatın en hayırlısı, dalalet ve yanlışlıkların ortadan kaldrıcısı Hz. Muhammed'e (a.s.m.) salat getiririm.ilahi! Kusursuz olan Allah, Ehad, Bedi' ve Kadir isimlerini sefaatcı kılıp niyazla Senden istiyorum!Kadri muazzam olan ismin hürmetine Senden niyaz ediyorum Ya ilahi, işlerimi kolaylaştir.Ya Hayy, ya Kayyum! Allah, Ehad, Bedi' ve Basit isimlerini sefaatci yaparak ve iimitle Sana yalvarıyorum.Ey yaratma mertebelerinin en yükseğinde bulunan Allah'ım! Sabit ve Cebbar isimlerinin hakki, uyumaz sıfatın ve atesleri söndüren Halim ismin hürmeti icin!Ey cabuk imdada kosan Rabbim! Allah, Ehad isimlerinin ve dualara suratle cevap veren Bedi' isminin hürmetine Sana yalvarıyorum.Kayyum ismin hürmetine, kalbimi ondaki kirlerden temizleyerek ihya et! Ona Senin srrın yerleşip ışık saçsın!O sırrın nurunun parıltılarından üzerimde bir aydınlık bulunsun. Böylece yüzümde bir ışıltı zuhur edip parıldasın!Kalbime rahmet sağnakları dökülsün de onu Kerim olan Mevlamizin hikmet incileriyle dile getirsin!Her yandan beni nurlar kuşatsın da büyük Mevlâmızın heybeti bizi kaplasin!Sen her türlü noksandan munezzehsin, ey yaratma ve her an yoktan coklukla var etme mertebesinin en yükseğinde bulunan ve ölüleri en kerimane tarzda dirilten Allah'im!Bir araya getirilmiş hece harflerinin (Kur'an'daki bazı surelerin başında bulunan mukattaat harflerinin) hakkı için beni maksadima ve her türlü ihtiyaçlarıma erdir.Yüce İsm-i A'zamın ve Kur'an'ın her tarafı kuşatan nuruyla irademe yerlestirilen harflerin sırrı hürmetine,Nurlardan üzerime ısık saçacak bir feyiz akıt ve ism-i Hakim'inle kalbimin cansızlığını ihya eyle!Ne olur ism-i Cebbar'ınle, bana bir heybet ve celal giydir ve düşmanlarımın ellerini benden cektirKadri Yüce, Selam, Aziz ve Celil ism-i şeriflerinin hürmetine beni her türlü düşman ve hasetçiden koru!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.sorularlarisaleinur.com/subpage.php?s=article_more&amp;amp;id=1635&amp;amp;op=5"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Celcelutiye 2&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;Bunu Celal, Rauf, Münezzeh, Kuddüs ve kendisiyle karanlıkların dagildigi Rahim isimlerinin nuruyla lutfet!Ey Rabbim! O nur ile ihtiyaçlarımı gider. Selam ve Hayy ism-i şeriflerinle hacetimi suratle yerine getir.Ma'bud, Hu, Samed ve şehid isimlerinin hürmetine ey Yüce! Kâfi isminle işlerimi kolaylaştir!Ey celal sahibi! Ve ey Halim! Senin yardımınla açılacak bir ilmin sırlarıyla bana bir ikram lutfeyle!Sırları kesin ve inkişaf etmiş Kur'an-ı Hakim'in nurani ve açık ifadeleriyle beni her türlü korku ve sıkıntıdan kurtar.Ey celâl sahibi ve ey kırık gönülleri üzüntüden kurtarıp saran! "Kün=ol" fiilinin "Kâfi hürmetine beni koru!Tehlikeler deryasında beni güvende kıl ve o deryadan en hayırlı bir selâmet sahiline çıkmayı ihsan eyle. Sensin benim sığınağım. Sıkıntılar ancak Seninle ortadan kalkar.Rahmet olan yağmurun sağnak hâli gibi üzerime nzık yağdır. Her ne kadar günahta aşırı da gitseler âlemlerin ümidi yalnız Sensin!Ey Celâl Sahibi! Basîr ism-i şerifin hürmetine düşmanlarımızı sağır, dilsiz, kör ve konuşamaz eyle!Alîm ve Ganî isimlerinle beraberSabûr isminin de kal'asma sığınarak, yanlışlıktan korunurum.Baştan başa bütün mahlûkâtın gönüllerini bana lütufla çevir ve Fettah ism-i şerifinle bana makbu-liyet elbisesini giydir.* : Üstad Bediüzzaman bu beyti, şu mânâya gelecek şekilde okurmuş ve o şekilde kaydetmiştir:Bütün âlemlerin kalblerini Risâle-i Nâr'a ısındır ve Fettah isminle ona makbuliyet ihsan eyle!)Ya İlâhî! Selâm ism-i şerifin hürmetine işlerimizi kolaylaştır ve bize izzet ve yücelik ver!Üzerimize af örtüsünü ger ve kalblerimize şifa ver. Kalbleri manevî hastalık kirlerinden temizleyip şifaya kavuşturan yalnız Sensin!Allah'ım! Hû ism-i şerifin hürmetine, bütün rızkımızda bize bereket ihsan eyle ve güçlük düğümlerini çöz de rahatlayalım!Ey Gerçek Ma'bûd, yâ Hû ve yâ Hayre'l-Hâhkîn! Ve ey bizim için nzıklar cömertliğinden coşup gelen!Her yönden gelen düşmanı Senin yardımınla defederiz. Sen de isminle onlara uzaktan atar ve onları dağıtırsın.Ey Celâl Sahibi! Çöl kelerinin, yanına koşarak gelip şikâyetini arz ettiği Zât'ın (Hz. Muhammed'in) şanı hürmetine onları yüzüstü ve yardımsız bırak!Yâ İlâhî! Benim ümidim ve seyyidim yalnız Sensin. Beni tahkir etmek isteyen ordunun düzeniniKesin yeminlerin (Yeminle başladığın Kur'ân sûre ve âyetleri) ve muht*******arı hürmetine, bütün zararlıların tuzaklarını benden defet!Ey eski ümmetlerden beri kendisinden dilekte bulunulanların en hayırlısı, ihsanda bulunanların en kerimi ve ümit kapılarının en değerlisi!Ey gizliliklere ilmiyle nüfuz eden Nûr! isminle, yıldızımı çağlar ve asırlar boyu nurlu kıl ve parlamaya devam ettir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.sorularlarisaleinur.com/subpage.php?s=article_more&amp;amp;id=1638&amp;amp;op=5"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Celcelutiye 3&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;Nurun kandili gizli, fakat açık bir biçimde tutuşturulur. Kandiller kandili gizli olarak nurlanır.izzet, azamet, celâl ve kibriya sahibi münezzeh ve mukaddes olan Zât-ı Rahîm'in nuruyla küfrün ateşi söndürülür.Ma'bûd-u bilhak (el-İlâh) Hû, Samed, Zü'1-Batş (Düşmanlarını kıskıvrak yakalayan), Cebbar (Hükmüne karşı konulmaz) ve Halım olan Zâtın yardımıyla (o nûr) düşmanlarının ateşini bastıracak.Gerçek ma'bûd, Hak olan ve hakkı gerçekleştiren, Cemîl, Vedûd ve Mucîb olan Zâtın yardımıyla insanlara kendisini sevdirecektir.Hak ism-i şerifin hürmetine duamı kabul buyur, benim yanımda ol, düşmanlarıma karşı bana kâfi gel, çünkü artık onlar çok ileri gittiler.Ey Rab ve Rahman olan Allah'ım! Hiç şüphesiz Sen hak ma'-bûdsun! Ey kuvvetli mededkârım! Şiddetli fırtınalar peş peşe kopmaktadır.Kâfirlerden korunmak ve düşmana şiddetle hücum etmek ancak Senin yardımmladır. Senin yüce kapına gelip sığınan kimsenin karanlığı dağılır.Tâ Hâ, Yâ Sîn, Tâ Sîn ve Tâ Sîn Mîm (Kasas ve Şuara Sûreleri hürmetine bize yönelip gelen bir saadete ermek için bizim yardımcımız ol!Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd (Meryem) Sûresi ile, bizi dört bir yandan kuşatan kem gözlere karşı korunuruz ve bu bize yeter.Hâ Mîm Ayn Sîn Kaf (Şûra) Sûresi bizi koruyan sığınağımız olsun; onun karşısında dağlar bile sarsılır.Kâf, Nûn ve Hâ Mîm Sûreleri hürmetine bu himayeyi gerçek-leştir... Duhân Sûresinde de muhkem kılınmış bir sır vardır.Elif Lâm ile başlayan sûreler, Nisa Sûresi, Mâide Sûresi, En'âm Sûresi ve nurlu kılınmış Nûr Sûresi hürmetine...Elif Lâm Râ ile başlayan (Yûnus, Hûd, Yusuf, İbrahim, Hicr) sûreleri sırrı ve îsm-i A'zam'ın nuruyla, işlediğim her günahtan vazgeçerek yükseldim.Elif Lâm Mîm Râ (Ra'd) Süresiyle yüce olan ruhanîler ve melekler meclisine yükseldim.Amme, Abese, Nâziat, Tank, Ve's-Semâi Zâti'l-BUrûci ve Zilzâl sûreleri hürmetine...Tebâreke, Nûn, Seele Sâilün, Tehmîz (Hümeze), İze'ş-Şemsü Küvvirat Sûreleri hakkı için...Zâriyât, Necm ve Kamer Sûreleri hürmetine işlerim bana kolaylaşsın,Hizb hizb, âyet âyet, okuyucuların okudukları ve inmiş olanlar adedince Kur'ân Sûreleri hakkı için.Ey Mevlâm! Kendilerine kitab indirdiğin her peygambere ihsanda bulunan fazlını diliyorum.Âyetü'l-Kübrâ hürmetine beni kurtar, emanet ve emniyet ver. Esmâi Hüsna hakkı için beni dağınıklıktan koru.O harfler Merih yıldızı gibi yüksek ve âlîdir. Asâ-yı Musa ismiyle karanlıklar dağılır.Bunların sırrını kendime şefaatçi ederek Senden niyazda bulunuyorum. Bu, insanların kendisiyle doğru yolu bulduğu zillet ve tevâzû sahibi birinin tevessülü gibi olsun.Ey merhametli Rabbim! Bunlar öyle harflerdir ki, mânâları sebebiyle çağlar ve zamanlar boyu üstünlük Kendilerine bahşedilmiş ve yüceltilmişlerdir.&lt;br /&gt;Celcelutiye 4&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;Ey Allah'ım! Gerçekten bütün âyetler ve ihtiva ettikleriyle Sana tevessülde bulunarak yalvardım.İşte onlar, nûr harfleridir. Onların hasiyet ve meziyetlerini [bende&gt; topla, mânâlarım gerçekleştir. Her türlü hayır onlarla tamamlanır.Bana itaat eden yardımcı bir hizmetçi gönder. Onunla sıkıntım ortadan kalksın.Ümmü'l-Kitâp olan Fatiha Sûresi ve arkasından gelen sûreler hürmetine bu konuda bana itaat edecek bir hizmetçi musahhar kıl.Ey Mevlâm! Kendisiyle çağrıldığında bütün işlerin kolaylaştığı isminle (İsm-i A'zam) Sana yalvarıyorum.İlâhî! Peygamberlerin Sana manen yaklaşmak için kendilerine şefaatçi kıldıkları kelimeler hürmetine güçsüzlüğüme merhamet et. Günahlarımı bağışla.Ey Yaratıcım ve Seyyidim (Efendim)! İhtiyacımı yerine getir! İşlerimi Sana havale ediyorum.Ya Rabbi! Hz. Muhammed'i (a.s.m.) ve burada toplanan güzel isimlerini şefaatçi ederek Senden niyaz ediyorum!Yâ İlâhî! Günah ve yersiz bir bakışa varıncaya kadar bütün hatalarımdan dolayı tevbe etmeyi şu miskin kuluna lûtfeyle ve hatasından geç!Beni hayır, ihlas ve takvaya muvaffak kıl ve yüce toplulukla birlikte beni Firdevs cennetine yerleştir!Hayatımda ve ölüp kabrin karanlığına vardığımda da bana merhametli ol ve böylece o karanlık nura açılsın.Yâ İlâhî! Ne olur, Mahşerde amel sayfamı lûtfunla ak eyle! Ve eğer hafif gelecek olursa sevap terazimi ağır getir.Beni, keskin olan Sırat köprüsünden koşarak geçir ve o büyük Cehennem ateşinden ve içindekilerden koru!İşlediğim her günahtan dolayı beni affet. Çok da olsa büyük günahlarımı bağışla!Ey kadri yüce İsmi taşıyan! Bütün tehlikeli işlerden kurtuldun ve selâmete erdin.Savaş, korkma! Harbet, çekinme! Vahşî ve yırtıcı hayvanlarla dolu her yere gir!Saldır, kaçma! Dilediğin düşmanla mücadele et! Dört yanını kuşatmış da olsa hiçbir kralın gücünden korkma!Ne bir yılandan korkarsın, ne bir akrep görürsün. Ne de bir arslan gürleyerek sana gelir.Ne bir kılıçtan, ne bir hançerin yaralamasından, ne bir mızraktan ve ne ortalığı almış kötülük ve tehlikeden korkma!Bunu okuyanın mükâfatı Hz. Muhammed'in (a.s.m.) şefaatidir. Saf saf dizilmiş hurilerle birlikte Cennette toplanır.Bil ki, Muhammed Mustafa (a.s.m.) en üstün Peygamberdir. Allah'ın yeryüzüne yayılmış kullarının en faziletlisidir.Yüce şanından dolayı her dileğinin başında onu an, onu şefaatçi et ki zulüm ve tecavüzden kurtulasın.Yâ İlâhî! Her gün, her an ve her rüzgâr estikçe o seçkin Mustafa'ya salât eyleO seçilmiş Muhammed'e (a.s.m.) ve bütün Âline yeryüzünün bitkileri ve kıyamete kadar esen rüzgâr adedince salât eyle!Parıldayan şimşeklerle birlikte bulutlardan dökülen yağmurlar adedince ve yeri göğü dolduracak kadar salât eyle!Bizzat Hz. Allah'ın ve meleklerinin ona salât ve selâm getirmesi (Onun büyüklüğünü göstermesi bakımından) sana yeter.O halde sen de, yıllar ve günler sürdükçe ve güneş ışık saçmaya devam ettikçe, sürekli olarak ve şefaatini dileyerek ona salât getir.Âl-i Hâşim'den (Haşim Oğullarından) o paklara, hacılar Kâbeyi ziyaret edip onu selâmlamaları adedince selâm eyle!Yâ İlâhî! Hz. Ebû Bekir ve Ömer'den, Hz. Osman ve sarsılmaz Haydar'dan da (Allah'ın Arslanı Hz. Ali'den) razı ol!Aynı şekilde bütün Âl ve Ashabından, evliya ve salihlerden ve bunlara tâbi herkesten razı ol!Bu, Hz. Muhammed'in (a.s.m.) amcasıoğlu Hz. Ali'nin sözleridir. Onda mahlûkât için ilimlerin özü ve sırrı toplanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuyla Alakalı Bakılabilecek Diğer Kaynaklar- &lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.sorularlarisaleinur.com/subpage.php?s=article_more&amp;amp;id=1647&amp;amp;op=1"&gt;&lt;strong&gt;Cümle Açıklamaları &lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;- &lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.sorularlarisaleinur.com/subpage.php?s=article_more&amp;amp;id=1647&amp;amp;op=2"&gt;&lt;strong&gt;Soru ve cevaplar&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;- &lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.sorularlarisaleinur.com/subpage.php?s=article_more&amp;amp;id=1647&amp;amp;op=3"&gt;&lt;strong&gt;Makale arşivi&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;- &lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.sorularlarisaleinur.com/subpage.php?s=article_more&amp;amp;id=1647&amp;amp;op=4"&gt;&lt;strong&gt;Kavramlar Lügatı&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;- &lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.sorularlarisaleinur.com/subpage.php?s=article_more&amp;amp;id=1647&amp;amp;op=5"&gt;&lt;strong&gt;Kullanıcı Soruları&lt;/strong&gt; &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-8373163001146959239?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/8373163001146959239/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=8373163001146959239' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/8373163001146959239'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/8373163001146959239'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/11/celcelutiye-ve-risale-i-nur.html' title='Celcelutiye ve Risale-i Nur'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-2357291313172660159</id><published>2007-11-01T04:22:00.001-07:00</published><updated>2007-11-01T04:22:52.490-07:00</updated><title type='text'>Cinsel İlişkide Eşlerin Başkalarını Hayal Etmeleri</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Eşler cinsel ilişkide bulunurken erkek hanımını tanıdığı güzel bir kadın diye hayal etmesi, kadının da kocasını başka bir erkek diye hayal ederek sevişmesi, cinsel ilişkide bulunması haramdır.&lt;br /&gt;İbn-i Abidin bu, suyu şarap olarak düşünüp şarap niyetiyle içmeye benzer. O, haram olduğu gibi bu şekilde cinsel ilişkide haramdır. (İbn-i Abidin:6/372))&lt;br /&gt;Bu tür davranışları ailelerin yıkılmasına sebep olacağı için İslam yasaklamıştır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kaynak: &lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?AID=107&amp;amp;id=70043"&gt;&lt;strong&gt;Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;    &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-2357291313172660159?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/2357291313172660159/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=2357291313172660159' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/2357291313172660159'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/2357291313172660159'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/11/cinsel-ilikide-elerin-bakalarn-hayal.html' title='Cinsel İlişkide Eşlerin Başkalarını Hayal Etmeleri'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-7472198139311818789</id><published>2007-11-01T04:13:00.000-07:00</published><updated>2007-11-01T04:14:35.394-07:00</updated><title type='text'>Cinsel ilişki</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Başlangıç Safhası: Terketmek erkek için kabalık, kadın için eziyettir. Beş duyudanda faydalanmalıdır.&lt;br /&gt;Görme&lt;br /&gt;İlişki öncesi gözler cinsel hisleri tahrik edecek şeyleri görmeli.&lt;br /&gt;Vakit gece ise,  fazla ışıklı olmaması, ışığın söndürülmesi veya ışığın az olması uygundur.&lt;br /&gt;Kadında veya erkekte ister giyinik ister çıplak olsun gözleri rahatsız edecek, az-çok  soğukluk etkisi yapacak görüntüler olmamalı.&lt;br /&gt;Kadının -dışarıya değil-  erkeğine karşı süslenmesi gerekir.&lt;br /&gt;Duyma&lt;br /&gt;İlişki öncesinde can sıkıcı sözler olmamalı&lt;br /&gt;Gönül alıcı fısıldaşmalar, tatlı bir sohbet en azından sevgi dolu birkaç söz.&lt;br /&gt;Koklama&lt;br /&gt;Güzel kokular etkileyicidir. Bu inceliği bilen kadın, o anda güzel kokularla kokulanmayı da ihmâl etmez.&lt;br /&gt;Bedenin temizliği ve hoş olmayan kokudan arınmış olması da yeterlidir.&lt;br /&gt;Eşlerin temiz vücudlarından birbirine verdiği fıtrî ve tabii kokunun, başlı başına te'sirli bir gücü vardır.&lt;br /&gt;En çok rahatsız edici kokular, ağız kokusu ile ağır ter kokusudur.&lt;br /&gt;Vücudda fazla ter toplayan koltukaltı ve kasık bölgeleri, haftada bir tıraş edilmeli ve yıkanmalıdır.&lt;br /&gt;Tatma&lt;br /&gt;Dişler fırçalanmalı  veya misvâklanmalıdır.&lt;br /&gt;Ağızda soğan sarmısak veya sigara kokusu rahatsız edicidir.&lt;br /&gt;İlişki başlangıcında ağız bölgesinin, dil ve dudaklar çevresinde yaptığı  temaslar da, tatma hissinden gerekli zevki almaya yeterlidir..&lt;br /&gt;Dokunma  ve Okşama:&lt;br /&gt;İlişkiye hazırlanmada "aşk oyunları" denilen en te'sirli yöntem vücudun çeşitli yerlerine yapılan dokunma ve okşama işidir. Bunun için önce yeteri kadar soyunmuş olmalıdır.&lt;br /&gt;Üst vücudda bir iç elbisesinden başkasını bırakmamak, hattâ vaziyete göre, yatak içinde soyunmuş olmak, ilişki zevkinin ziyâdesiyle yaşanmasını sağlar.&lt;br /&gt;Dokunma ve okşama vazifesi, kadından çok erkeğe düşer.&lt;br /&gt;Kadında omuz ve dizlerden mahrem yerlere kadar birçok bölge, okşanmaya karşı hassastır. Temas ve taramalar, çevreden merkeze doğru kayarak, kadında asıl temâs için kuvvetli bir arzu belirinceye kadar devam etmelidir.&lt;br /&gt;Hassas Bölgeler:&lt;br /&gt;Öpüşme : Hem cinsel beraberliği başlatır, hem de orgazma varmada önemli bir rol oynar. Dudaklar ve dil, en duyarlı bölgelerdendir. Özellikle alt dudakların ve dilin emilmesi, kadınlar için cinsel hazzı artırıcı etki uyandırır.&lt;br /&gt;Klitoris : Bu, kadınlık organının üst tarafında bulunan bir çıkıntıdır. Cinsel uyarma sonucu kabarır. Kadın vücudunun en duyarlı noktası olduğu için,  hafifçe okşamalıdır!&lt;br /&gt;Göğüsler : Kadınların meme uçları adeta birer klitoris görevi görür ve uyarılmaları kadına büyük haz verir. Aynı şekilde, memelerin koltuk altlarına doğru uzanan yan kısımları ile iki memenin ortası, bir de altlarındaki yuvarlıklar, hassas ve uyarıya açık bölgelerdir.&lt;br /&gt;Diğer Bölümler :  Bacak araları, göbek yuvarlağı, kulaklar, boyun, ense, sırt.&lt;br /&gt;Okşama Şekli&lt;br /&gt;İlişkiden önce, hassas bölgelerin hafif okşamalarla tahrik edilmesi gerekir.&lt;br /&gt;Okşamaya,  en hassas bölgelerden başlanmaz. Daha az hassas bölgelerden başlayarak, en hassas bölgelere, merkeze doğru kaydırılan yumuşak bir okşama idealdir.&lt;br /&gt;İlişki Safhası&lt;br /&gt;Şehvet hislerinin iyice uyanmasıyla, kadının mahrem bölgesinde birleşmeyi kolaylaştırıcı mezi denilen sıvı çıkar.&lt;br /&gt;Kadın o anda cinsî his bakımından zayıf olur veya yeterince tahrîk edilmemiş bulunursa, böyle bir sıvı görülmez.&lt;br /&gt;Eşler, arzu ettikleri temas şeklini tercih ederler.&lt;br /&gt;Temas safhasında en mühim mes'ele, erkeğin acele etmemesidir.&lt;br /&gt;O halde erkek, zaman zaman duraklamalar ve ihtiyatlı tavırlarıyla, sondaki "orgazm" durumuna gelmeyi geciktirmeli, bu noktada kadınla beraberliği sağlamaya çalışmalıdır.&lt;br /&gt;Esas itibariyle birleşmenin sorumluluğu da erkeğe düşer. Erkek, birleşmeye doğru yönelirken, kadının bunu anlayacağını sağlayacak hareketler yaparak onu hazırlamalı, aynı zamanda da, yavaş hareketlerde bulunarak "birleşme" durumuna geçmelidir.&lt;br /&gt; Birleşme sırasında da, kararlı ama yumuşak olmaya çalışmalı, tedricen yaklaşmalı, başlangıçtaki yavaş hareketlerin temposunu yavaş yavaş artırmalıdır.&lt;br /&gt;Yeterli ön hazırlık ve aşk oyunları izlenince, uygun bir birleşme, birleşmenin en önemli noktası olan "birleşmede orgazm" veya "aynı anda orgazm" denen sonucu sağlar.&lt;br /&gt;Orgazmın verdiği yorgunluk ve "uyuşukluk" içinde, çok yavaş hareketlerle öpüşme ve okşamaları sürdürmek, bu arada da hafif ve müşfik bazı sözler söylemek, eşler için hem orgazmın tam doyumuna vardırıcı, hem de onları rahatlatıcı olur.&lt;br /&gt;Cinsi ilişkinin baştan sona normal bir bütün hâlinde, onbeş-yirmi dakika sürmesine ihtiyaç vardır. Bu müddet, duruma göre uzayıp kısalabilir.&lt;br /&gt;Boşanmadan sonra erkek, hemen çekilmemeli, bir müddet daha kadınla berâber kalmalıdır.&lt;br /&gt;Orgazmdan sonra genel olarak erkekler, baştakine benzer bir sevgi ve ilgi göstermeyi ihmâl ederler. Kadın ise bu ândan sonra da, sevgi kucağında bir miktar daha eğlenmeyi arzular. Bu kısa bekleşmenin ihmâli, kadının canını sıkar.&lt;br /&gt;Erkek, eşinin bu ândaki haklı arzusunu da ondan esirgememelidir. Son safhadaki bu tabiî arzuya cevap vermek için, yerine göre bir kendine çekiş, kucaklayış, bir bûse ve okşayış da kâfi gelebilir.&lt;br /&gt;Pozisyonlar&lt;br /&gt;Evlilik hayatı boyunca cinsî münâsbetlerin, şeklen değişmeyen bir vaziyette devam etmesi bıkkınlığa sebeb olabilir. Bunun içindir ki, zaman zaman farklı şekil ve vaziyetleri kullanmaya ihtiyaç görülür.&lt;br /&gt;Zamanla değişen lüzum ve ihtiyaca göre, kadına zahmet vermeden daha uygun vaziyetler seçmek, (sırtüstü, yanüstü, dizüstü çeşitli haller) eşlerin tercihine kalmıştır.&lt;br /&gt;Genel tercîhler kadın altta yüzyüze ve malûm vaziyette olmakla beraber - döl yolundan olmak şartıyle- çeşitli şekiller mümkün ve meşrûdur.&lt;br /&gt;Birincisinde kadın sırt üstü yatar, erkek kadına yüzü dönük olarak üstten yaklaşır. En uygun olanı budur.&lt;br /&gt;İkinci pozisyonda ise, kadın üstte olur ve serbestçe hareket ederek cinsî temasta motor rol oynayabilir.&lt;br /&gt;Orgazma, boşalmaya yakın pozisyon değiştirmek iyi olur. Boşalma anında kadının üste olması her ikisine de sıkıntı verir. Boşalma esnasında kadının altta erkeğin üste olup, boşalmadan sonra bir müddet o halde kalmaları eşleri rahatlatır. Fakat bütün ağırlık kadının üzerine verilirse, rahat olması gereken hassas bir zamanda kadına sıkıntı verilmiş olur. Bunun için erkeğin diz ve dirsekler ile yataktan destek alıp yükünü hafifletmesi gerekir.&lt;br /&gt;Kaynak: &lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.huzuradogru.com/"&gt;&lt;strong&gt;Huzura Doğru&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;  sitesinden özetlenerek alınmıştır.&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-7472198139311818789?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/7472198139311818789/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=7472198139311818789' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/7472198139311818789'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/7472198139311818789'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/11/cinsel-iliki.html' title='Cinsel ilişki'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-6967758455194354867</id><published>2007-11-01T04:12:00.000-07:00</published><updated>2007-11-01T04:13:03.193-07:00</updated><title type='text'>Cinsel Görevden Kaçınma</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kadının cinselliğinden yararlanmak kocanın hakkı olduğu gibi, erkeğin cinselliğinden yararlanmak da kadının hakkıdır.&lt;br /&gt;Cenab-ı Hak buyuruyor: "Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları varsır. Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları bir derece daha fazladır." (Bakara Suresi : 228)&lt;br /&gt;Bu ayette bahsedilen bir derece, cinsellik konusunda değildir. Cinsellik konusunda erkek-kadın eşittir. Erkeğin bir derece daha haklı olduğu konu onun kadını gözetmesi, malını koruması, onu idare etmesi, ailenin yükünü çekmesi  açısındandır.&lt;br /&gt;Allah Resulu  buyuruyor: "Kadın kocasının izni olmadan (farz oruç dışında) oruç tutar da orucu sebebiyle kocasının arzularını karşılamaktan kaçınırsa Allah ona üç haram işin günahını yükler." "Kişi cinsel ilişkide karısını çağırdığı zaman karısı ocak başında yemek pişiriyorsa da kocasının davet cevap versin." "Kişi karısını yatağa çağırdığı zaman (bir özrü olmadan) kadın gelmekten kaçınır, kocası da bu sebeple ona kırgın olarak gecelerse, melekler sabaha kadar o kadına lanet ederler." "Size cennetlik kadınları tanıtayım mı? Onlar bir hata ettikleri veya kocaları tarafından  bir haksızlığz uğratıldıkları zaman kocalarına karşı: "Seni hoşnud etmedikçe uyumayacağım diyebilen kocalarına düşkün kadınlardır."&lt;br /&gt;Aynı şekilde kocanın cinselliğinden yararlanmakda kadını hakkıdır. Bu hakkını almasına yardımcı olmak da kocasının görevidir. Kocanın bu görevini yapmaması, onu suçlu ve günahkar yapar. (Tefsir-i Kurtubi 3/124) Hatta koca cinsel görevini yapamadığı zaman kadın mahkemeye başvurup boşanabilinir. bu hak erkeğee de verilmiştir.  &lt;br /&gt;Kaynak: &lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?AID=107&amp;amp;id=70043"&gt;&lt;strong&gt;Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-6967758455194354867?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/6967758455194354867/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=6967758455194354867' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/6967758455194354867'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/6967758455194354867'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/11/cinsel-grevden-kanma.html' title='Cinsel Görevden Kaçınma'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-2296749644082436921</id><published>2007-11-01T04:11:00.001-07:00</published><updated>2007-11-01T04:11:59.998-07:00</updated><title type='text'>CİNSEL EĞİTİM NASIL OLMALI</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Dr. İbrahim Erbıyık &lt;/strong&gt;&lt;a href="http://zaferdergisi.com/" target="_blank"&gt;&lt;strong&gt;Zafer Dergisi -&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt; 2001-OCAK-289. SAYI  &lt;br /&gt;KADIN VE ERKEK... 'Her birinin kendisine has cinsel özellikleri vardır. Ergenlik çağı ile birlikte zirveye çıkan cinsel ihtiyaçlar, cinsel problemler, evlilik ve aile, evlilikte cinsel hayatın tatminkâr olması için uyulması gereken kurallar, hamilelik ve doğum, çocuğun bedensel ve ruhsal sağlığı, müstehcenlik ve muzır neşriyat, toplumda kadın erkek ilişkileri...'&lt;br /&gt;Bütün bunlar insan cinsî hayatının ana başlıklarıdır.&lt;br /&gt;Cinsel konuların akıl almaz istismarlara konu yapıldığı bir zamanda yaşıyoruz.&lt;br /&gt;Bir tarafta cinsel hayat ayıplarla örtülü bir tabu olarak görülüyor... Öbür yanda, bütün mahremiyet sınırlarına meydan okuyan bir teşhircilik furyası yürütülüyor... Bu tezat tablosundan ortaya çıkan sonuç: cinsel hayatta tam bir anarşi hüküm sürüyor. O halde, dinî kaynaklara ve çağdaş ilimlere dayanarak yapılacak bir cinsel eğitim ihtiyacı ihmale gelmeyecek kadar âcil olmaktadır.&lt;br /&gt;Cinsî konuların insan hayatındaki yeri nedir? Cinsel hayat hakkında bilmemiz gerekenler nelerdir? Medyanın olumsuz bombardımanından nasıl kurtulacağız? Doğru olan nedir? Neler yanlıştır? Sevap, ayıp, günah kavramları en doğru şekilde nasıl anlaşılacaktır?..&lt;br /&gt;Cinsellik hayatımızın bir parçasıdır. Yüce Kitabımızda da şöyle buyrulmuyor mu? İnsanlar iki ayrı cins olarak, 'erkek ve dişiden' yaratılmıştır. Bir çok ayette eşler arasındaki münasebetlerin biyolojik ve psikolojik boyutlarına işaret edilmiştir.&lt;br /&gt;Yaradılışımıza yerleştirilen çok önemli bazı temel ihtiyaçlar vardır: Beslenme, barınma,uyku ve cinsellik gibi...&lt;br /&gt;'Şehvet' olarak adlandırılan cinsî arzu (libido, cinsel haz) kadınla erkek arasında yaratılan birbirine yakın ve beraber olma ihtiyacının biyolojik temellerinden biridir.&lt;br /&gt;Rum suresinin 21. ayetini dinleyelim: 'Yine O'nun delillerindendir ki, size kendi cinsinizden, kendilerine meyil ve ülfet edeceğiniz eşler yarattı. Aranızda merhamet ve sevgi koydu. Şüphesiz bunda düşünen bir kavim için, ibret alınacak çok deliller vardır.'&lt;br /&gt;Bediüzzaman, İşârât-ül İ'caz adlı eserinde, nefis bir duygusal yorum yapıyor:&lt;br /&gt;'İnsanoğlunun en fazla ihtiyacını tatmin eden, kalbine mukabil bir kalbin mevcut olmasıdır ki, her iki taraf sevgilerini, aşklarını, şevklerini mübadele etsinler ve lezzetlerde birbirine ortak, gam ve kederli şeylerde de yekdiğerine muavin ve yardımcı olsunlar. Evet, bir işte hayrete düşen veya bir şeye dalarak tefekkür eden adam, velev zihnen olsun, ister ki; birisi gelsin, kendisiyle o hayreti, o tefekkürü paylaşsın. Kalblerin en latifi, en şefiki, kısm-ı sani ile tabir edilen kadın kalbidir.'&lt;br /&gt;Her bir hücrenin mikrokozmik seviyede, elektronlarına kadar, en ince bir plan dahilinde her türlü ihtiyacını mükemmelen karşılayan Vücut Sarayının Sahibi insanoğlunun bütün ihtiyaçlarını da belli nizamlara bağlı kılarak karşılamıştır. Dinimizin bize kazandırdığı iki temel ölçü olan helâl ve haram kıstaslarına göre kurulan bu nizam, insanın her bakımdan huzurlu olmasının şartlarını sunmaktadır.&lt;br /&gt;Madem insanlarda cinsî ihtiyaçlar, arzular yaratılmıştır. Kadın erkeğe, erkek de kadına eğilimli kılınmıştır. O halde aile hayatı ortamında bu duyguların meşru bir şekilde karşılanması, sağlıklı ve vazgeçilmez bir husustur.&lt;br /&gt;Dinimizde evliliğe büyük önem verilmiş, cinsel hayatı düzenleyen emir ve yasakların büyük çoğunluğu da bu temel ölçüye göre belirlenmiştir.&lt;br /&gt;Zinanın, homoseksüelliğin, evlilik içinde cinsel hayattan çekilmenin, kısırlaşmanın, şehvetle bakmanın vs... yasaklanması, cinsî duyguların meşru yoldan, evlilik hayatı içerisinde tatminine dönük prensiplerden bazılarıdır.&lt;br /&gt;Helâl ölçülerdeki cinsel yakınlaşma ibadet sınırları içerisinde değerlendiriliyor. Zira cinsel ihtiyaçlar kulluk bilinci içerisinde, emredilen prensipler doğrultusunda karşılanması huzur ve mutluluğun en önemli şartlarından biridir.&lt;br /&gt;Cinsel hayattaki sapmaların insanları ne gibi tehlikelere maruz bırakabileceğine sanırım AIDS iyi bir örnektir.&lt;br /&gt;Cinsel eğitim şart mı? İslam'ın emir ve yasaklarını öğrenmek, büluğ çağından itibaren aklı başında olan her Müslüman'a farz ve şart değil midir? Elbetteki bir kısım ibadetlerin sıhhati, bu bilgilerin bilinip yaşanmasına bağlıdır. Gusül abdestinin hangi hallerde zorunlu olduğunu kavramadan ibadet hayatı sağlık kazanabilir mi? Öyleyse cinsel bilgiler de doğru kaynaklardan öğrenilmelidir.&lt;br /&gt;Çocuklar cinsel farklılıklarını daha iki, üç yaşından itibaren sezmeye başlarlar. Bildiğimiz anlamdaki cinsel 'bilinç' ise ancak büluğ çağı ile birlikte yerleşmeye başlar.&lt;br /&gt;Aslında cinsel terbiye ve eğitim doğumla başlamalıdır. Kılık kıyafetten davranışlara, oyun ve oyuncaklara kadar pekçok hususta kız ve erkek çocukları farklı yetiştirilmelidir. Hz. Hasan'ın doğumunda sarıldığı sarı giysiyi Efendimiz beyaz bir giyecekle değiştirmiş, renk ayrımının önemine dikkat çekmiştir.&lt;br /&gt;Cinsel terbiye çocukların büyüyüp gelişmesine göre yoğunlaşan bir seyir takip eder. Kızların anneleri, erkeklerin babalarınca eğitilmeye başlamaları en uygun olanıdır.&lt;br /&gt;Eğitimin amacı çocuğun cinsine has davranışları normal ve sağlıklı şekliyle kazanmasıdır. Çocuktaki normal gelişme seyri dikkatle izlenmeli, sorularına kaçamaklar, ve yanlış sapkın yorumlar yerine, tatmin edici cevaplar verilmelidir. Azarlamak, baştan savmak zarar vericidir.&lt;br /&gt;İbadetle ilgili cinsel bilgilerin verilmesinde geç kalınmamalıdır. Namaz ve orucun gerekleri öğretilirken bu bilgiler verilebilir. 6-7 yaş civarı uygundur. 7 yaşında, en geç 10 yaşında çocukların yatakları, odaları ayrılmalıdır.&lt;br /&gt;En hassas dönem büluğ çağı: Bedenlerdeki farklılaşma ve duygu dünyalarındaki değişmeler, ana, babaların onlarla ciddi bir şekilde konuşmalarını, yol göstermelerini gerektirir. Artık çocukluktan çıktıkları, yetişkin birer genç kız veya delikanlı oldukları, bedensel ve ruhsal gelişmelerin onlara yüklediği sorumlulukların gereği anlatılmalıdır. Karşı cinsle ilişkilerin düzenlenmesi, cinsel hayatlarında nelere, nasıl dikkat edip, yasaklardan kaçmaları benimsetilmelidir. İnce ayrıntılara girmek yersizdir. Ancak evlilik hayatına ait meşru bilgilerin sapık, yanlış, kulaktan dolma, art niyetle piyasaya sürülmüş tehlikeli, zararlı 'cinsel eğitim' yayınlarıyla karşılanmasının önüne geçilmelidir.&lt;br /&gt;Hadislerde belirtilen, meşru ölçüler içindeki cinsel hayat, Allah'a kulluğun bir yoludur. Sünnete uygun yaşayanın her konuda olduğu gibi cinsel konularda da başı ağrımaz.&lt;br /&gt;Aile ortamında ananın kızına, babanın oğluna samimi bir havada doğru bilgileri sunması niçin ayıp olsun ki?.. Allah hakkı öğrenmede haya etmemizi emretmiyor ki..&lt;br /&gt;Dengeli ve istikametli bir cinsel hayat huzurun, mutluluğun yollarından biridir.&lt;br /&gt;Utanma duygusundan arındırılmış bir hayat anlayışının her fırsatta yaygınlaştırılmaya çalışıldığı, cinsî enerjiyi çizgi dışına kaydırma gayretlerinin olumsuz atmosferinde, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu anlamak için geç kalmış sayılmayız. Böylece dünyayı cennete çevirecek huzur ve saadetli aile ortamı yüzümüzde güller açtırır.&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-2296749644082436921?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/2296749644082436921/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=2296749644082436921' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/2296749644082436921'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/2296749644082436921'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/11/cinsel-eitim-nasil-olmali.html' title='CİNSEL EĞİTİM NASIL OLMALI'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-5268648826632639815</id><published>2007-11-01T04:09:00.000-07:00</published><updated>2007-11-01T04:10:43.489-07:00</updated><title type='text'>Bakire</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu kelime genelde kız için kullanılır. Kızoğlan kız, henüz el değmemiş, cinsi temasta bulunmamış. Meşru veya gayrimeşru olarak bir kadınla cinsi temasta bulunmamış erkek için de "bekareti zedelenmemiş" ifadesi kullanılır.&lt;br /&gt;İslam hukukunda bakirelerle ilgili bazı özel hükümler vardır. Bir veli bûluğ çağına eren kızını evlenmeye zorlayamaz, onun razı olup olmadığını sorar. Kız bakire ise susumasıve gülümsemesi onun evlenmeye razı olduğu anlamını taşır. dul kadından ise açıkça izin gerekir.&lt;br /&gt;Hz.Aişe (r.a.): - Ya Resulullah! Er görmedik kız utanır. -Bakirenin rızası susmasıdır.&lt;br /&gt;Bir kızın bekareti sıçramakla, yaralanmakla veya yaşlanmak suretiyle zail olursa bakire sayılır.&lt;br /&gt;Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bakire ile evlenmeyi teşvik etmiştir. Çünkü onunla ülfet etmek ve onu kendine bağlamak daha kolay ve güzel olur. Bununla beraber Resullullah (s.a.s.) dul ile evlenenlere de hayır dua da bulunmuştur.&lt;br /&gt;Cabir b. Abdullah rivayet ediyor: "Babam Abdullah öldü. Geride yedi kız bıraktı. Ben dul bir kadınla evlendim. Resulullah bana: - Ya Cabir! Evlendi mi? - Evet, evlendim - Kız mı, yoksa dul mu? - Dul ya Resulullah. - Kendisini güldüreceğin ve seni güldürecek bir kızla evlenseydin ya. - Babam Abdullah, Uhud da şehit oldu. Fakat geride yedi kız bıraktı. Doğrusu ben de bunların arasına kendileri gibi genç bir kız getirmeyi hoş görmedim de onların işlerini görecek ve onları terbiye edecek bir kadınla evlenmeyi uygun gördüm. - Allah eşini sana mübarek eylesin.&lt;br /&gt;Resulullah (s.a.s)'ın hanımları içersinde kız olarak evlendiği sadece Hz.aişe validemiz vardı. Diğer bütün hanımları ile dul olarak evlenmişti. Bu bakımdan Hz.aişe validemiz bununla iftihar ederdi. Bir defa Hz.Aişe validemiz Resulullah (s.a.s)'a: - Ya Resulullah? Lütfen söyler misin? Sen bir vadiye insen de orada bir mahsülü yenmiş bir ağaç, bir mahsülü yenilmemiş bir ağaç bulsan, deveni hangisinde yayar, otlatırsın? - Başkası tarafından otlatılmayan ağaçta. Hz.Aişe (r.a.) bu sorusu ile Resulullah'ın kendisinden başka bakire biri ile evlenmediğini kastetti.&lt;br /&gt;Kaynak: 1) Muslim 2) Şamil İslam Ansiklopedisi &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-5268648826632639815?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/5268648826632639815/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=5268648826632639815' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/5268648826632639815'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/5268648826632639815'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/11/bakire.html' title='Bakire'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-7348185569248182210</id><published>2007-11-01T04:08:00.000-07:00</published><updated>2007-11-01T04:09:29.671-07:00</updated><title type='text'>Kadına Arka Organdan Yaklaşmak</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Kadına arka organdan temas ne şekilde olursa olsun kesinlikle haramdır. Şayet kadın bu işe razı olacak olursa, o da büyük günaha ortak olur. Eşler arası bile olsa anal ilişki livata olarak adlandırılmış olup, yasaklanmıştır.&lt;br /&gt;Cenab-ı Hak buyuruyor:&lt;br /&gt;"Ey Muhammed! Sana kadınların ay başı halinden de soruyorlar. De ki: O bir eziyettir Onun için ay başı halinde oldukları zaman kadınlardan çekilin ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. İyice temizlendikleri zaman ise Allah'ın emrettiği yerden onlara varın, yaklaşın Şüphesiz ki Allah çok tövbe edenleri de sever, çok temizlenenleri de sever."(Bakara Suresi :222)&lt;br /&gt;"Kadınlarınız, sizin için bir tarladır. O halde tarlanıza dilediğiniz gibi varın ve kendiniz için ileriye hazırlık yapın. Allah'tan korkun ve bilin ki siz mutlaka O'nun huzuruna varacaksınız. Ey Muhammed, müminleri müjdele!" (Bakara Suresi :223)&lt;br /&gt;Cinsel ilişki çocuğun çıktığı yerden olmak şartıyla ister kadının yüzü dönük olsun size, isterse arkası, Cenab-ı Hak (C.C.) helal olan yere ekin tarlası diyor. Yani çocuk yetişen doğum olan yer, bunun dışında herhangi bir yerden varmak haramdır.&lt;br /&gt;Allah Resulu buyuruyor: "Kadınlara arkadan varmayınız." "Kadınlara arkadan yaklaşana lanet edilmiştir." "Allah'ın size emrettiği yerden kadınlara yanaşın."&lt;br /&gt;Erkeğin cinsel organının sünnet kısmı kadının arka organına sokulmasıyla bu haram işlenmiş olur.&lt;br /&gt;Karısının tenasül uzvunu bırakıp da livata edenlere, şiddetli tazir lazım olur.&lt;br /&gt;Kaynaklar: 1) Büyük Kadın İlmihali, Rauf Pehlivan 2) İlmihal, İslam ve Toplum, Türkiye Diyanet Vakfı 3) Günümüz Meselelerine Açıklamalı Fetvalar, Mehmed Emre 4) Ti&lt;/strong&gt;rmizi&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.turk.ch/islam_kadin/mahrem/index.htm"&gt;Ana &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-7348185569248182210?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/7348185569248182210/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=7348185569248182210' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/7348185569248182210'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/7348185569248182210'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/11/kadna-arka-organdan-yaklamak.html' title='Kadına Arka Organdan Yaklaşmak'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-3749217069625826033</id><published>2007-11-01T04:07:00.001-07:00</published><updated>2007-11-01T04:07:42.602-07:00</updated><title type='text'>Arefeyi bayrama bağlayan  gece cinsi münasebet olur mu?</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bunda bir günah yoktur. Fakat o  geceyi ibadetle geçirmek daha güzeldir.&lt;/strong&gt;   &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-3749217069625826033?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/3749217069625826033/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=3749217069625826033' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/3749217069625826033'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/3749217069625826033'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/11/arefeyi-bayrama-balayan-gece-cinsi.html' title='Arefeyi bayrama bağlayan  gece cinsi münasebet olur mu?'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-1372823551476161789</id><published>2007-11-01T04:05:00.001-07:00</published><updated>2007-11-01T04:05:57.443-07:00</updated><title type='text'>Adetten sonra yıkanmadan cinsel ilişki</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hanefi alimlerine göre, adet hali olan kadının hayız süresinin en çoğu olan on gün geçerse, kan da kesilirse yıkanmadan cinsel ilişkide bulunabilinir.&lt;br /&gt;Şafii ve Maliki alimlerine göre ise, yıkandıktan sonra cinsel ilişkide bulunabilinir.&lt;br /&gt;Bazı alimlere göre de yıkanması gerekmez, yalnız cinsel organının yıkamakla cinsel ilişki helal olur.&lt;br /&gt;Bu farklılık "Onlar temizleninceye kadar yaklaşmayınız" (Bakara Suresi: 222) ayetindeki temizlik anlayışından kaynaklanmaktadır. İmam-ı azama göre buradaki temizlik hayzın kesilmesi demektir. Dolayısıyla adet bitiminden sonra yıkanmadan cinsel ilişkide bulunmak caizdir. Ancak yıkanmak müstehaptır.  &lt;br /&gt;Kaynak: &lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?AID=107&amp;amp;id=70043"&gt;&lt;strong&gt;Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-1372823551476161789?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/1372823551476161789/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=1372823551476161789' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/1372823551476161789'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/1372823551476161789'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/11/adetten-sonra-ykanmadan-cinsel-iliki.html' title='Adetten sonra yıkanmadan cinsel ilişki'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-8526456074644622881</id><published>2007-11-01T04:04:00.001-07:00</published><updated>2007-11-01T04:04:53.668-07:00</updated><title type='text'>Adetli veye lohusa kadınla cinsel ilişkinin kefareti nedir ?</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Allah Resulu buyuruyor:&lt;br /&gt;"Karısıyla hayız halinde, adetin ilk günlerinde ilişkide bulunursa bir dinar, son günlerinde bulunursa yarım dinar sadaka verir."&lt;br /&gt;Fıkıh kitaplarında, "Eğer kan kırmızı veya siyah ise bir dinar, sarı ise yarım dinar sadaka vermesi müstehap olur" denilmektedir.&lt;br /&gt;Eğer bir müslüman adet halindeki  hanımıyla ilişkide bulunmuşsa önce tevbe etmesi gerekir. Sonra da yukarı da belirtildiği üzere fakirlere sadaka vermesi  gerekir. Bu sadakayı her iki taraf da verir.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-8526456074644622881?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/8526456074644622881/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=8526456074644622881' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/8526456074644622881'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/8526456074644622881'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/11/adetli-veye-lohusa-kadnla-cinsel.html' title='Adetli veye lohusa kadınla cinsel ilişkinin kefareti nedir ?'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-6638162500427105669</id><published>2007-11-01T03:58:00.000-07:00</published><updated>2007-11-01T04:01:27.215-07:00</updated><title type='text'>Adet Halinde Sevişmek Haram mıdır?</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yasaklanan yalnız cinsel organların teması olduğu için, hiç şüphesiz sevişmek helaldir. Üstelik adet halinde sevişmek, Peygamber Efendimizin (s.a.v) sünnetlerindendir.&lt;br /&gt; Hz. Aişe (r.a.) şöyle anlatıyor.&lt;br /&gt;" Eşleri olan bizlerden biri adet gördüğü zaman Allah'ın Resulü (göbekle dizler arasına örten) genişçe bir örtü örtünmesini emreder, sonra da onun göğüslerine yönelirdi."&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-6638162500427105669?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/6638162500427105669/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=6638162500427105669' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/6638162500427105669'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/6638162500427105669'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/11/adet-halinde-sevimek-haram-mdr.html' title='Adet Halinde Sevişmek Haram mıdır?'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-2067277200336150409</id><published>2007-10-31T18:32:00.000-07:00</published><updated>2007-10-31T18:33:25.283-07:00</updated><title type='text'>Evladına dinini öğretmek</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bazı kimseler, “Çocuk din dersini, ancak lise, hatta üniversiteyi bitirince öğrenmelidir. Daha önce öğrenirse aklı karışır. Fen bilgilerini öğrenmesi ve inanması zor olur” diyorlar. Fen bilgisi, din bilgisinden ayrı değildir. Fen bilgisi İslami ilimlerin bir koludur. İslami bilgileri öğrenen fen ilimlerini de öğrenir. Her Müslüman, çoluk çocuğuna ve emri altında bulunanlara dinini öğretmekle sorumludur. Bir hadis-i şerif meali:(Hepiniz, bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü koruduğu gibi, siz de evinizde ve emriniz altında olanları Cehennemden korumalısınız! Onlara Müslümanlığı öğretmezseniz, mesul olursunuz.) [Müslim] Bir âyet meali de şöyledir: (Ey iman edenler, yakıtı insan ve taş olan Cehennem ateşinden kendinizi ve çoluk çocuğunuzu koruyun.) [Tahrim 6]İyiliğe de, kötülüğe de sebep olanlar, yaptıkları işe ortak olurlar. Üç hadis-i şerif meali:(Dinimizde iyi bir çığır açan, bununla amel edenler gibi sevaba kavuşur, onların sevabından da hiçbir şey eksilmez. Kim de, dinimizde kötü bir çığır açarsa, onların günahı, ona da verilir, o kötü yoldakilerin günahından hiçbir şey eksilmez.) [Müslim](Hayra delalet eden [yol gösteren, sebep olan] o hayrı yapan gibi sevaba kavuşur.) [Taberani](Bir Müslümanın evladı ibadet edince, kazandığı sevap kadar, babasına da verilir. Bir kimse, çocuğuna dinini öğretmeyip, günah olan şeyler öğretirse, bu çocuk ne kadar günah işlerse, babasına da o kadar günah yazılır) [S. Ebediyye](Ağaç yaşken eğilir) ve (Demir tavında dövülür) gibi ata sözleri meşhurdur. Her şey zamanında yapılır. Bir hadis-i şerif meali:(Çocukken öğrenilen şey, taş üzerine kazılan nakış gibi kalıcıdır. Yaşlandıktan sonra öğrenmeye kalkması ise, su üzerine yazı yazmaya benzer.) [Hatib]Bu bakımdan çocuklarımıza ilkönce, dinimizin emir ve yasaklarını ve Kur’an-ı kerimi öğretmeliyiz. Daha sonraya bırakmamalıyız. (Helekel-müsevvifun) hadis-i şeriftir. Anlamı ise, (Hayırlı işlerinizi hemen yapın. Yarına bırakmayın, yoksa helak olursunuz) demektir. Hayırlı işlerin birincisi ve en önemlisi çoluk çocuğuna İslamiyet’i öğretmektir. Her Müslümanın bu birinci görevi hemen yapması, yarınlara bırakmaması gerekir.Teşhis ve tedaviTeşhis doğru yapılmazsa tedavi de hem yanlış olur hem de netice vermez. Bir çocuk akıl baliğ olunca yani ergenlik çağına gelince mükellef olur, yani dinimizin emir ve yasaklarına muhatap olur. İmanın şartlarını yani Amentü‘yü manasıyla beraber bilip söylemesi, İslam’ın beş şartına inanması, gereğini yapması farz olur. Gusletmesi, abdest alması, namaz kılması farz olur. Anne babalar ve gençler buna dikkat etmezse, hem günaha girdikleri gibi hem de huzur yüzü görmezler. Ergenlik çağındaki gençlerdeki problemlerin ana sebebi, belki imanlarının olmayışı, varsa gusletmemeleri ve namaz kılmamalarıdır. Çocuk akıl baliğ olunca bunları bilmezse, inanmazsa, beğenmezse mürted olur. Buna sebep olan anne baba da mürted olur. Yeni müslüman olanın veya akıl-baliğ olan çocuğun, önce Kelime-i şehadet söylemesi ve bunun manasını öğrenip, inanması gerekir. Bundan sonra, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında yazılı olan itikad, yani iman edilmesi gereken bilgileri öğrenip, bunlara inanması gerekir. Sonra Ehl-i sünnetin dört mezhebinden birinin kitaplarında yazılı olan fıkıh bilgilerini, yani İslam’ın beş şartını ve helal, haram olan şeyleri öğrenmesi ve bunlara inanması ve uygun yaşaması gerekir. Bunları öğrenmek ve uymak gerektiğine inanmayan, önem vermeyen mürted olur. Yani kelime-i şehadet getirerek müslüman olduktan sonra, tekrar kâfir olur. Nikahlı müslüman bir kız, baliga olduğu zaman, Müslümanlığı bilmezse, nikahı bozulur. Yani mürted olur. Allahü teâlânın sıfatlarını ona bildirmelidir. O da, tekrar etmeli ve (bunlara inandım) demelidir. (Dürr-ül-muhtar)İbni Abidin hazretleri bunu açıklarken diyor ki: Kız küçük iken, ana-babasına tâbi olarak müslümandır. Baliga olunca, ana babasının dinine tâbi olması devam etmez. İslamiyet’i bilmeyerek baliga olunca, mürted olur. İman edilecek şeyleri işitip de, inanmamış kimse, kelime-i tevhid söylese, yani (La ilahe illallah Muhammedün resulullah) dese, müslüman olmaz. Amentü‘de bulunan altı esasa inanan ve (Allahü teâlânın emirlerinin ve yasaklarının hepsini kabul ettim, beğendim) diyen kimse Müslüman olur.Her Müslüman, çocuklarına Amentü’yü ezberletmeli, manasını iyice öğretmelidir! Çocuk bu altı esası öğrenmez ve inandığını söylemezse, baliğ olduğu zaman Müslüman olmaz, mürted olur.Sadece Allah’a inandım demek kâfi değildir. Amentü’de bildirilen altı esastan birini, mesela kaderi inkâr eden, kâfir olur, bütün iyi amelleri yok olur. (Redd-ül Muhtar)Amentü şöyledir:Âmentü billahi ve melaiketihi ve kütübihi ve rüsülihi vel yevmil ahiri ve bilkaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ vel ba’sü ba’del mevti hakkun. Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resülühü.[Yani, Allah’a, meleklerine, gönderdiği kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna, öldükten sonra dirilmeye inanıyorum. Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed aleyhisselamın da Allah’ın kulu ve son Peygamberi olduğuna şehadet ediyorum.]Her Müslümanın birinci vazifesi, evladına İslamiyet’i ve Kur’an-ı kerimi öğretmektir. Evlat nimetinin kıymeti bilinmezse, elden gider. Bunun için Pedagoji [çocuk terbiyesi] dinimizde çok kıymetli bir ilimdir. İslam dinine karşı olanlar, bu önemli noktayı anladıkları içindir ki, “Birinci hedefimiz, gençliğin ele alınması ve onların dinsiz olarak yetiştirilmesidir” diyorlar.&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-2067277200336150409?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/2067277200336150409/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=2067277200336150409' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/2067277200336150409'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/2067277200336150409'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/evladna-dinini-retmek.html' title='Evladına dinini öğretmek'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-5828106673231475811</id><published>2007-10-31T18:31:00.000-07:00</published><updated>2007-10-31T18:32:09.155-07:00</updated><title type='text'>Çocuk sevgisi</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Büyük-küçük çocuklarımıza sevgi ve şefkat göstermek, sevip öpmek sünnettir. Resulullah efendimiz, evine gelen küçük çocukları sevip başlarını okşar, evin içinde oynamalarına da izin verirdi. Enes bin Malik hazretleri anlatır: Resulullah, çocuklara karşı da insanların en şefkatlisi idi. Oğlu İbrahim’in süt annesi, Medine’nin bir kenarında otururdu. Kadının kocası demirci idi. Resulullah ile bu eve sık sık giderdik. Varınca demircinin dumanla dolmuş evine girer, çocuğu kucaklar, öper ve bir müddet sonra dönerdi. Bir torunu ve kendi oğlu İbrahim ölünce de ağlamış, (Şefkatimden ağlıyorum. Allahü teâlâ ancak merhametli olana rahmet eder) buyurmuştur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:(Çocuklarınızı çok öpün, her öpüşte Cennetteki dereceniz yükselir.) [Buhari](Çocuk kokusu Cennet kokusudur.) [Taberani](Çocuk dünyada nur, ahirette sürurdur.) [Şir’a](Çocukları sevip okşayın, onlar gönül meyvesi, göz nurudur.) [Ebu Ya’la](Çocuklarımız ciğerpârelerimizdir.) [B.Arifin)](Çocuk sevgisi, Cehennem ateşine karşı perdedir. Çocuklara iyilik etmek, Sıratı geçmeye sebeptir. Onlarla beraber yiyip içmek, Cehennemden kurtuluştur.) [Şir’a](Cennetteki “Sevinç sarayı”na, ancak çocukları sevindirenler girer.) [İ.Adiy](Evladınıza ikram edin, nasıl ana-babanızın sizde hakkı varsa, evladınızın da sizde hakkı vardır.) [Taberani](Çocuğuna iyilik etmek için yardımcı olan babaya Allah rahmet etsin!) [İ Hibban](La ilahe illallah diyene kadar çocuğu terbiye eden, hesaba çekilmez.) [Taberani](Çocuksuz bir evin bereketi olmaz.) [Ebuşşeyh]Bir bedevi, (Ya Resulallah, siz çocukları sevip öpüyorsunuz. Biz hiç öpmeyiz) dediği zaman, ona, (Şefkat ve merhamet duygusu olmayana ne diyeyim?) buyurdu. (Buhari)Ahnef bin Kays hazretlerinin bir babaya nasihati şöyle: (Çocuklar gönlümüzün meyvesi, sırtımızın dayanağıdır. Bizler, onların ayağı altında yumuşak yer, başları üstünde gölge olur ve onlar için her müşkülata katlanırız. Ne isterlerse verir, öfkelenirlerse hiddetlerini teskine çalışırız. Sana olan sevgileri, seni memnun etsin. Sıkıntı verme ki, senden uzaklaşmasınlar veya senden usanıp ölümünü istemesinler!)Bir göreve tayin edilen bir zat, Hazret-i Ömer’in çocuğunu öptüğünü görünce der ki:- Benim birkaç çocuğum var, ama hiçbirini öpmem. Hazret-i Ömer ise buyurur ki:- Senin küçüklere şefkatin yokmuş, büyüklere nasıl merhamet edersin? Sana verdiğim görevi geri alıyorum. Ebu Seleme anlatır: Çocukken sofradaki yemeği herkesten önce yemeye çalışırdım. Yine aynı şeyi yapınca, Resulullah nazikçe, Besmele çekilmesini, sağ eli ile önünden yenilmesini söyledi.Torun sevgisiTorun sevgisi, evlat sevgisinden daha ileridir. Resulullah efendimiz, namaz kıldırırken secdede, torunu Hazret-i Hasan, mübarek omzuna çıkıp oturdu. Resulullah efendimiz, secdeyi uzatınca, sahabeden, “acaba emr-i hak vaki olup, vefat mı etti” diye düşünenler oldu. Namazdan sonra secdeyi niçin uzattığını soranlara buyurdu ki:(Secdede iken torunum omzuma çıktı. Gönlü oluncaya kadar indirmediğim için secde uzadı.) [Nesai]Bir zat, Peygamber efendimiz Hazret-i Hasan’ı öperken görünce, (On oğlum var, hiçbirini öpmem) dedi. Resulullah efendimiz, (Merhamet etmeyen, merhamete kavuşamaz) buyurdu. (Buhari)Resulullah efendimiz, Hazret-i Hasan’ı bir dizine Hazret-i Hüseyin’i de öteki dizine oturtur, bağrına basar, sonra da, (Ya Rabbi, bunlara rahmetini ihsan et, bunları seviyor, bunlara şefkat duyuyorum) derdi. (Buhari)Peygamber efendimiz, Hazret-i Hasan’ı öptükten sonra Eshab-ı kirama buyurdu ki:(Çocuk çekingendir, hâli bilinmez, belki üzüntülüdür.) [B.Arifin)]Kur’an-ı kerimde, malın, evladın, fitne yani imtihan olduğu bildiriliyor. (Tegabün 15)(Ya Rabbi, düşmanlarıma çok mal, çok evlat ver) hadis-i şerifi, mal ve evlat hayırlı olmadığı takdirde bela olacağını bildirmektedir. (Berika)Mal, çocuk ve hanım, cihad, namaz gibi ibadetlerden alıkoyabilir. Dikkatli olmak gerekir. Peygamber efendimiz, (Ahir zamanda sizin en iyiniz, çoluk çocuğu olmayandır) buyuruyor. En iyilerden olanlara müjdeler olsun! Bunun için bir İslam âlimi, (Bu devirde çocuğu olmayan şükür secdesi yapmalıdır) buyurmuştur.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-5828106673231475811?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/5828106673231475811/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=5828106673231475811' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/5828106673231475811'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/5828106673231475811'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/ocuk-sevgisi.html' title='Çocuk sevgisi'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-5135558945667686870</id><published>2007-10-31T18:30:00.000-07:00</published><updated>2007-10-31T18:31:27.597-07:00</updated><title type='text'>Evladın ana baba üzerindeki hakları</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Evladın, ana-baba üzerinde hakları vardır. Bazıları şöyledir:1- İleride, çocuk annesiyle kötülenmemesi için, evladına anne olacak kızı, iyi yerden seçmelidir. Saliha olmasına dikkat etmelidir!2- Çocuğa iyi isim koymalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Çocuğa güzel bir ad koymak, evladın baba üzerindeki haklarındandır.) [Beyheki]Ahmed, Muhammed, Mahmud gibi Peygamber efendimizin isimlerini koymalıdır! Allahü teâlâ, (Habibimin isminde olan müslümana azap etmeye hayâ ederim) buyurdu. Resulü de, (Üç oğlu olup da, birine benim adımı vermeyen, cahillik etmiş olur) buyurdu. (Taberani)3- Çocuğu güzel terbiye etmelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:(Çocuğu güzel terbiye, evladın babasındaki haklarındandır.) [Beyheki](Evladınıza ikram edin, onları edepli, terbiyeli yetiştirin!) [İbni Mace](Çocuğu terbiye etmek torunlara sadaka vermekten daha sevaptır.) [Tirmizi]4- Çocuğa karşı şefkatli davranmalıdır! Peygamber efendimiz aleyhisselam, torununu öperken birisi görüp, (Ya Resulallah, benim on çocuğum var, hiç birini öpmem) dedi. Ona, (Merhamet etmeyen merhamet bulamaz) buyurdu. (Buhari)Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:(Çocuklarınızı çok öpün, her öpmenizde Cennetteki dereceniz yükselir.) [Buhari](Çocuk kokusu Cennet kokusudur.) [Taberani]5- Çocuklara beddua etmemelidir. İbni Mübarek hazretleri, çocuğunu şikayet edene, (Çocuğa beddua ettin mi?) dedi. O da, evet deyince, (Çocuğun ahlakını sen bozdun) buyurdu.6- Çocuklara iyilik etmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:(Evladınıza ikram edin, ana-babanın sizde hakkı olduğu gibi, evladınızın da sizde hakkı vardır.) [Taberani]7- Çocuğu helal gıda ile beslemelidir! Haram gıdanın etkisi çocuğun özüne işler, çocukta uygunsuz işlerin meydana gelmesine sebep olur. Hadis-i şerifte (Yiyip içtikleriniz helal, temiz olsun! Çocuklarınız, bunlardan hasıl olur) buyuruldu. (R.Nasıhin)8- Babanın, çocuklarına ilim, edep ve sanat öğretmesi farzdır. Önce, Kur’an-ı kerim okumasını öğretmelidir. Sonra imanın ve İslam’ın şartlarını öğretmelidir. Yedi yaşından itibaren namaz kılmaya alıştırmalıdır! Dünya ve ahirette kurtuluş ilimledir. Çocuğu, din bilgilerini öğrendikten sonra, okula göndermeli, lise ve üniversite tahsili yaptırmalıdır. Dinini öğrenmeden mektebe gönderilirse, artık bunları öğrenecek vakit bulamaz. Din düşmanlarının tuzaklarına düşüp, onların yalanlarına aldanır. Dinsiz ve İslam ahlakından mahrum olarak yetişir. Dünya ve ahirette felaketlere sürüklenir. Millete zararlı olur. Kendine ve başkasına yapacağı kötülüklerin günahları, ana-babasına da yazılır. Çocuğunu, din bilgilerini öğretmeden önce, kâfir ve Hıristiyanların mekteplerine göndermenin büyük zararları, İrşad-ül-hiyara kitabında yazılıdır.9- Çocuk akıl baliğ olup evlendikten sonra ona şöyle demelidir:(Evladım, seni terbiye ettim. Okutup, evlendirdim. Dünyada bir felakete, ahirette azaba uğramaktan Allahü teâlâya sığınırım. Aklını başına topla, buna göre çalış!) [İ.Hibban]10- Ahnef bin Kays hazretleri buyurdu ki:(Çocuklar için zorluklara katlanmalı, onların ayakları altında yumuşak yer, başları üstünde gölge olmalıyız! Onlara sert davranmayalım ki bizden uzaklaşmasınlar. Bizden usanıp ölümümüzü beklemesinler. Uygun isteklerini yerine getirmeli, hiddetlenirlerse teskine çalışmalıyız!)11- Çocuklar arasında adalete riayet etmelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:(Hediye verirken çocuklarınız arasında eşitliğe riayet ediniz!) [Taberani]12- Fudayl bin Iyad hazretleri buyurdu ki:(Ana-babasına iyilik eden, akrabasını ziyaret eden, din kardeşine ikramda bulunan, çoluğu çocuğu ve hizmetçisi ile iyi geçinen, dinini koruyan, malını iyi yerlerde harcayan, dilini tutan, gözünü haramlardan koruyan, fuzuli işlerden uzak duran ve Rabbine ibadet eden mürüvvet ehlidir.)13- Baba, yapmayacağını zannettiği emri çocuğuna söylememelidir. Söyleyip de onu itaatsizliğe sürüklememelidir. Salih zatın birisi, oğlundan hiçbir şey istemezdi. Sebebi sorulunca, (Bir şey istediğim zaman, oğlumun bana karşı gelmesinden korkarım. Karşı gelince, Cehenneme müstehak olur. Ben de oğlumun ateşte yanmasına razı olamam) buyurdu. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Şunlar, saadet alametidir: Saliha hanım, itaat eden çocuklar, salih arkadaş.) [Hakim] Çocuğun da hakkı varBir adam, Hazret-i Ömer’e, oğlunu şikayet eder. Hazret-i Ömer, bu kimsenin oğluna der ki:- İmandan sonra birinci vazifemiz ana babanın kalbini kırmamaktır. Onlar ne kadar kötü olsalar da, yine her şeyin üstünde hakları vardır. Onların kalbini kıranın ibadeti kabul olmaz. Müslüman doğmamıza ve Müslüman yetişmemize sebep olan ana babamızın kalbini kırarsak Cennete nasıl gireriz? Onlar bize hakaret etse de, yalvararak gönüllerini almamız lazımdır. Müslüman ana babamız, bizden razı olmadıkça, Allahü teâlânın sevdiği kulu olmak çok zordur.Çocuk Hazret-i Ömer’e der ki:- Ya Emir-el-müminin, söylediklerini aynen kabul ediyorum. Fakat çocuğun ana babası üzerinde hiç mi hakkı yoktur? Hazret-i Ömer buyurdu ki:- Evet çocuğun da hakkı vardır. Evlenirken çocuklarına anne olacak kızı veya kadını iyi aileden seçmesi, çocuğa güzel bir isim koyması ve dinini öğretmesi gerekir.Çocuk, Hazret-i Ömer’e şöyle cevap verdi:- Babam, bana terbiye nedir öğretmedi. Anam ise, zenci bir Mecusinin kızı idi. İsmimi “Karaböcek” koymuş ve Allah’ın kitabından bana bir harf bile öğretmedi. Maalesef dinim hakkında hiçbir şey bilmiyorum.Hazret-i Ömer, çocuğun babasına dedi ki:- Gelmiş, bir de bana oğlunu şikayet ediyorsun; halbuki sen onun hakkını çiğnemiş ve o sana kötülük etmeden, sen ona kötülük etmişsin.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-5135558945667686870?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/5135558945667686870/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=5135558945667686870' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/5135558945667686870'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/5135558945667686870'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/evladn-ana-baba-zerindeki-haklar.html' title='Evladın ana baba üzerindeki hakları'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-6012272585725922682</id><published>2007-10-31T18:26:00.001-07:00</published><updated>2007-10-31T18:26:58.827-07:00</updated><title type='text'>Gençlerin yuvalarını yıkmayın</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Evliliğimizin ilk haftasıydı. Ellerini öpüp hayır dualarını almak için, Muhammed Bâkır amca ile hanımı Maide teyzeyi ziyarete gitmiştik. Rahmetli Muhammed Bâkır efendi, Seyyid Fehim hazretlerinin torunudur. Yaşı o zaman seksenin üzerinde idi. Hanımı Maide teyzenin yaşı da ona yakındı. Hâl hatır sorduktan sonra, bizim hanım Maide teyze ile, ben de Muhammed Bâkır amca ile sohbete daldık. Benim bir kulağım Muhammed Bâkır amcada, diğeri de Maide teyzede; ne nasihat edecek ne diyecek diye merak ediyorum. Maide teyze yakınlarından kimler var, diye bizim hanıma sordu. O da, annem, abim ve kız kardeşlerim var diye cevap verince, daha başka kimlerin var diye diğer bütün akrabalarını da saydırdı. Sonra kendisi doğu şivesi ile söze başladı: “Bak kızım dedi, şimdi senin ne anan var, ne abin var ne kardeşlerin ne de diğer akrabaların, bunların hepsini öldü kabul et. Sonra, sadece bu var“ diye beni işaret etti. “Eğer bunu böyle kabul edersen, rahat edersin. Sıkıştığın zaman akrabalarına sığınırsan, onları bir kurtarıcı gibi görürsen, bu hayat bitmez, dünyayı kendine zindan edersin...“ Muhammed Bâkır amca da konuyu dönüp dolaştırıp evlilik üzerine getirdi. Dedi ki: “Bak oğlum, bu kızcağız Cenab-ı Hakkın sana bir emanetidir. Emanetin muhafazası gerekir. Kendisine zarar verecek her şeyden bunu korumakla mükellefsin. Kendi yakınlarından da koruyacaksın. Çünkü evlilikte en çok zarar erkek ve kızın yakınlarından gelir. Sıkıştığınız zaman hemen anne babanızdan yardım istemeyin. Birbirinize destek olun dışarıdan destek aramayın...“ O zamanlar bu nasihatlerin önemini bugünkü kadar anlayamamıştım. Kızların anne babalarına sığınmaları, erkeklerin anne babalarının tesiri ile kıza zulmetmeleri ve ailelerin de gereksiz müdahalesi ile yıkılan nice yuvalara şahit olunca çok daha iyi anladım bu nasihatlerin önemini. Gençler arasında hiçbir ciddi problem olmamasına rağmen, kız tarafının damadı avuçlarının içine alma gayretleri, erkek tarafının da kızı anne babasından koparmak için yaptıkları akıl almaz mücadele, yeni kurulan yuvaların yıkılmasına sebep olmaktadır.Gençlerden aldığım bu husustaki şikayetler dudakları uçuklatacak cinsten.Yediği yemekten, giydiği elbisesine, günlük harcamasından haftalık gezisine kadar karışan kız yakınları... Düğünde hediye gelen altınların nasıl değerlendirileceğinden tutun da, kız tarafına hangi aralıkla nasıl gidileceğinden ne tür hediyeler alınacağına, nerede çalışacağına dair müdahaleler... Damadın tayini başka bir il’e çıktığında kızlarını göndermeyen aileler... İnsan, “Madem kızın bu kadar kıymetli idiyse ve dizinin dibinden de ayırmayacaktın niçin evlendirdin?” demeden edemiyor. İki ayrı ruh iki ayrı bedenin uyum sağlaması kolay değil. Gençler bunun mücadelesini verirken bir de anne babaları ile mücadele vermeye kalkınca işler iyice karışıyor. Ya ruh dengeleri bozuluyor ömür boyu bunun sıkıntısını çekiyorlar ya da, evlilik sona eriyor. Her iki taraf ta uzaktan akrabam olan iki genç evlenmişlerdi. Her iki taraftan da o kadar müdahale oldu ki, gençler gizlice Avustralya’ya kaçmak zorunda kaldılar. Evliliği ancak böyle kurtarabildiler. Şimdi anne babalar çocuklarının ve torunlarının hasreti ile kavruluyorlar. Her gün gözyaşı döküyorlar. Kendilerine de çocuklarına da kimsenin yapamayacağı kötülüğü yaptılar. Hani derler ya, insanın kendine yaptığını cümle âlem toplansa yapamaz. Anne babalara sesleniyorum! Lütfen çocukları rahat bırakın. İyilik yapalım derken, onların yuvalarını yıkmayın. Cenab-ı Hakkın, “Allah, evlerinizi, sizin için bir huzur ve sükûn yeri yaptı” buyurduğu evleri zindana çevirmeyin. ***Yukarıdaki yazı üzerine İzmir’den bir genç aradı. Evliliği, üç sene önce bir sene dolmadan bitmiş. Bitiş sebebini şöyle anlattı: “Evimiz kayınpederlerin evine yakındı. Sabah ben işe giderken hanım da hazırlanıyor benimle beraber evden çıkıyor annesine gidiyordu. Akşam çoğu zaman annesinden alıp getiriyordum. İş dönüşü evde olduğu zaman da annesi bizim evde oluyordu. Baş başa rahat bir şekilde kaldığımız nadir idi. Bir müddet böyle devam etti. Bir gün hanıma, bu böyle olmaz, biz artık evlendik, ayrı bir evimiz var. Herkes evinde baş başa, yalnız kalmak ister. Ayrı bir evimiz olduğunu kabullen, emanetçi gibi olma. Annene söyle, devamlı burada olmasın. Sen de, her gün annenlere gitme. Hafta sonunda beraber gideriz. Hasretini giderirsin, dedim. Önce razı olmadı. Ben annemsiz duramam, dediyse de ben ısrar edince mecburen razı oldu. Bu defa da, telefonla görüşmeye başladılar. Herkese gelen telefon parasının 3-4 katı fatura gelmeye başladı. Kendisini defalarca ikaz ettim. Hatta, kayınvalideye de durumu söyledim. Telefon etmesini çok görüyorsun, tabii ki arayacak diye kızından taraf oldu. Bir müddet daha sabrettim. Değişen bir şey yok. Sonunda bu konu tartışmaya dönüştü. Tartışmadan annesinin haberi oldu hemen. Nasihat edecekleri yerde, kızlarını alıp götürdüler. Gidiş o gidiş, bir daha da bir araya gelemedik...” Evlilikte ilk aylar çok önemlidir. Kadın evine alışmalı, evini kabullenmelidir. Bunun için, evin ana babanın biraz uzağında olmasında büyük fayda vardır. Birçok kız annesi, aynı mahallede hatta aynı apartmanın karşı dairesinde olmasını istiyor. Aslında bu, kızına iyilik değil kötülüktür. Kız tarafına yakın olunca, herhangi bir şeyden dolayı kızının üzgün olduğunu gören anne baba eyvah, damat kızı dövmüş, üzmüş gibi yanlış düşüncelere kapılıp araya girerler sıkıntıya sebep olurlar. Erkek tarafına yakın olunca da sıkıntı olur. Örneğin insanlık hâli kız hasta olabilir. Bunun için yemek hazırlayamaz, ütüsünü yapamaz. Bu hâli gören erkeğin ana babası eyvah oğlumuz aç susuz kalıyor, elbisesi bile ütülenmemiş diyerek gelin kıza sıkıntı verirler. Evliliğin ilk aylarında aileler çocukları kendi yanlarına çekme gayreti yerine, herkes kendini karşı tarafın yerine koysa problem kendiliğinden çözülecek daha doğrusu problem olmayacak. Daha da ilerisi, kız tarafı erkek tarafını tutar, onun avukatlığını yapar, erkek tarafı da kız tarafını düşünür onları memnun etmeye çalışırsa, aileler arasında memnun etme yarışı başlar, her iki aile de rahat eder. Aslında erkeği ailesinden koparmak kız tarafına fayda değil zarar getirir. Oğullarının kendilerini terk ettiğini gören anne baba, maddi manevi desteklerini çekerler. Her fırsatta, evliliğinin devamı için değil yıkılması için çalışırlar. Beddua ederler. Beddua ve kin üzerinde olan yeni aile fazla ayakta kalamaz. Kız tarafı tartışmalarda kızının değil damadının yanında yer almalıdır. Asırlardır Müslümanlar böyle hareket etmişlerdir. Bunu da Resulullah efendimizin uygulamalarından öğrenmişlerdir... Resulullah efendimizin mübarek kızları Rukiye validemiz, bir meseleden dolayı kocası Hazret-i Osman’ı babasına şikayet etti. Resulullah efendimiz; “Ey benim kızım! Eğer Allahü teâlânın rızasını ve benim rızamı istersen, bir an durma, var evine ki, Osman’ın ayaklarına yüzünü sürüp, özür dile. Yoksa ne Hakkın huzurunda, ne de benim huzurumda yerin kalır” diyerek kızı Rukiye’yi hemen kocası Hazret-i Osman’ın evine gönderdi. (Dört Büyük Halife)Ufak bir tartışmada hemen kızına arka çıkan anne babalar, Peygamber efendimizin bu nasihatlerinden ders almalıdırlar. (Mehmet Oruç, Türkiye Gazetesi, 27-28 Ağustos 2004)&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-6012272585725922682?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/6012272585725922682/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=6012272585725922682' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/6012272585725922682'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/6012272585725922682'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/genlerin-yuvalarn-ykmayn.html' title='Gençlerin yuvalarını yıkmayın'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-7274278913315197228</id><published>2007-10-31T18:25:00.002-07:00</published><updated>2007-10-31T18:26:16.247-07:00</updated><title type='text'>Kadın mı üstün, erkek mi?</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kadın mı üstün yoksa erkek mi diye sormak, yanlıştır. Bu, mühendis mi üstün, avukat mı demek gibi bir şeydir. Avukattan üstün mühendis, mühendisten üstün avukat olur. Erkekten üstün kadın çoktur. Cinsleri, vasıfları farklı olanlar arasında mukayese olmaz. Mesela elma armuttan veya armut elmadan iyidir denmez. Çünkü cinsleri farklıdır. Onun için elma ile armut toplanmaz denir.Yüz kiloluk pehlivan ile elli kiloluk pehlivanı birbiriyle güreştirmiyorlar. Her pehlivan, kilosundaki pehlivanlarla güreşiyor. Ağır sıkletteki bir pehlivan, rakiplerine yenilse, fakat elli kilodaki bütün pehlivanları yense madalya alamaz. Aynı cinsler arasında bile bazı vasıflar aranıyor. Çalışan kadınların maaşını öğrenmek üzere, Amerika’dan iki kişi gelse, birisi, bakanlık yapan bir kadının maaşını öğrense, öteki de yeni işe giren ilkokul mezunu bir kadının maaşını öğrense, verecekleri rapor elbette birbirinden çok farklı olur. İşçi kadın ile bakan olan kadının maaşı mukayese edilmez. Kadınla erkek mukayese edilerek, Kadın doğum yapıyor, erkek yapmıyor, böyle eşitlik olmaz denemez. Allahü teâlâ, kadını, erkeği ayrı işler için yaratmıştır. Fiziki yapısı birbirine benzemez. Birbirine benzemeyen iki şey, birbiri ile kıyaslanamaz. Bir erkek kalkıp da, Madem kadın-erkek eşitliği var, niye kadınlar da bizim gibi yer altında, kömür ve maden ocaklarında çalışmıyor dememeli. Çünkü kadının bünyesi buna müsait değildir. Bazı ülkelerde, kadın böyle zor işlerde çalıştırılıyorsa da, bu bir hak değil, zulümdür. Herkese, bünyesine uygun iş verilmelidir!Cenab-ı Hak, kadını da, erkeği de her işe elverişli olarak yaratmamıştır. Kadının boksör, güreşçi olmaması onun değerini düşürmez. Limonun ekşi olması limon için bir eksiklik değildir. Çünkü limon ekşiliği için alınır. Allahü teâlâ da kadını ağır işlere elverişli olarak yaratmamıştır.Kadın ile erkek iki ayrı cinstir. Elma ile armut mukayese edilmediği gibi, bunların da birbirine üstünlüğü söz konusu olmaz. Ancak vasıfları eşit olan iki şey arasında kıyas yapılır. Vasıfları farklı olan şeyler arasında kıyas olmaz. Mesela vapur, uçak ve otobüs binek vasıtası olduğu halde, birinin diğerine üstünlüğü söylenemez. Uçak, denizde yüzemediği için vapurdan aşağı sayılmaz. Vapur, karada gitmediği için bisikletten aşağı olduğu söylenemez. Vapur başka bir vapurla, uçak başka bir uçakla mukayese edilebilir. İkisi de kara vasıtası olduğu halde, bir tankla bir taksi mukayese edilemez. Tank taksi kadar hızlı gitmediği için aşağı kabul edilemez. Her birinin görevi ayrıdır. Boksta iki kadın, ancak bir erkek kadar dövüşebilir dense, bu, kadına hakaret olmaz. Cenab-ı Hak, kadını akıl ve beden yönünden erkeğe göre farklı yaratmıştır. Akıllı kadın yarattığı gibi, deli erkek de yaratmıştır. Kadınların da, erkeklerin de akılları aynı değildir. Biri kalkıp da, Ya Rabbi insanların aklını niçin eşit yaratmadın diyemez. Yaratıcı sorguya çekilemez.Birçok bakımdan kadınla erkek, mukayese edilemez, ikisi de her yönden eşit olmalı denemez. İki erkek de her yönden eşit değildir. İki kadın da böyledir. Üstünlük, Allah indindeki kıymete göredir. Müslüman fakir bir zenci, gayri müslim kraldan mukayese edilemeyecek kadar üstündür.Dinimizin, zenginlerin ve kadınların çoğunun Cehenneme gideceğini bildirmesi, zengine ve kadına hakaret değildir. Zenginlerin ekserisi, parasını faydalı işlerde kullanmadığı, zararlı işlerde kullandığı, israf ettiği için, onları ikâz etmek maksadı ile, (şunları yapmazsanız, Cehenneme gidersiniz) buyurulmuştur. Keza kadınlar da, erkeklere nispetle daha fazla tesir altında kalarak daha fazla günah işlediği için, (günah işlemeyin, Cehenneme gidersiniz) diye ikâz ediliyor. İyi kadınları ve servetini iyi yolda harcayanları da Cenab-ı Hak övüyor. Malı hayırlı şey olarak bildiriyor, saliha kadınları da övüyor. Kâfir erkeklerin Cehenneme gideceğini bildirirken, Müslüman kadınların Cennete gideceğini haber veriyor.Şu halde, İslamiyet kadına fazla değer vermiyor demek, din düşmanlığından başka şey değildir. Allah’a isyan eden kadın veya erkeğin Cehenneme gitmesi normal değil midir? Devleti yıkmaya çalışan anarşist kadınlar hapse atıldığı için, devlete, kadın düşmanı denebilir mi?Dinimiz kadına çok değer vermiş, erkeğe de çok sorumluluk yüklemiştir. Kadın, evde ve dışarıda çalışmak zorunda değildir. Evli ise kocası, evli değilse babası, kadına gerekli şeyleri getirmeye mecburdur. (Hidâye, R. Nasıhin)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-7274278913315197228?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/7274278913315197228/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=7274278913315197228' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/7274278913315197228'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/7274278913315197228'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/kadn-m-stn-erkek-mi.html' title='Kadın mı üstün, erkek mi?'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-2388824562427741895</id><published>2007-10-31T18:25:00.001-07:00</published><updated>2007-10-31T18:25:35.988-07:00</updated><title type='text'>Yalan söylemenin caiz olduğu yerler</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Din düşmanlarının zararından korunmak veya müslümanları korumak için her zaman yalan söylemek caiz olur. Zalimden, bir müslümanın bulunduğu yeri, malını, günahını saklamak da caizdir. İki müslümanın arasını bulmak için, malını korumak için, müslümanın sırrının, aybının meydana çıkmaması için ve bunlar gibi haramları önlemek için, yalan caiz olur. Ölmemek için leş yemeye benzer. Hazret-i Sevban, (Bir müslümana faydası dokunan veya bir müslümanın zararını kaldıran yalan, yalan sayılmaz) buyuruyor.Kadın da kocasını idare etmek için yalan söyleyebilir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Erkek, hanımını, hanım da, kocasını idare etmek için yalan söylerse günah olmaz.) [Müslim]İbni Erkam hazretleri, Hazret-i Ömer’e, (Hanım beni sevmiyor. Beni sevmeyen bir hanımla ben nasıl birlikte yaşarım) dedi. Hazret-i Ömer, kadına sordu: - Kocana, “seni sevmiyorum” dedin mi?- Evet dedim.- Niçin?- Bana yemin ettirdi. Ben de yalan söyleyemedim. Yoksa burada yalana izin var mıdır?- Elbette burada yalan söylemeye izin vardır. Bir kadın, kocasını sevmese de, onu üzmemek için, yalan söylerse günah olmaz.&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-2388824562427741895?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/2388824562427741895/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=2388824562427741895' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/2388824562427741895'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/2388824562427741895'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/yalan-sylemenin-caiz-olduu-yerler.html' title='Yalan söylemenin caiz olduğu yerler'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-1689738289179736668</id><published>2007-10-31T18:24:00.002-07:00</published><updated>2007-10-31T18:25:00.355-07:00</updated><title type='text'>Bu gerçekten önemli mi</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;İş yerindeki, sokaktaki, evdeki tartışmalara, kavgalara bakıldığında bunların çoğunun esas sebebinin kayda değer şeyler olmadığı görülür. “Armudun sapı var, üzümün çöpü var...” diyerek, her şeye kusur bulmak, hiçbir şeyi beğenmemek, müşkülpesent olmak geçimsizliğe yol açar.Birçok kimse, üstün yeteneğe, güçlü bir zekaya sahip olmasına rağmen, önemsiz şeylerle oyalanıp, kendilerini başarıya götürecek yolları kendileri tıkar. Önemsiz şeyleri aşıp asıl hedefe ulaşamazlar. Bilhassa klasik idarecilerde bu özellik ağır basar. Bir tarafta, bir milyonun hesabını takip ederken, diğer tarafta milyarlar gider de haberi olmaz. Teferruatla uğraşıp, asıl meseleyi ihmal, yalnız idarecilikte değil, hayatımızın her kesitinde görülür. Aile geçimsizliğinde, iş hayatında, sokakta vs...İş yerindeki, sokaktaki, evdeki tartışmalara, kavgalara baktığımızda da bunların çoğu incir kabuğunu doldurmayan hususlardır. Şöyle bir durup, kendi kendimize, daha önce ettiğimiz kavgaların gerçek sebeplerinin ne olduğunu hiç düşündük mü?Sakin bir kafayla düşündüğümüzde, -mübalağasız- kavgaların yüzde yüze yakınının küçük, önemsiz şeylerden başladığını görürüz... Mesela, evin erkeği eve biraz yorgun, biraz da sinirli gelir. Akşam yemeği onu yeterince tatmin etmez ve kafasını çevirip yemeği eleştirir. Aslında yemeğin tadında tuzunda bir eksiklik yoktur, fakat beyefendinin günü stresli geçmiştir, deşarj olmak için bahane aramaktadır...Akşama kadar, çocuklarından, ev işlerinden bunalan kadın da, “Kocam gelsin de, dertleşeyim, rahatlayım“ diye beklerken, ummadığı bir durum ile karşılaşır. Hesaplar altüst olmuştur ve hanım da hemen bütün gücünü toplayıp, şöyle bir cevap verir: “Bu kadar parayla başka ne bekliyordun ki?“ veya “Benim de herkes gibi kaliteli bir fırınım olsaydı, evde hizmetçilerim bulunsaydı, daha iyi yemek yapabilirdim!..“ Bu cevap beyefendinin gururuna dokunur ve açar ağzını yumar gözünü: “Bak hanım, bunun sebebi paramızın az olması değil, basitçe sen bu işi beceremiyorsun!..“Tabii bunun da cevabını verir hanım. Bir müddet bu tartışma devam eder... Yemeğin ortasında bırakıp odalarına çekilirler. Her ikisinin de “sinir katsayıları“ artmıştır... Deşarj olayım derken, her ikisi de şarj olmuştur!Her iki taraf da birbirine her türlü ithamda bulunur... Kaynanalar, kayınpederler, para, evlilik öncesi ve sonrası verilmiş olan sözler ve diğer konular gündeme gelir. O kadar senelik evlilik zamanındaki olaylar gözden geçirilir!Her iki taraf da savaşı sinirli ve gergin olarak terk eder. Hiçbir şey yerine oturmaz ve her iki taraf da bir sonraki kavganın daha da berbat olmasını sağlarcasına kendisine yeni cephaneler, savunma malzemeleri, yeni taktikler bulmaya koyulur. Bu arayışla uykuya dalarlar...Sabah olup geçmiş günün yorgunlukları, stresleri uykuda kaybolunca, her ikisi de yaptıklarına pişman olur. Tartışılan konuların incir çekirdeğini doldurmadığını anlarlar ve açıktan olmasa da içlerinden hâllerine gülerler. Genelde, hep böyle ufak tefek, küçük şeyler büyük tartışmalara sebep olur. Bu bakımdan kavgaları önlemek için, ufak tefek düşünmeyi bir kenara bırakmalıdır... Birini eleştirmeden, azarlamadan, ona ithamda bulunmadan önce veya meşru müdafaa niyetine, karşı saldırıya geçmeden evvel, kendimize şunu sormalıyız: “Bu gerçekten önemli mi?“ Birçok durumda önemli olmadığını anlar, böylece uyuşmazlıktan kaçınmış olursunuz. Kendinize tekrar tekrar sorun: “Gerçekten de önemli mi?“Yemeğin tuzunun az veya çok oluşu, tadının şöyle böyle olması, biraz parayı çarçur etmesi veya eve sevmediği kayınvalidesini, görümcesini davet etmesi gerçekten de o kadar önemli mi?Olumsuz bir tutum içine gireceğinizi hissettiğiniz an, kendinize sorun: “Gerçekten de önemli mi?“ Bu sorunun daha hoş bir ev ortamı meydana getirmede büyük rolü vardır.Bu durum, büroda, iş yerinde, sokakta kısaca hayatımızın her kesitinde geçerlidir. Eve giderken trafikte birisinin aniden önünüze geçmesinde de. Bu soru, hayatta tartışma meydana getirmeye açık bütün durumlarda işinize yarar. Her zaman mutlaka bu soruyu kendimize soralım: “Gerçekten de önemli mi?“Şu üç günlük dünyada Allahü teâlâ bizi “Gerçekten önemli“leri idrak edenlerden ve ona göre yaşayanlardan eylesin!..&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-1689738289179736668?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/1689738289179736668/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=1689738289179736668' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/1689738289179736668'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/1689738289179736668'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/bu-gerekten-nemli-mi.html' title='Bu gerçekten önemli mi'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-3843395343446099810</id><published>2007-10-31T18:24:00.001-07:00</published><updated>2007-10-31T18:24:21.864-07:00</updated><title type='text'>Huzurun anahtarı tebessümdür</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sual: Akşama kadar yemek, çamaşır, dikiş gibi ev işleriyle uğraşıyorum. Beyim gelince yorgunluğumu dinlendirmesini arzularım. Kapıdan asık suratla girer. Gülümsediği yok. Selam vermez. Bir gün kazara yemek tuzlu olsa, küser yemek yemez. Hiç takdir ettiği bir şey yok. Hep kusur araştırır. Bu adam nasıl düzelir?CEVAPKocasından şikayet eden hanımlar, hanımından şikayet eden erkekler, sanki dertlerine deva olacakmışız gibi bizden tavsiye bekliyorlar. Biz zaten devamlı yazıyoruz. Biraz da kendilerinin uyması, dikkat etmesi lazım. Genelde kavga, iki taraftan oluyor. Biri susar, özür dilerse kavga büyümez. Her iki taraf da ben haklıyım dediği sürece kavga bitmez. Suç genelde erkeklerde oluyor. Hanımını idare edemeyen erkek aciz demektir. Hanımını kötü yola düşüren de erkeklerdir. Hanımını kötü yerlere götürüyor, hanımı kötülük işleyince de, suçu hanıma yüklüyor. Hanım suçsuz demek istemiyoruz. Fakat asıl suçlu kocasıdır. Ona iyi bir ortam sağlamalıdır. Sağlamaktan aciz olan da evlilik sorumluğunu yüklenmemelidir. Her iki taraf da ben haklıyım diyor. O evde hiç kavga biter mi? Bir erkek de şöyle yazmış:(Evimiz düzensiz. Hanım, doğru dürüst yemek pişirmez. İçeride pasaklı, dışarı giderken süslüdür. Çok konuşur, dinlemesini bilmez ve müsriftir.)Birkaç tavsiyemiz var. Fakat tavsiyeden, nasihatten ne çıkar dememelidir! Uyana, dinleyene çok şey çıkar. Yeter ki uyulsun, dinlenilsin. Çünkü Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Nasihat müminlere elbette fayda verir.) [Zariyat 55]Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:(Ahlakınızı güzelleştirin.) [İbni Lâl]Ahlakı değiştirmek mümkün olduğu için böyle buyurulmuştur. Zaten din, güzel ahlak demektir. Şu halde dinin emrine uyup yasak ettiğinden kaçan, huyunu değiştirip güzel ahlaklı olur. Güzel ahlaklı olan da iki cihanda rahat olur. Şimdi esas konuya geçelim!Kusursuz kul olmaz. Kusursuz arkadaş arayan, arkadaşsız kalır, kusursuz eş arayan bulamaz. Yiğitlik, kusurlu insanla iyi geçinmektedir.Evde hiçbir şeyi kusurlu bulmamalıdır! Tenkit, münakaşa, bir yuvanın yıkılmasına veya huzursuz hale gelmesine sebep olur. Şunu iyi bilmeli ki, yalnız karı-koca değil, hiç kimse tenkitten hoşlanmaz. Herkes takdir bekler. Genel olarak kadınlar, süse düşkündür, giyimlerine dikkat ederler. Aldığı bir elbise için, (Bu elbise, sana ne kadar da güzel yakışmış) dersek, bir şey kaybetmeyiz. Çünkü dinimiz, hanımla iyi geçinmek için yalan söylemeyi bile caiz görmüştür. Hele haklı bir takdiri esirgemek ahmaklıktır.Bir kadın için en büyük mutluluk, kocasının kendisini takdir etmesidir. Bilhassa kadınlar, basit şeylere dikkat ederler. Bayramlarda, mübarek gecelerde, evlenme yıldönümlerinde ufak da olsa bir hediye vermeyi ihmal etmemelidir!Kadının biri, senelerce güzel yemekler yapar. Buna rağmen, beyinden en ufak bir takdir, bir teşekkür görmez. Bir gün kapalı bir sahan içinde saman koyup yemeklerle birlikte sofraya koyar. Beyi kabı açıp samanı görünce, şaşırır, kızarak;- “Bu ne, saman yenir mi? Ben hayvan mıyım?” diye çıkışır. Hanımı der ki:- Yıllardır nefis yemekler yapıyorum. “Beyim galiba iyiyi, kötüyü ayıramıyor. Önüne ne konsa yer” diye düşünmüştüm. Şimdi, yalnız kötüyü anladığın, iyiyi hiç anlamadığın meydana çıktı.Kötüyü tenkit etmesini bilen, iyiyi de takdir etmekten aciz olmamalıdır! Takdirden aciz olan da, tenkitten vazgeçmelidir! Beğendiği yemekler ve hizmetler için teşekkür etmek gerektiği gibi, beğenmedikleri için de teşekkür etmek gerekir. Çünkü, beğenilmeyen yemekler için de aynı hizmeti yapmış, aynı gayreti göstermiştir. Onun için atalarımız, “An beni bir kozla da, varsın çürük çıksın!” derler. Biri, bize bir ceviz ikram etse, o da çürük çıksa, arkadaşa kızmak mı gerekir?Yabancıya gösterilen nezaketin hiç değilse onda birini, evde karı-koca birbirine göstermelidir! Kabalık, sevgiyi köreltir, huzursuzluğa yol açar. Mesela yabancı birine (Hep aynı şeyi anlatıyorsun) diyemediğimiz halde, evimizde de hiç duymamış gibi dinleyemiyorsak, mesela (Yine aynı şeyleri mi anlatıyorsun) diyorsak, nezaketten ne kadar uzak olduğumuz anlaşılmış olur.Evdeki mutluluk, iş yerindeki nezaketten daha mühimdir. Huzur, milyarları kazanmaktan daha önemlidir. O halde, takdir edici, nazik ve güler yüzlü olanın evinde geçimsizlik olmaz.Peygamber efendimiz, eve gülümseyerek girer, selam verirdi. Üzüntülü de olunsa, tebessüm ihmal edilmemelidir! Çünkü “Lisan-i hal, lisan-ı kalden entaktır”, yani, hareketlerimiz, sözlerimizden daha fazla tesir eder.Evet, tebessüm ateşinde erimeyen maden bulunmaz. Kalblerin fethi gülümsemekten geçer. Bir tebessüme esir olan genç, bir kızın hiçbir meziyetini dikkate almadan onunla evlenmek hatasına kurban gidebilir.Müslüman güler yüzlü, münafık asık suratlı olur. Tebessüm, bedavadır, alanı mutlu eder, vereni üzmez. Bazen bir tebessümün hatırası ömür boyu unutulmaz. Huzurun anahtarı tebessümdür. Tebessüm edemeyen zavallıdır. Gülümsemesini bilmek, dünya ve ahiret saadetine sebep olur.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-3843395343446099810?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/3843395343446099810/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=3843395343446099810' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/3843395343446099810'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/3843395343446099810'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/huzurun-anahtar-tebessmdr.html' title='Huzurun anahtarı tebessümdür'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-2500315891531462999</id><published>2007-10-31T18:23:00.001-07:00</published><updated>2007-10-31T18:23:46.383-07:00</updated><title type='text'>Kadınların şehit olması</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kadınların Cennete girmeleri, erkeklere göre daha kolaydır. Bir kadın salih kocasına itaat ederse cihad sevabı kazanır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Müslüman bir kadın beş vakit namazını kılar, Ramazan orucunu tutar kocasına itaat edip namusunu muhafaza ederse, Cennete istediği kapıdan girer.) [İbni Hibban](Kadının cihadı, kocası ile iyi geçinmektir.) [Taberani](Koca hakkına riayet, Allah yolunda cihad etmek gibidir.) [Taberani](Hamile iken, doğururken veya lohusa iken ölen Müslüman kadın şehitdir.) [Taberani](Müslüman kadın, hamilelikten doğuma kadar ve çocuğu memeden kesene kadar Allah yolundaki mücahid gibi olup ölürse şehit sevabı verilir.) [Taberani](Müslüman kadın, hamile iken, gündüz saim, gece kaim ve Allah korkusu kendisinde galip olan bir mücahid sevabı hak eder. Onu ağrı tuttuğunda kendisine verilecek sevabı hiç kimse bilmez. Bebeğin her emişinde bir can ihya etmiş gibi sevap alır. Sütten kestiğinde ise, bir melek, onu takdir ederek, “haydi bir daha” der.) [Ebuşşeyh] Saim = oruçlu demektir, kaim = gece kalkıp namaz kılmak, ibadet etmek demektir.(Bir kadının kocası kendisinden razı olduğu halde hamile kaldığında Allah yolunda gündüz oruç tutup gece ibadet eden bir kişinin sevabı kadar ona sevap verilir. Doğum sancısı tutunca ona verilecek sevabı ancak Allahü teâlâ bilir. Doğum yapınca çocuğun emdiği her yudum süte karşılık kendisine bir sevap yazılır. Gece çocuk onu uykusuz bırakınca Allah rızası için 70 köle azat etmiş gibi sevap kazanır. Ey Selame, bunları söylemekteki maksadımı biliyor musun? Namusunu muhafaza eden, kocasına itaat eden ve kocasından gördüğü iyilikleri inkâr etmeyen saliha hanımları kastediyorum.) [Taberani]Peygamber efendimiz, kendi kızına ve diğer kadınlara şehit sevabı kazanmak için ev işleri ile meşgul olmalarını emretmektedir. (Şir’a)Bir kadın, kocasını güzel karşılar, güzel sözler söyleyerek hoşnutluğunu kazanmaya çalışırdı. Peygamber efendimiz aleyhisselam, kadının bu hareketinden dolayı kocasına buyurdu ki: (Hanımına selam söyle, yarı şehit sevabına kavuştuğunu haber ver!) [Şir’a]Erkeğini razı eden kadın için korku yoktur. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Kocası razı olduğu halde ölen kadın Cennete girer.) [Tirmizi](Kocasına muhabbet gösteren, çocuk doğuran, öfkelendiği an veya kocası kendine kızdığı zaman, kocasını razı edinceye kadar uyumayan kadın Cennetliktir.) [Taberani]Riyad-un Nasıhin kitabında buyuruluyor ki:Resulullah efendimiz, ev işlerini Hazret-i Fatıma’ya, dış işlerini Hazret-i Ali’ye vermiş, bu hususta şöyle buyurmuştur:(Hanımının evde oturması için, işlerini gören, ihtiyaçlarını karşılayan, onu yabancı erkeklerin görmesinden koruyan, ümmet-i Muhammedin düşmana esir düşenlerini satın almış, azat etmiş gibi sevaba kavuşur.)(Ya Fatıma, ne mutlu o kadına ki, kocası ondan razı olur. Allahü teâlânın farz kıldığını yapmaktan ve kocasına itaatten sonra kadınlar için, yün eğirmekten, iplik bükmekten üstün iş yoktur. Bir saat yün eğirmek, iplik bükmek veya dokumak, kadınlar için bir yıl ibadet etmekten daha sevaptır. Dokudukları her iplik için amel defterlerine bir şehit sevabı yazılır.) [Karı-koca Hakları bahsi&lt;/strong&gt;]&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-2500315891531462999?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/2500315891531462999/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=2500315891531462999' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/2500315891531462999'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/2500315891531462999'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/kadnlarn-ehit-olmas.html' title='Kadınların şehit olması'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-1209494924050728976</id><published>2007-10-31T18:22:00.002-07:00</published><updated>2007-10-31T18:23:09.351-07:00</updated><title type='text'>Geçimsiz kocanın hakkı</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Zalime de, mazluma da, dinin emrettiği şekilde hareket edilir. İyilik eden, hanımını üzmeyen kocanın nesine sabredilir? Kadın huysuz olursa, kocası sabreder, kocası huysuz olursa hanımı sabreder. Bu imtihanda sabreden çok sevap alır. Kötülük eden, kendine eder. Mazlumların, sabredenlerin yardımcısı Allah’tır. Allahü teâlâ, kimsenin hakkını kimsede koymaz. Sabredenlere sayısız mükafat verir.Karı-koca birbirinin kötü huylarına sabretmelidir! Hadis-i şerifte, (Hanımının kötü huylarına katlanan erkek, belalara sabreden Eyyüb aleyhisselam gibi mükafatlara kavuşur. Kocasının kötü huyuna sabreden kadın da, Hazret-i Asiye gibi sevaba kavuşur) buyuruldu. (İ.Gazali) Kur’an-ı kerimde de, Allahü teâlânın sabredenlerle beraber olacağı ve sabredenlerin mükafatlarının hesapsız verileceği bildirilmiştir. (Enfal 46, Zümer 10)İyi insan, yalnız başkalarına kötülük etmeyen kimse demek değildir. Başkalarından gelen kötülüklere de güzel sabreden kimsedir.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-1209494924050728976?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/1209494924050728976/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=1209494924050728976' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/1209494924050728976'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/1209494924050728976'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/geimsiz-kocann-hakk.html' title='Geçimsiz kocanın hakkı'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-5902059718908679662</id><published>2007-10-31T18:22:00.001-07:00</published><updated>2007-10-31T18:22:35.133-07:00</updated><title type='text'>Karı-koca hakkı ile ilgili soru-cevaplar</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sual: Hanımdan ayrılınca da mehrini vermek gerekir mi?CEVAPHanımından ayrılan erkeğin, hanımının mehrini vermesi gerekir. Mehr kul hakkıdır. Peygamber efendimiz, günahları, haramları sayarken buyuruyor ki: (Hevesi geçince hanımını bırakıp mehrini vermemek. Çalıştırdığı işçiye ücretini vermemek. Zararsız hayvanı sebepsiz öldürmek.) [Hakim]Erkek hanımını ahlaksızlığı sebebiyle de boşasa, yine mehrini verir. Çocuk erkeğe verilmişse, kadına ayrıca nafaka verilmez.Sual: Evleneli yedi sene oldu. Kocamla beraber olamadık. Yani kusur kocamdadır. Artık ayrılmaya karar verdim. Dinen ayrılmak istemem günah olur mu? Kocam ayrılmamı istemiyor, ayrılmak istiyorum dediğim zaman ağlıyor. Doktora da gitmiyor. Psikolojik bir rahatsızlığı var. CEVAP Seadet-i Ebediyye’de diyor ki: (Kendinde engel bulunmayan kadın, zevcinin innin yani hadım, iktidarsız olduğunu anlarsa, nikahın feshi için, çok zaman sonra bile, dava açabilir. Erkek inkâr ederse, kadı yani hakim bir ebeye muayene ettirir. Zevceyi bakire bulursa, bir yıl sonra tekrar muayene ettirir. Yine bakire bulunursa aralarını tefrik eder [ayırır]. Tam mehrini verir ve kadının da iddet beklemesi lazım olur. Bir kere cima yapınca kadının dava açma hakkı kalmaz ise de, birden fazlasını terk etmesi günah olur. İnnin, ihtiyarlık, tenasül hastalığı veya büyü sebebi ile cima yapamayandır.) Sual: Beyimin borcu var. Ben de bu borcumuzu daha çabuk ödeyip, sıkıntıdan kurtulmak için gayrimüslim hanımların yanında çalışıyorum. Uygun mudur?CEVAPBayan çalışmaya mecbur değildir. Kendi arzunuzla erkeklerin olmadığı bir yer varsa, yani günah işlemeden çalışma imkanı varsa çalışabilirsiniz. Beyinizin borcu sizi ilgilendirmez.Sual: Kocam zengin. Ne kendi güzel giyiniyor, ne de bize alıyor. Doğru mu yapıyor?CEVAPZengin bir kimsenin, durumuna uygun giymemesi ve ev halkına da aynı şeyi yapması doğru değildir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:(Allahü teâlâ, sana bir mal verdiği zaman, bu nimet ve ikramın eseri, senin üzerinde görülsün.) [Ebu Davud](Allahü teâlâ, birinize mal ihsan ettiğinde, ikrama, önce kendisinden ve ev halkından başlasın!) [Müslim]Sual: Erkeğin hanımına nafakayı temlik etmesi, eline vermesi farz olduğuna göre, hanım “Ben nafaka istemem. Sana helal ettim” dese sahih olur mu? Yoksa nafakayı aldıktan sonra mı hediye etmesi gerekir?CEVAPNafakayı almadan hediye etmesi sahih olur. Bir kimse, birinde olan alacağını, hakkını ona hediye edebilir. (Redd-ül Muhtar)Sual: Beyim beni, Avusturalya’ya götürmek istiyor. Burada çok tanıdıklarımız var. Durumumuz da iyidir. Ben de tanımadığım gayrimüslim ülkeye beni götürme diye itiraz ediyorum. Yakınlarım beyine itiraz etmek günahtır diyorlar. Burada itiraz hakkım yok mu, yani götürme beni demem günah mıdır?CEVAPBu konuda itiraz etmeniz günah olmaz. Hindiyye‘de (Zamanımızda, erkek, hanımı istemezse, onu başka memlekete götüremez) diyor. Bu bakımdan bir zaruret yoksa götürmemeli, huzursuzluğa sebep olmamalıdır. Orada rahat edecekseniz zaten siz de itiraz etmezsiniz. Böyle işlerde anlaşarak karar vermelidir.Sual: Hanımı başka memlekete götürmek uygun değil deniyor. Ben hanımımı İstanbul’dan Erzurum’a, Konya’ya götüremez miyim? CEVAPGezdirmeye her yere götürürsünüz elbette. Onu Konya’ya, Erzurum’a yerleştirip kendiniz zaruretsiz İstanbul’da ikamet etmeniz uygun olmaz. Onu kendi ikamet ettiğiniz yerde, akrabalarının ikamet ettiği yerde bulundurmalısınız. Bir de kadın razı olmadıkça, onu memleketindeki akrabalarının yanından alıp başka memlekette ikamete zorlamak da uygun değildir.Sual: Erkek, hanımı razı olmadığı halde, çocuk olmaması için tedbir alabilir mi veya hanımını tedbir almaya zorlayabilir mi?CEVAPHayır.Sual: Kocam, gereksiz harcamalar yapıyor. Mesela, neredeyse her gün gereksiz yere dışarıda yemek yiyor, cep telefonlarını gereksiz yere değiştiriyor, telefonla çok uzun konuşuyor, süs olsun diye lüks eşyalar alıyor. Bir de, bunlar için borçlanıyor, aldığı para borçlara gidiyor. Nafakamızı sağlamak için, ev temizliğine gitmek gibi bazı işler yapıyorum. Bazen haram işlemek zorunda da kalıyorum. Bu şartlar altında, haram işlemem mazeret olur mu?CEVAPMazeret olmaz. Dışarıda yemek yemek, cep telefonu değiştirmek, lüks eşyalar almak günah değil ise de, önce evin nafakasını temin etmesi gerekir. Nafakasını kazanacak ve borçlarını ödeyecek kadar çalışıp kazanmak farzdır. Bunu yapmayıp, ailesini zor durumda bırakan günahkâr olur. Üç hadis-i şerif meali şöyledir:(Çalışıp kazanmak her Müslümana farzdır.) [Taberani](Kimseye muhtaç olmamak ve ana-baba, çoluk-çocuğunu da muhtaç etmemek için işe gidenin her adımı ibadettir.) [Taberani](Çalışmayıp kendini sadaka isteyecek hâle düşüren 70 şeye muhtaç olur.) [Tirmizi]Sual: Beyimden habersiz, mevlit için, vaaz dinlemek için, namaz kılmak için camiye, komşuların evlerine gitmem doğru mudur?CEVAPZaruri gereken din ilimlerini beyi öğretmeyen kadın, münasip bir kadın hocadan bunları öğrenebilmek için izinsiz gidebilir. Beyiniz izin verse bile, komşularda uygunsuz şeyler konuşulan toplantılara gitmenizi tavsiye etmeyiz. Kadınların camilere de gitmeleri uygun değildir. Birkaç kadının toplanıp uygun bir ilmihal kitabı okumaları çok iyi olur.Sual: Ben Şafii mezhebindeyim. Eşim Hanefi. Şu an doğum iznimden dolayı bir yıl ücretsiz izinliyim.Dışarı çıkarken her defasında eşimden izin almak durumunda mıyım?CEVAPBir defa izin alınır. Yani ben istediğim zaman dışarı çıkabilir miyim dersiniz. Tamam derse her zaman çıkabilirsiniz. Çıkamazsın derse işe de gidemezsiniz. Evde ona ait malları da dilenciye veya misafirlere izinsiz veremezsiniz. Yani misafirinize bir bardak çay veremezsiniz. Ama (İstediğin şeyi istediğin yere harcayabilirsin ve istediğin zaman istediğin yere gidersin) gibi izin alırsanız, istediğinizi istediğiniz gibi harcarsınız ve istediğiniz yere gidersiniz. İzinsiz yapmamak gerekir.Sual: Kadın, gittiği yerde, gıybet ediyor, yalan söylüyorsa işlediği günahlar kocasına da yazılır mı?CEVAPBilmezse yazılmaz. Günah işleyeceğini bilerek gönderirse yazılır.Sual: Mukim bir bayan başka şehirdeki kocasının veya mahrem bir akrabasının yanına mahremsiz gidebilir mi?CEVAP Mukim iken gidemez. Seferde ise gidebilir. Mesela kocası ile İstanbul’da oturuyor. Kocası ile Ankara’ya gitmiştir. Sonra kocası İstanbul’a gelmiştir. Kadın bir hafta sonra yanında mahremi olmadan da İstanbul’a kocasının yanına gelebilir.Sual: Kocanın dine aykırı emirlerine uyulur mu?CEVAPHiçbir koca, hanımına dine aykırı emir veremez. (İçki içeceksin, namaz kılmayacaksın, açık gezeceksin) diyemez. Derse, yapılmaz. Peygamber efendimiz, (Halıka isyan olan işte, kula itaat edilmez) buyuruyor. (Hakim)Ana-baba da dese, âmir de dese, yapılmaz. Fakat yine de güzellikle yapmamaya çalışmalıdır.Sual: Hanım ikide bir yalandan hasta numarası yapıyor. Doğru mu?CEVAPYalandan hasta gibi görünmek doğru değildir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:(Hasta gözükmeyin hasta olursunuz.) [Deylemi]Sual: Hanımım çok çekingendir. Çekingen olması kötü müdür?CEVAPHazret-i Ali buyuruyor ki:Üç haslet var ki erkekler için kötü, ev kadınları için iyidir:1- Cimrilik erkek için kötüdür, evine ve ihtiyaçlarına harcayamaz.2- Kendini beğenmek erkek için kötüdür. Kendini beğenen, başkasını aşağı görür. Bu da iyi değildir.3- Korkaklık, çekingenlik erkekler için iyi değildir. Faydalı işleri yapamaz.Aynı huylar ev kadınları için iyidir:1- Kadın cimri, fazla tutumlu olursa, kocasının ve kendi malını muhafaza eder, bir yere harcamaz.2- Kadın kendini beğenirse, sert ve kesin konuşur, erkekler bundan ümidini kesmiş olurlar.3- Kadının çekingen olması da çok iyidir. Lüzumsuz yerlere gitmez, tehlikeli işlerden kaçarlar.Sual: Mümin kadına, melek gibidir demek caiz mi?CEVAPDenebilir.Sual: Hanımın, kocasının elini öpmesi caiz mi?CEVAPEvet.Sual: Hanım, kocasını, Ali bey, Veli efendi diye çağırsa, caiz mi?CEVAPOranın âdetine itibar olunur. [Ayıplanmıyorsa caizdir.]Sual: Hanımla iyi geçinmek farz mı?CEVAPHerkesle iyi geçinmek farz. Kalb kırmak haramdır.Sual: Nikahlı kıza, babasının evinde iken, kocası nafaka verir mi?CEVAPHayır.Sual: Sakal bırakmak için, hanımdan izin almak gerekir mi?CEVAPHayır.Sual: Çocuğa kocam için (babamız çağırıyor) demem günah mı?CEVAPHayır.Sual: Huysuz hanımın ölmesini istemek caiz mi?CEVAPZararlı kâfir ve zalimden başkasının ölümü istenmez.Sual: Kadın veya erkek, namaz kılmayan eşinden ayrılmazsa günaha girer mi? CEVAPKadın, namaz kılmayan kocasından ayrılmaz. Çünkü kocanın günahı eşinden sorulmaz. Farzı yapmayan kadını boşamamak günah değildir. Namaz kılmayan kadını boşamak gerekmez. Çünkü namazın faydası kocası için değildir. Sual: Beni boşayan kocamın, mahkeme emri ile çocuğumla benim için verdiği nafakayı almam caiz mi?CEVAPElbette.Sual: Evde huzursuzluk olmaması iyi midir?CEVAPElbette iyidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allahü teâlânın sevdiği ev halkı arasında mülayemet [uygunluk, yumuşaklık] olur.) [İ.Ebiddünya]Sual: Bir çocuklu eşim İstanbul’dan İzmir’e gidince, orada bir arkadaşımla beraber olduğunu itiraf etti. Bir daha böyle bir şey olmaması için, o arkadaşı tehdit etmem veya gözdağı için yaralamam uygun olur mu?CEVAPO insanın yaralanması veya öldürülmesi asla çare değildir. O arkadaşla niye beraber olduğunu tespit etmek gerekir. Sizden daha mı zengin? Mevkisi mi yüksek? Daha mı yakışıklı? Mutlaka bir sebebi vardır. O sebepler bir başkasında da olabilir. Sizden ayrılıp, o arkadaşla evlense bile, ondan daha iyisini bulunca bu sefer onunla da beraber olabilir.O arkadaş İstanbul’a gelip beraber olmuyor ki. Kabahat onun ayağına giden eşinizdedir. Tehdit edilmesi gereken birisi varsa eşinizdir. Bir daha öyle bir şey duyarsam seni bırakabilirim diye gözdağı vermeniz gerekir. Çocuğumuz var diye göz yumuyorsanız, bu da sizin bileceğiniz bir iş.Bir hadis-i şerifte (Kadınlarınızın iffetli olmasını istiyorsanız, siz iffetli olunuz) buyuruluyor. Siz başkasının karısına kızına böyle şeyler yapıyorsanız, sizin başınıza da aynı şeylerin gelmesi anormal sayılmaz. Etme bulma dünyasındayız.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-5902059718908679662?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/5902059718908679662/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=5902059718908679662' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/5902059718908679662'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/5902059718908679662'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/kar-koca-hakk-ile-ilgili-soru-cevaplar.html' title='Karı-koca hakkı ile ilgili soru-cevaplar'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-4456685523784595035</id><published>2007-10-31T18:21:00.001-07:00</published><updated>2007-10-31T18:21:42.030-07:00</updated><title type='text'>Erkeğin hanımı üstündeki hakları</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Erkeğin de, hanımı üzerinde hakkı çoktur. Kadın kocası ile iyi geçinmelidir! Günümüzün çalışma şartları ağır, para kazanma çok zordur. İş ahlakı, güzel ahlak kalmamıştır. Erkek çoğu zaman bu şartlar karşısında bunalır, çok sıkıntı çeker. Evine, tabir caizse pestil olmuş şekilde gelir. Yorgundur, sinir sistemi bozuktur. Bunu düzeltmek, sıkıntılarını unutturmak, onu neşelendirmek, ona destek olmak, yardımcı olmak kadına düşer. Bu halde eve gelen koca, haklı olarak hanımından en azından tatlı dil güler yüz, ilgi bekler. Bunu da göremezse dengesi iyice bozulur. Sözleri ve hareketleri normal olmaz. İslam âlimleri (Evinde huzuru olmayan erkek, dünya Cehennemindedir) buyuruyor.Bu kadar azapta olan insandan her türlü dengesizlik beklenir. Kadın, bardağı taşıran son damla olmamalı. Aksine, hemen devreye girmeli, onu hoş görmeli, idare etmeli, teselli etmeli. Onun evde olduğu zamanlar iş falan yapmamalı, onu neşelendirmeli, teselli etmeli. O olmadığı zamanlar işini gücünü yapmalı.Evli kadınlara hep tavsiyemiz şu oluyor; dışarısı ateş, ahlak namus yok gibidir, kocanıza sahip çıkın, güzel ahlakınızla, tatlı dilinizle, güzel yemeğinizle, evinizin temizliği intizamıyla veya hoşlandığı ne ise o usulle kocanızı evinize bağlayın. O, eve adımını atmak için can atsın. Yuvayı dişi kuş yapar, bunu da unutmayın. İslam âlimleri (şeytanlar kâfirlerle değil, Müslümanlarla uğraşıyor) buyuruyor. Nefsimiz keza, kuduruyor. Neye kuduruyor, tesettüre, namaza niyaza doğru itikada kudurup duruyor. Şeytan adamlarını sabah salarmış, gece rapor alırmış. birisi, namazını bozdurdum dermiş, tamam dermiş. Birisi orucunu bozdurdum dermiş, tamam dermiş. Diğeri haram yedirdim dermiş, tamam dermiş. Bir başkası da, karı ile kocanın arasını bozdum dermiş. Şeytan çok sevinir, ayağa kalkarmış, aferin dermiş, onu alnından öpermiş, en büyük işi başarmışsın dermiş, bu olunca hepsi zamanla bozulur dermiş.Onun için hep tetikte olmalı, şeytana nefse bu fırsatı vermemeli. İslamiyet sadece kadına gelmedi, sadece kocaya da gelmedi. Sadece anneye babaya evlada da eşe dosta akrabaya da gelmedi, herkese geldi. Herkes uymak zorundadır. Kim uyarsa dünyada ve ahirette rahat eder, faydasını görür. Nasıl ki, arabanın bir lastiği patlayınca araba gitmiyorsa, nasıl ki saatin dişlilerinden biri kırılırsa saat çalışmıyor veya doğru göstermiyorsa, aileden birisinin de yanlışı, eksiği, bütün ailenin huzurunu, düzenini bozabilir, hatta yuvanın yıkılmasına sebep olabilir.Buna göre herkes dikkat etmeli, haddini ve vazifesini bilmeli, kusurları için özür dileyip, yeni bir sayfa açıp, yeni bir başlangıçla hayata neşeyle devam etmeli. Dinimizde üzmek yasak olduğu gibi üzülmek de yasaktır, Müslümanı hep hoş görmeli, kusurunu örtmeli, görmemezlikten gelmeli. Bilmediğim bir mazereti vardır deyip, onu affetmeli. Affeden affedilir, seven sevilir. Kocasına, elinden geldiği kadar güler yüzlü davranıp, sevgi göstermeli, dili ile de onu incitmemelidir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:(Kıyamette Allahü teâlâ, kocasına dili ile eziyet eden kadının dilini 70 arşın uzun yapıp, boynuna dolar. Kocasına kötü gözle bakan kadını da başı kesik ve bedeni parçalanmış hale çevirir.) [Şir’a] Kadına ziynet eşyası mubahtır. Ziynet almak için kocasını müşkül duruma düşürmemeli, yabancılara ziynetlerini göstermemelidir! Böyle olunca ziynetleri Cennete girmelerine mani olmaz. Bir hadis-i şerif meali:(Cennette kadınların az olduğunu gördüm. Sebebini sordum. “Onları altın ve ziynet eşyası meşgul etti” dediler.) [İ. Ahmed](Senden ne gördüm) diyerek küfran-ı nimette bulunmamalıdır! İki hadis-i şerif meali şöyledir:(Eğer kocalarına karşı küfran-ı nimette bulunmasalar, namaz kılanlar hemen Cennete girerdi.) [Şir’a](Cehennem halkının ekseriyetini kadınların teşkil ettiğini gördüm. Sebebi de, çok lanet ederler ve kocalarına karşı küfran-ı nimette bulunurlar.) [Buhari]Kocasına bir iyilik yapmışsa, başına kakmamalıdır. Yeme ve giyme gibi hususlarda kocasını üzmemeli, yapamayacağı şeyi ondan istememelidir! Kocasının şerefini korumalı, her işte onun rızasını kazanıp gönlünü hoş etmeye çalışmalıdır! Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Kocanın hanımı üzerindeki hakkı, benim sizin üzerinizdeki hakkım gibidir. O halde kocasının hakkını gözetmeyen, Allahü teâlânın hakkını gözetmemiş olur.) [Şir’a]Kadın, kocasını üzmemelidir. Bir gün Hazret-i Fatıma, ağlayarak babasının huzuruna geldi. Resulullah efendimiz buyurdu ki: - Ya Fatıma, niçin ağlıyorsun?- Kasıtsız söylediğim bir sözden Ali bana kızdı. Özür diledim. Fakat onu üzdüğüm için ağlıyorum.- Kızım, bilmez misin, Allahü teâlânın rızası kocanın rızasına bağlıdır. Ne mutlu o kadına ki daima kocasının rızasını arar, kocası ondan razı olur. Kadınlar için en üstün ibadet, kocasına itaattir. Erkek, hanımından razı olunca, o kadın istediği kapıdan Cennete girmeye hak kazanır. Kocasını üzen kadın, onu razı edinceye kadar, Allahü teâlânın lanetinde olur.) [R. Nasıhin]Koca hakkına riayet, kadına cihad etmiş gibi sevap kazandırır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:(Koca hakkına riayet, Allah yolunda cihad etmek gibidir.) [Taberani](Kadın, kocasından izinsiz olarak nafile oruç tutamaz. Eğer tutarsa, aç ve susuz kalmış olur, sevap kazanamaz. Kocasından izinsiz evinden dışarı çıkamaz. Çıkarsa, gökteki melekler, geri evine dönünceye kadar ona lanet eder.) [Taberani](Bir erkek, ihtiyacı için hanımını çağırsa, kadın tandır başında olsa da, hemen ihtiyacına cevap versin!) [Tirmizi](Kocası çağırdığı halde yatağa gelmeyen kadına melekler sabaha kadar lanet eder.) [Buhari](Kadın, kocasının izni olmadan kendi malını da harcayamaz.) [Taberani](İzinsiz evden çıkan kadına, kocası razı oluncaya kadar, güneşin ve ayın doğduğu her şey lanet eder.) [Deylemi](Kadın, kocasından izinsiz [ana, baba, kardeşleri dahil] hiç kimseyi evine alamaz, nafile namaz kılamaz.) [Taberani](Kadınlarınızı süslü giyinmekten men ediniz! Beni İsrail kadınları süslü giyinip camiye gururlanarak yürüdükleri için lanetlenmişlerdir.) [İbni Mace](Kocası razı oluncaya kadar, kadının namazları ve hiçbir iyiliği kabul olmaz.) [Taberani](Kadın, kocasının hakkını ödemedikçe, Allahü teâlânın hakkını ödemiş olmaz.) [Taberani](Kadının üzerinde en büyük hak sahibi kocasıdır, erkeğin de anasıdır.) [Hakim](Kadının namazları kabul olmaz) demek, namaz borcundan kurtulur, fakat namaz kılmakla meydana gelecek büyük sevaba kavuşamaz demektir. Namazı boşa gider demek değildir.Bir kadından kocası razı olmazsa, kadın, günahının cezasını çektikten sonra, Cennete girer. Cennete sadece kâfirler girmez. Müslümanın günahı çok olsa da, sonunda mutlaka Cennete girer.Karı koca iyi geçinip, birbirlerinin rızalarını almaya çalışmalıdır&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-4456685523784595035?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/4456685523784595035/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=4456685523784595035' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/4456685523784595035'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/4456685523784595035'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/erkein-hanm-stndeki-haklar.html' title='Erkeğin hanımı üstündeki hakları'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-906499582072687356</id><published>2007-10-31T18:19:00.001-07:00</published><updated>2007-10-31T18:19:31.280-07:00</updated><title type='text'>Kadının kocası üstündeki hakları</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hanımının güzel huylu olmasını isteyen, önce kendisi güzel huylu olmalıdır! Kur’an-ı kerimde, insana gelen musibetlerin, günahları sebebiyle geldiği bildirilmektedir. O halde, dinimizin emir ve yasaklarına riayet eden, hanımı ile iyi geçinir. Fudayl bin Iyad hazretleri buyuruyor ki: (Dine uygun olmayan bir iş yaptığımı, hanımımın huysuzluğundan anlardım. Hemen o işime tevbe ettiğim zaman, hanımımın huysuzluğu da giderdi. Böylece tevbemin kabul edildiğini de anlardım.)Aliyy-ül Havas hazretlerine hanımı küsmüştü. Hanımı, kocasına muhalefet etmek için ayrı testi, ayrı bardak kullanıyordu. Aliyy-ül Havas hazretleri, bir gün yanlışlıkla hanımının testisinden su içince, hanımı hemen testiyi kırmıştı. Hazret, “Testiyi niçin kırdın?” bile dememiş, hiçbir şey olmamış gibi davranmıştı.Osman el-Hattab hazretlerinin komşusu, Nureddin Şuni efendi anlatır: Bir gece dışarı çıktım eski bir hasıra sarılı birinin dışarıda yattığını görüp (Sen kimsin, burada niçin yatıyorsun?) dedim. (Komşu ben Osman el-Hattabım. Oğlumun annesi, beni evden kovduğu için sokağa çıktım, onun kızgınlığı gidinceye kadar burada yatmaya karar verdim) dedi.Huysuz hanımİbni Ebil Hamayil-i Sevri hazretlerinin hanımı huysuzdu. Kocasına ağzına geleni söyler, onu rahat bırakmazdı. O mübarek zat da hep sabrederdi. Yine bir gün hanımının yaptığı huzursuzluktan kurtulmak için uçarak kaçmıştı. Hanımı arkasından bakıp, (Hele şuna bak, uçup kaçmakla elimden kurtulacağını sanıyor) diye söylenmişti. Bizim gibilerin uçması mümkün olmayacağına göre, kaçmak suretiyle kavgadan, münakaşadan uzak durmaya çalışmalıyız. Haklı olduğumuzu ispata kalkışmamalıyız!Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:(Bir mümin, hanımına kızmasın! Kötü huyu varsa, iyi huyu da olur.) [Müslim](Kadın, zayıf yaratılışlıdır. Zayıflığını susarak yenin! Evdeki kusurlarını görmemeye çalışın!) [İbni Lal](Müslümanların iman yönünden en üstünü, ahlakı en güzel olanı, hanımına, en iyi, en lütufkâr davranandır.) [Tirmizi](Müslümanların en iyisi, en faydalısı, hanımına en iyi, en faydalı olandır. Sizin aranızda hanımına karşı en iyi, en hayırlı, en faydalı olan benim.) [Nesai](Hanımının ve çocuklarının haklarını ifa etmeyenin namazları, oruçları kabul olmaz.) [Mürşid-ün-nisa](Kocası razı oluncaya kadar, kadının namazları ve hiçbir iyiliği kabul olmaz.) [Taberani](Namazları kabul olmaz) demek, namaz borcundan kurtulur, fakat namaz kılmakla meydana gelecek büyük sevaba kavuşamaz demektir. Namazı boşa gider demek değildir. Bir kadından kocası razı olmazsa, kadın, günahının cezasını çektikten sonra, Cennete girer. Cennete sadece kâfirler girmez. Müslümanın günahı çok olsa da, sonunda mutlaka Cennete girer. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (İyi kadınlar, Allah’a itaat eder ve kocalarının haklarını gözetir. Kocaları yokken, onların namuslarını ve mallarını, Allah’ın yardımı ile korurlar.) [Nisa 34]Eve gelince hanımına selam verip hatırını sormalı, üzüntü ve sevincine ortak olmalıdır. Çünkü, o başkalarından ümitsiz ve yalnız kendisine alışmış bulunan dostu, dert ortağı, kendini neşelendiricisi, çocuklarının yetiştiricisi ve çeşitli ihtiyaçlarının gidericisidir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:(Haksız olarak hanımını dövenin, Kıyamette hasmı ben olurum. Hanımını döven, Allah ve Resulüne asi olur.) [R.Nasıhin](Kadınlarınıza eziyet etmeyin! Onlar, Allahü teâlânın sizlere emanetidir. Onlara yumuşak olun, iyilik edin!) [Müslim](Hanımına güler yüzle bakan erkeğin defterine bir köle azat etmiş sevabı yazılır.) [R.Nasıhin](Hanımı ile iyi geçinip şakalaşanı Allahü teâlâ sever, rızklarını artırır.) [İ.Lâl]Kadınların çalışmasıSeadet-i Ebediyye kitabında deniyor ki:(Bir kadının; ana, baba ve mahrem akrabası yok ise veya mevcut olup fakir iseler, kimse buna bakmıyorsa, devlet de yardım etmiyorsa, bu kadın, kendinin, çocuklarının ve hastalık, ihtiyarlık sebebi ile çalışamayan fakir ana babasının nafakalarını temin etmek için çalışmak zorundadır. Erkekle karışık olmayan kadın işlerinde çalışır. Erkek bulunmayan iş yok ise, sıhhatini, dinini, namusunu, Müslümanlık haysiyetini ve şerefini koruyacak kadar farz olan nafakayı kazanmak için, yabancı erkeklerin bulunduğu yerde örtülü olarak çalışması caiz olur. Bu nafakayı kazanmasında mani olunması, ikrah olur. Böyle ihtiyaçtan fazla, orada kalması caiz olmaz. Çalışırken, başını, kollarını açması için zorlarlarsa, açmazsan burada çalışma derlerse, örtülü olarak çalışacak başka yer bulamayınca, kolları açık çalışması, İmam-ı Ebu Yusuf kavline göre caiz olur. Kadının kulaklarından sarkan saçlarını örtmesi farz değildir diyen âlimler de mevcuttur. Harac olduğu zaman, bu zayıf kavil ile amel etmek caiz olur. Başında bulunan saçları örtmenin farz olduğu sözbirliği ile bildirildi ise de, kulaklardan sarkan saçların açılması, zorlanmak sebebi ile caiz olur. Böyle zorlanan kadın, her zaman, erkekle karışık olmayan veya örtülü çalışacak yer aramalıdır. Bulunca, orada çalışması lazım olur. Saçlarını, kollarını sokakta, gidip gelirken örtmelidir. Müslüman erkekle evlenince, bunun nafakasını kocası temin etmeye mecburdur. Zengin olmadığı için, anasına, babasına ve çocuklarına nafaka vermesi lazım gelmez ise de, kocasının izni ile çalışıp onlara bakması lazımdır.)Dinimizde kadın, geçim derdinden, düşüncesinden muaf tutulmuştur. O, çalışarak, didinerek para kazanmaya mecbur değildir. Her şeyi onun ayağına getirmek mecburiyeti vardır. Dinimiz ona bu kıymeti vermiştir.Müslüman kadın ticaret, fen, sanat ve ziraat ile uğraşmaya mecbur değil ise de, bunlarla meşgul olması, para kazanması günah değildir, kendi isteği ile çalışabilir. Yalnız, bunlarla meşgul olurken, haramlardan sakınması şarttır. Haram işleyerek iş yapılamadığı gibi, ibadet de yapılamaz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-906499582072687356?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/906499582072687356/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=906499582072687356' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/906499582072687356'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/906499582072687356'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/kadnn-kocas-stndeki-haklar.html' title='Kadının kocası üstündeki hakları'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-8111127655838532589</id><published>2007-10-31T18:17:00.003-07:00</published><updated>2007-10-31T18:17:59.320-07:00</updated><title type='text'>Resulullahın bütün dedeleri mümindi</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sual: Resulullah efendimiz, Hazret-i İbrahim’in soyundan geldiğine göre, Hazret-i İbrahim’in babası Azer de kâfir olduğuna göre, nasıl olur da, Resulullahın mübarek nuru bir kâfire geçebilir? Peygamberimizin bütün dedeleri mümin değil mi idi?CEVAPResulullah efendimizin anası, babası ve bütün dedelerinin temiz bir mümin olduğu, âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerle sabittir. Bunun aksini söylemek, bu husustaki nassları inkâr olur.Tevbe suresinin 28. âyet-i kerimesinde müşriklerin necis, yani bedenlerinin değil itikadlarının pis olduğu bildiriliyor. Peygamber efendimiz de bütün dedelerinin temiz olduğunu bildiriyor. Şuara suresinde (Vetekallübeke fissacidin) buyuruluyor. Yani mealen, (Sen, yani senin nurun, hep secde edenlerden dolaştırılıp, sana inkılab etmiş, ulaşmıştır) demektir. Ehl-i sünnet âlimleri bu âyet-i kerimeyi tefsir ederken, bütün ana babalarının mümin olduğunu bildirmişlerdir. Mevahib-i ledünniyye kitabının başında, bütün dedelerinin temiz birer mümin olduğunu bildiren hadis-i şerifler nakledildikten sonra buyuruluyor ki:(İbni Abbas hazretleri buyuruyor ki:"Seni bir Peygamberin neslinden diğer bir Peygamberin nesline naklettim. Yani senin soyun Peygamberler silsilesidir. Bir babanın iki oğlu olsa, peygamberlik hangisinde ise, Resulullah ondan gelmiş demektir.")Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:(Her asırdaki insanların en iyilerinden dünyaya getirildim.) [Buhari](Allahü teâlâ, Arabistan’daki seçilmişlerden beni seçti. Beni her zamandaki insanların en iyilerinde bulundurdu.) [Taberani](Dedelerimin hiçbiri zina etmedi. En iyi babalardan, temiz analardan geldim. Dedelerimden birinin iki oğlu olsaydı, ben bunların, en iyisinde bulunurdum.) [Mevahib](Hazret-i Âdem’den babama kadar hep nikahlı ana babadan geldim. Ben ecdat olarak sizin en hayırlınızım.) [Deylemi](Soy bakımından da insanların en şereflisiyim. Öğünmek için söylemiyorum.) [Deylemi][Yani, (Hakikati bildiriyorum, hakikati bildirmek vazifemdir, bunları söylemezsem vazifemi yapmamış olurum) demektir.]Bu hadis-i şerifler ve Şuara suresindeki âyet-i kerime, Peygamber efendimizin bütün dedelerinin temiz bir mümin olduğunu göstermektedir. Kâfirler pis olduğuna göre, Hazret-i İbrahim’in babasının kâfir olması mümkün değildir.Molla Cami hazretleri buyuruyor ki:(Muhammed aleyhisselamın zerresini taşıdığı için, Hazret-i Âdem’in alnında nur parlıyordu. Bu zerre, Hazret-i Havva’ya ve ondan Hazret-i Şit’e ve böylece temiz erkeklerden temiz kadınlara ve temiz kadınlardan temiz erkeklere geçti. O nur da, zerre ile birlikte, alınlardan alınlara geçti.) [Şevahid]Bu nur, kâfire geçmediği gibi, zina gibi bir günah işleyen mümine bile geçmiyordu. Bu bakımdan da Azer, Hazret-i İbrahim’in babası değildi. [Hazret-i İbrahim’in babasının ismi Taruh idi.]Enam suresinin 74. âyetinde, (İbrahim, babası Azer’e dediği zaman...) buyuruluyor. Burada Azer kelimesi, baba kelimesinin atf-ı beyanı olduğu Beydavi tefsirinde yazılıdır. Bir kimsenin iki ismi olup, birlikte söylenince, birinin meşhur olmadığı, ikincinin meşhur olduğu anlaşılır. Meşhur olmayan birincisindeki kapalılığı açıklamak için ikincisi söylenir. Bu ikincisine atf-ı beyan denir.Hazret-i İbrahim iki kimseye baba demektedir. Birisi kendi babası, diğeri de üvey babası ve amcası olan kişidir. İcaz, belagat ve fesahat kaidelerine göre, âyet-i kerimenin manası, (İbrahim, ismi Azer olan babasına dediği zaman) demektir. Böyle olmasaydı, sadece (Azer’e dediği zaman) veya (Babasına dediği zaman) demek yetişirdi. Eğer Azer kendi öz babası olsaydı Babası kelimesi fazla olurdu. Türkçe’de bile (Babam Ali geliyor) denmez, (Babam geliyor) denir.Kur’an-ı kerimde amcaya baba denilmektedir. Hazret-i İsmail, Hazret-i Yakub’un amcasıdır. Fakat Kur’an-ı kerimde (Amcan İsmail) denmiyor, (Baban İsmail) deniyor. Çocukları, Hazret-i Yakub’a (Babaların İbrahim ve İsmail ve İshak...) diyor. (Bekara 133) Yani, (Baban İbrahim, baban İsmail ve baban İshak) deniyor. Halbuki Hazret-i İsmail, Hazret-i Yakub’un babası değil, amcasıdır. Tefsirlerde, Kur’an-ı kerimde amcaya baba denildiği bildirilmektedir. Resulullahın yaşlı köylüye, amcaları olan Ebu Talibe ve Hazret-i Abbas’a baba dediği, çeşitli muteber kitaplarda yazılıdır.Yalnız Araplar değil, çeşitli milletlerde, amcaya, üvey babaya, kayınpedere ve yardımsever zatlara baba demek âdettir.Türkiye’de de, insanlara iyilik eden, onları himayesine alan kimselere mecaz olarak, "Baba adam", "Fakir babası" dendiğini hepimiz biliriz. Yaşlı kimselere de hürmeten "Baba" denir.Yaşlı kadınlara da "Ayşe ana", "Fatma ana" veya "Hacı anne" dendiği meşhurdur. Böyle söylemekle, yani baba demekle, o kimse bizim babamız olmadığı gibi anne dediğimiz kadın da annemiz olmaz. Bunlar hürmet için söylenir.Yine yaşlı kimselere, bir akrabalığımız olmadığı halde, "Amca, dede", yaşlı kadınlara da, "Teyze, nine" deriz. Bunlar bir saygı ifadesidir.Bu bakımdan Hazret-i Yakub’un öz babası Hazret-i İshak iken, Kur’an-ı kerimde, Hazret-i Yakub’a hitaben (Baban İsmail) buyurulmuştur.[İmam-ı Süyuti hazretleri, Kitabüd-derc-il-münife kitabında Azer’in Hazret-i İbrahim’in amcası olduğunu vesikalarla ispat etmektedir.](Babam ve baban ateştedir) hadis-i şerifi için âlimler iki türlü açıklama yapıyorlar: 1- Bu hadis-i şerif, Ebu Lehebin Cehennemde olduğunu bildirmektedir. Çünkü Arablar amcaya da baba derler. (El müstened)2- Bu hadis-i şerif, imanlı oldukları bildirilmeden önce, ictihad ile söylenmiş idi. İmanlı oldukları sonradan bildirildi. (Mir’at-i kâinat) [Hazret-i Hatice’nin iki çocuğu için de böyle buyurmuştu. Cehennemde olmadıkları sonradan bildirildi. (Ahvali etfalil-müslimin)]&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-8111127655838532589?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/8111127655838532589/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=8111127655838532589' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/8111127655838532589'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/8111127655838532589'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/resulullahn-btn-dedeleri-mmindi.html' title='Resulullahın bütün dedeleri mümindi'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-3229004851854069421</id><published>2007-10-31T18:17:00.001-07:00</published><updated>2007-10-31T18:17:20.879-07:00</updated><title type='text'>Peygamber efendimizin ırkı</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sual: Peygamberimizin ırkı ne idi?CEVAPSevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam, Araptır. Arap, güzel demektir. Mesela, lisan-ı Arap, güzel dil demektir. Coğrafyada Arap demek, Arabistan yarımadasında doğup büyüyen ve onların kanından olan kimse demektir. Peygamber efendimizin akrabasını, Arapları sevmek ve saymak ibadettir. Onları her Müslüman sever. Anadolu’ya misafir gelen esmer fellahlar ve zenciler; saygı gösterilsin diye kendilerini, Arap diye tanıttırmış, Anadolu’nun temiz, saf Müslümanları da Araba olan hürmetlerinden dolayı, bunları sevmişlerdir. Çünkü, dinimizde siyah beyaz ayrımı yoktur. Siyah bir Müslüman beyaz bir kâfirden çok üstün, çok daha kıymetlidir. Siyah olmak, imanın şerefini azaltmaz. Resulullah efendimizin çok sevdiği Hazret-i Üsame ve Bilâl-i Habeşi hazretleri siyah idi. Ebu Leheb ve Ebu Cehil kâfirleri beyaz idi. Allahü teâlâ insanın rengine değil, iman ve takvasına kıymet vermektedir. Siyahların, esmerlerin kendilerini Arap olarak tanıtmaları, İslam düşmanlarının işlerine yaradı. Bu düşmanlar, siyah insanları, aşağı ve iğrenç olarak tanıttılar, köle olarak kullandılar. Arabı siyah olarak tanıtmaya, böylece Müslümanları Peygamber efendimizden soğutmaya uğraştılar. Siyah resimlere, kara köpeklere, resmin negatif filmine Arap dediler. Arap saçı, Arap sabunu, kara Fatma böceği gibi uydurma isimlerle Arap milletini kötülediler. Aşağıda Peygamber efendimizi öven hadis-i şerifler ayrıca Arap milletinin de üstünlüğünü göstermektedir.(Allahü teâlâ, beni insanların en iyilerinden vücuda getirdi.) [Tirmizi](Her asırdaki insanların en iyilerinden dünyaya getirildim.) [Buhari](Allahü teâlâ, İsmail aleyhisselamın soyundan Kureyşi seçti, Kureyşten de, Haşimoğullarını sevdi. Onlardan da, beni süzüp seçti.) [Müslim](Ensarı müminden başkası sevmez, münafıktan başkası da buğzetmez.) [Buhari]Şimdi gerçek Arap çok azalmıştır. Çoğu Asya’ya cihada gitmiş, bir daha dönmemiştir. Arap bu kadar övüldüğü halde, ırkçılık yapanlarının Cehenneme gideceği de bildirildi. Bir hadis-i şerifte, (Arap, ırkçılık yüzünden sorgusuz sualsiz Cehenneme atılır) buyuruldu. (Ebu Ya’la)Kâfir olan bir Arap, Müslüman Fransızdan üstün olamaz. Böyle bir ırkçılık dinimize aykırıdır. Dinimizde ırkçılık yoktur. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Ey insanlar, sizi, bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizle tanışmanız için milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah indinde en üstününüz, takvada en ileri olanınızdır.) [Hucurat- 13]Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:(Rabbiniz bir olduğu gibi, babalarınız, dininiz ve Peygamberiniz de birdir. Arabın Aceme, [Arap olmayana] Acemin Araba üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.) [İbni Neccar] (Allahü teâlâ, cahiliyet övünmelerini sizden kaldırdı. Hepiniz Âdem aleyhisselamın evlatlarısınız. Âdem ise topraktan yaratılmıştır.) [Tirmizi](Irkçılık yapan, ırkçılık için savaşan ve ırkçılık uğrunda ölen, bizden değildir.) [Ebu Davud]Arap milletinin üstünlüğüSual: Dinimizde ırkçılık yoktur. Ancak, genelde bir millet diğer milletlerden üstün olamaz mı?CEVAPElbette olur. Genelde bazı milletler cömert, bazıları cimri olur, bazıları yiğit bazıları korkak olur. Bazıları çalışkan, bazıları tembel, bazıları kavgacı, bazıları uysal olur. Ama bir millet toptan hep böyle olmaz. Bir babanın bile iki evladı olsa biri iyi, öteki kötü olabilir. Âdem aleyhisselamın oğlunun birisi çok uysal bir mümin idi, öteki ise zalim bir kâfir idi. Resulullah efendimizin amcasının biri mümin, öteki kızıl kâfir idi. Buna rağmen Arap milleti genelde üstün vasıflara haizdir. Bu soylu Arap milletinin Arabistan’da kalmadığı din kitaplarında yazılıdır. Seadet-i Ebediyye kitabında diyor ki:(Bugün, Arabistan’da, Mekke-i mükerreme ve Medine-i münevverede bulunanlar, asırlar boyunca, Afrika’dan, Asya’dan ve diğer yerlerden gelip yerleşen yabancıların soyundandır. Sultan ikinci Abdülhamid hanın amirallerinden Eyyub Sabri paşa, beş ciltlik Türkçe (Mirat-ül-Haremeyn) kitabında, koca Mekke şehrinde, iki Arap evinin kalmış olduğunu yazmaktadır. Bugün ise hiç yoktur.)Arap, kelime olarak güzel demektir. Zenciler ve fellahlar Arap değildir. Müslüman olan Araplar hakkında bir çok hadis-i şerif vardır. Bazılarının mealleri şöyledir:(Allahü teâlâ, insanlar içinden seçtiklerini Arabistan’da yerleştirdi. Bu seçilmişlerden de, beni seçti. O halde, Arabistan’da bana bağlı olan Müslümanları seven, benim için sever. Onlara düşmanlık eden, bana düşmanlık etmiş olur.) [Taberani] (Şu üç sebepten dolayı Arabı sevin: Ben Arabım. Kur’an Arapçadır ve Cennet ehlinin lisanı da Arapçadır.) [Taberani, Hâkim, İbni Asakir, Abdürrazzak](Fakirleri sevin ve onlarla oturup kalkın. Müslüman Arabı da kalbden sevin.) [Hâkim](Arabı ve onların bekasını da sevin. Çünkü onların bekası İslam’da nurdur. Son bulmaları ise İslam’da zulmettir.) [Ebuşşeyh](Ebu Bekri ve Ömer’i sevmek sünnet, buğz etmek küfürdür. Ensarı sevmek imandandır, buğz etmek küfürdür. Müslüman Arabı sevmek de imandandır, buğz etmek küfürdür.) [İ.Neccâr](Arabı sevmek iman alameti, buğz ise münafıklık alametidir.) [Hâkim, Beyheki, Dare Kutni](Kureyş’i sevin. Çünkü Allahü teâlâ, onları sevenleri sever.) [Taberani](Arab, yeryüzünde Allahü teâlânın nurudur. Onların yok olması zulmettir. Onlar yok olunca, nur gider, zulmet gelir.) [Hâkim](Dört kabilesi hariç, Arabın hepsi İbrahim oğlu İsmail evladıdır.) [İ.Asakir](İnsanların iyisi Arap, Arabın iyisi Kureyş, Kureyş’in iyisi Beni Haşim’dir. Acemin iyisi Fars, Sudanlının iyisi Nube, malın hayırlısı mehirdir.) [Deylemi] (Ehli beytimin, Ensarın ve Arabın hakkını tanımayan, ya münafık, veya veledi zina, yahut haram karışmıştır.) [Beyheki, İ.Adiy, El Baverdi](Arabın helak olması kıyamet alametidir.) [Tirmizi, Taberani](Bana buğz eden dinden ayrılır. Müslüman Araba buğz eden bana buğz etmiş olur.) [Tirmizi, Taberani, İ.Ahmed, Beyheki, Ebu Ya'la, Hâkim]&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-3229004851854069421?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/3229004851854069421/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=3229004851854069421' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/3229004851854069421'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/3229004851854069421'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/peygamber-efendimizin-rk.html' title='Peygamber efendimizin ırkı'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-2688008200328939506</id><published>2007-10-31T18:16:00.001-07:00</published><updated>2007-10-31T18:16:44.446-07:00</updated><title type='text'>Sen olmasaydın</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sual: Allahü teâlâ, Peygamber efendimiz için, (Eğer sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım) buyuruyor. Bu kudsi hadis hakkında bilgi verir misiniz? CEVAPÂdem aleyhisselam, Arşta gördüğü nurun mahiyetini sual etti. Hak teâlâ buyurdu ki:(Bu nur, gökte Ahmed, yerde Muhammed denilen, zürriyetinden bir peygamberin nurudur. O olmasaydı, seni de, yer ve gökleri de yaratmazdım.) [Mevahib-i ledünniyye]Allahü teâlâ yine buyuruyor ki:(Ya Âdem, Muhammed aleyhisselamın ismi ile her ne isteseydin, kabul ederdim. O olmasaydı, seni yaratmazdım.) [Hakim](Ey Resulüm, İbrahim’i halil [dost], seni de habib [sevgili] edindim. Senden daha sevgili hiç bir şey yaratmadım. Senin, benim indimdeki yüksek derecenin bilinmesi için dünyayı ve dünya ehlini yarattım. Sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım.) [Mevahib-i ledünniyye]Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:(Âdem aleyhisselam Cennetten çıkarılınca, ya Rabbi, Muhammed aleyhisselamın hürmetine beni affet diye dua etti. Allahü teâlâ ise, [ne cevap vereceğini bildiği halde, cevabını da diğer insanların duyması için] “Ya Âdem, onu henüz yaratmadım. Nereden bildin?” buyurdu. Âdem aleyhisselam da, Arşta "La ilahe illallah Muhammedün Resulullah" yazılı olduğunu gördüm. Anladım ki, şerefli isminin yanına ancak en çok sevdiğinin, en şerefli olanın ismini layık görürsün dedi. Allahü teâlâ buyurdu ki: “Ya Âdem doğru söyledin. O bana insanların en sevgilisidir. Onun hürmetine dua ettiğin için seni affettim. Eğer Muhammed aleyhisselam olmasaydı, seni yaratmazdım”) [Taberani](Allahü teâlâ, İbrahim’i halil edindiği gibi beni de halil edindi.) [Mevahib-i ledünniyye]Şu halde Peygamber efendimiz hem habibdir, hem halildir.(Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım) kudsi hadisi, Marifetname’nin ön sözünde, Yusuf-i Nebhani hazretlerinin Envar-ı Muhammediyye kitabının 13. sayfasında ve imam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat’ının 122. mektubunda vardır. Mektubatın farisi haşiyesinde, bu hadisin Deylemi’nin Firdevsinde bulunduğu bildirilmektedir. Deylemi de, Buhari ve diğer muhaddisler gibi, meşhur ve muteber bir hadis âlimidir.Mektubat-ı Rabbaninin 3.cildinde, (Sen olmasaydın Cenneti yaratmazdım), (O olmasaydı kâinatı yaratmaz, rububiyetimi izhar etmezdim) kudsi hadisleri de bildirilmektedir. Miracda Allahü teâlâ, Peygamber efendimize, (Senden başka her şeyi senin için yarattım) buyurunca, Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem de, (Ben de senden başka her şeyi senin için terk ettim) dedi. (Mirat-i kâinat)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-2688008200328939506?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/2688008200328939506/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=2688008200328939506' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/2688008200328939506'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/2688008200328939506'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/sen-olmasaydn.html' title='Sen olmasaydın'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-1452400015497834022</id><published>2007-10-31T18:15:00.000-07:00</published><updated>2007-10-31T18:16:10.695-07:00</updated><title type='text'>Hilye-i Saadet</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;[Yani Peygamber efendimizin görünüşü, tanınması]Sual: Resulullahın görünüşü nasıldı?CEVAPResulullah efendimizin, görünen bütün uzuvlarının şekli, sıfatları, güzel huyları, tamam hayatı, bütün incelikleri ile, çok geniş ve açık olarak, âlimler tarafından, senetleri, vesikaları ile yazılmıştır. Bunlara (Siyer) kitapları denir. Biz bu risalemizi, büyük İslam âlimlerinden imam-ı Ahmed Kastalani hazretlerinin, (Mevahib-i ledünniyye) ismindeki iki cilt kitabından aldık. Bütün kitaptan gençlere lüzumlu görülen kısımları, kısaca aşağıya yazılmıştır:Peygamber efendimizin mübarek yüzü ve bütün a’za-i şerifesi ve mübarek sesi, bütün insanların yüzlerinden ve a’zasından ve seslerinden güzel idi. Mübarek yüzü, bir miktar yuvarlak idi. Neşeli olduğu zamanda, mübarek yüzü ay gibi nurlanırdı. Sevindiği, mübarek alnından belli olurdu. Resulullah efendimiz, gündüz nasıl görürse, gece dahi öyle görürdü. Önünde olanları gördüğü gibi, arkasında olanları dahi görürdü. Bunu ispat eden yüzlerce hadise, kitaplarda yazılıdır. Gözde görme özelliği yaratan Allahü teâlânın, diğer uzuvda [organda] da yaratmaya gücü yeter. Yana ve geriye bakacağı zaman, bütün bedeni ile dönüp bakardı. Yeryüzüne nazarı, semaya bakmasından ziyade idi. Mübarek gözleri büyük idi. Mübarek kirpikleri uzun idi. Mübarek gözlerinde bir miktar kırmızılık vardı. Mübarek gözlerinin karası gayet siyah idi. Fahr-i âlem efendimizin alnı açık idi. Mübarek kaşları ince idi. Kaşları arası açık idi. İki kaşı arasında olan damar, hiddetlenince kabarır idi. Mübarek burnu gayet güzel olup, orta yeri bir miktar yüksek idi. Mübarek başı büyük idi. Mübarek ağzı küçük değildi. Mübarek dişleri beyaz idi. Mübarek ön dişleri seyrek idi. Söz söylediği zamanda, sanki dişleri arasından nur çıkardı. Allahü teâlânın kulları arasında ondan daha fasih ve tatlı sözlü kimse görülmedi. Mübarek sözleri gayet kolay anlaşılır, gönülleri alırdı ve ruhları cezb ederdi. Söz söylediği zaman, kelimeleri inci gibi dizilirdi. Bir kimse saymak istese, kelimeleri sayılmak mümkün idi. Bazen iyi anlaşılması için, üç kere tekrar ederdi. Cennette Muhammed aleyhisselam gibi konuşulacaktır. Mübarek sesi, kimsenin sesinin yetişemediği yere yetişirdi.Peygamber efendimiz güler yüzlü idi. Tebessüm ederek gülerdi. Gülerken, mübarek dişleri görünürdü. Güldüğü zaman, nuru duvarlar üzerine ziya verirdi. Ağlaması da, gülmesi gibi hafif idi. Kahkaha ile gülmediği gibi, yüksek sesle de ağlamazdı, amma mübarek gözlerinden yaş akar, mübarek göğsünün sesi işitilirdi. Ümmetinin günahlarını düşünüp ağlardı ve Allahü teâlânın korkusundan ve Kur’an-ı kerimi işitince ve bazen de namaz kılarken ağlardı.Resulullah efendimizin mübarek parmakları iri idi. Mübarek kolları etli idi. Mübarek avuçlarının içi geniş idi. Bütün vücudunun kokusu, miskten güzel idi. Mübarek bedeni, hem yumuşak, hem de kuvvetli idi. Enes bin Malik diyor ki, Resulullaha on sene hizmet ettim. Mübarek elleri ipekten yumuşak idi. Mübarek teri miskten ve çiçekten daha güzel kokuyordu. Mübarek kolları, ayakları ve parmakları uzun idi. Mübarek ayaklarının parmakları iri idi. Mübarek ayaklarının altı çok yüksek olmayıp, yumuşak idi. Mübarek karnı geniş olup, göğsü ile karnı beraber idi. Omuz başının kemikleri iri idi. Mübarek göğsü geniş idi. Resulullahın kalb-i şerifi, nazargâh-ı ilahi idi.Resulullah efendimiz çok uzun boylu olmayıp, kısa dahi değil idi. Yanına uzun bir kimse gelse, ondan uzun görünürdü. Oturduğu zaman, mübarek omuzu, oturanların hepsinden yukarı olurdu.Mübarek saçları ve sakallarının kılı çok kıvırcık ve çok düz değil, yaradılışta ondüle idi. Mübarek saçları uzundu. Önceleri kakül bırakırdı, sonradan ikiye ayırır oldu. Mübarek saçlarını bazen uzatır, bazen de keser, kısaltırdı. Saç ve sakalını boyamazdı. Vefat ettiği zamanda, saç ve sakalında ak kıl, yirmiden az idi. Mübarek bıyığını kırkardı. Bıyıklarının uzunluğu ve şekli, mübarek kaşları kadar idi. Emrinde hususi berberleri var idi. Resulullah efendimiz misvakını ve tarağını yanından ayırmazdı. Mübarek saçını ve sakalını tararken aynaya nazar eylerdi. Geceleri mübarek gözlerine sürme çekerdi.Kâinatın efendisi (sallallahü aleyhi ve sellem) önüne bakarak, süratle yürürdü. Bir yoldan geçtiği, güzel kokusundan belli olurdu.Peygamber efendimiz kırmızı ile karışık beyaz benizli olup, gayet güzel, nurlu ve sevimli idi. Bir kimse, Peygamber “aleyhissalatü vesselam” siyah idi dese, dinden çıkar.Güzel huyların hepsi Resulullah efendimizde toplanmıştı. Güzel huyları, Allahü teâlâ tarafından verilmiş olup, çalışarak, sonradan kazanmış değil idi. Bir müslümanın ismini söyleyerek, hiçbir zaman lanet etmemiş ve asla mübarek eli ile kimseyi dövmemiştir. Kendi için, hiçbir şeyden intikam almamıştır. Allah için intikam alırdı. Akrabasına, Eshabına ve hizmetçilerine tevazu ederek, iyi muamele eylerdi. Ev içinde çok yumuşak ve güler yüzlü idi. Hastaları ziyarete gider, cenazelerde bulunurdu. Eshabının işlerine yardım eder, çocuklarını kucağına alırdı. Fakat, kalbi bunlarla meşgul değildi. Mübarek ruhu melekler âleminde idi.Resulullah efendimizi ansızın gören kimseyi korku kaplardı. Kendisi yumuşak davranmasaydı, Peygamberlik hallerinden, asla kimse yanında oturamaz, sözünü işitmeye takat getiremezdi. Halbuki, kendisi, hayasından, mübarek gözleri ile kimsenin yüzüne bakmazdı.Peygamber efendimiz, insanların en cömerdi idi. Bir şey istenip de, yok dediği görülmemiştir. İstenilen şey varsa verir, yoksa, cevap vermezdi. O kadar iyilikleri, o kadar ihsanları vardı ki, Rum imparatorları, İran şahları, o kadar ihsan yapamadılar. Fakat kendisi sıkıntı ile yaşamayı severdi. Öyle bir hayat yaşıyordu ki, yemek ve içmek hatırına bile gelmezdi. Yemek getirin yiyelim veya falanca yemeği pişiriniz buyurmazdı. Yemek getirirlerse yer, her ne meyve verseler kabul ederdi. Bazen aylarca az yer, açlığı severdi. Bazen de çok yerdi. Yemeği üç parmakla yerdi. Yemek sonunda su içmezdi. Suyu otururken içerdi. Başkaları ile yemek yerken, herkesten sonra el çekerdi. Herkesin hediyesini kabul ederdi. Hediye getirene karşılık olarak, katkat fazlasını verirdi.Çeşitli elbise giymek âdet-i şerifesi idi. Yabancı devlet elçileri gelince süslenirdi. Yani kıymetli ve nefis elbise giyerek, güzel yüzünü gösterirdi. Yüzüğünü mühür olarak kullanırdı. Yüzüğü üzerinde (Muhammedün Resulullah) yazılı idi. Yatağı deriden olup, içi hurma ağacı iplikleri ile dolu idi. Bazen bu yatak üzerine, bazen yere serili deri üzerine, bazen de, hasır veya kuru toprak üzerine yatardı. Mübarek avucunun içini sağ yanağının altına koyup, sağ yanı üstüne yatardı.Resulullah efendimiz, zekat malı almaz, çiğ soğan ve sarmısak gibi şeyler yemez ve şiir söylemezdi.Server-i âlem efendimizin mübarek gözleri uyur, kalb-i şerifi uyumazdı. Aç yatıp tok kalkardı. Asla esnemezdi. Mübarek vücudu nurani olup, gölgesi yere düşmezdi. Elbisesine sinek konmaz, sivrisinek ve diğer böcekler mübarek kanını içmezdi. Allahü teâlâ tarafından Resulullah olduğu bildirildikten sonra, şeytanlar göklere çıkarak haber alamaz ve kâhinler söyleyemez oldu.Bir kimse, Peygamber efendimizi rüyada görse, muhakkak Onu görmüştür. Çünkü, şeytan Onun şekline giremez.&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-1452400015497834022?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/1452400015497834022/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=1452400015497834022' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/1452400015497834022'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/1452400015497834022'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/hilye-i-saadet.html' title='Hilye-i Saadet'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-344414049387464456</id><published>2007-10-31T18:14:00.000-07:00</published><updated>2007-10-31T18:15:08.080-07:00</updated><title type='text'>Peygamber efendimizin faziletleri</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sual: Peygamber efendimizin faziletlerini bildirir misiniz?CEVAPMevahib-i ledünniyye ve Mirat-i kâinat kitaplarında bildirilen faziletlerinden bazıları şöyledir:Canlılar içinde ilk olarak Muhammed aleyhisselamın ruhu yaratıldı. Hak teâlâ (Her şeyi senin için yarattım, sen olmasaydın, hiçbir şeyi yaratmazdım) buyurdu. Tevrat, İncil ve Zebur’da övülüp müjdelenmiştir.Âmine validemiz ona hamile olunca, bütün putlar yüzüstü devrildi. Bütün şeytanlar ve sihir yapan büyücüler âciz kalıp, işlerini yapamaz oldular. Doğunca da bütün putlar yıkıldı. Doğduğu gece, Kisra’nın sarayı yıkıldı. Mecusilerin bin yıldan beri yanan ateşi söndü. Save gölünün suyu kurudu. Safiye Hatun anlatır: Doğduğu gece 6 alamet gördüm: 1- Doğar doğmaz secde etti. 2- Başını kaldırıp “La ilahe illallah inni Resulullah” dedi. 3- Her taraf aydınlandı. 4- Yıkayacaktım, biz Onu yıkadık diye bir ses işittim. 5- Göbeği kesilmiş ve sünnet edilmiş gördüm. 6- Sırtında nübüvvet mührü vardı. İki küreği ortasında “La ilahe illallah Muhammedün Resulullah” yazılı idi.Çocuk iken, başı hizasında bir bulut gölge yapardı.Ona salevat okumak âyet-i kerime ile bildirildi. Kelime-i şehadette, ezanda, ikamette, namazdaki teşehhüdde, birçok dualarda ve Cennette Allahü teâlâ, Onun ismini kendi isminin yanına koymuştur.Allahü teâlâ, Onu kendisine habib [sevgili] yaptı, herkesten daha çok sevdi. Kimseden bir şey öğrenmemiş iken, Allahü teâlâ Ona, her ilmi, her üstünlüğü verdi. Her yerde her zaman mübarek kalbi hep Allahü teâlâ ile idi.Allahü teâlâ, bütün peygamberlere (Ya Âdem, ya Musa, ya İsa) diyerek ismi ile hitap ederken, Ona (Ya eyyühennebiyyu, ya eyyüherresul) diye özel hitap ediyor.Namazda otururken, (Esselamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi) okuyarak, Ona selam vermek emrolundu. Namazda, başka bir Peygambere böyle söylemek caiz olmadı.Her peygamber kendi milletine, o ise her millete gönderilmiştir.Her peygamber, iftiralara kendisi cevap verdi, fakat ona yapılan iftiralara Allahü teâlâ cevap verdi.İsmi ile çağırmak, yanında yüksek sesle konuşmak haram idi. Hazret-i Cebrail 24 bin kere geldi. Başka Peygamberlere çok az geldi.Mübarek hanımları müminlerin anneleri idi ve onlarla evlenmek başkalarına haram edildi.Önünden gördüğü gibi, arkasından da görürdü.Mübarek teri, gül gibi güzel kokardı. Uzun kimselerin yanında iken, onlardan yüksek görünürdü.Güneş ve Ay ışığında gölgesi yere düşmezdi.Üstüne sinek ve başka hiçbir böcek konmazdı.Çamaşırları, ne kadar çok giyse de hiç kirlenmezdi.Taş üstüne basınca, izi kalır, kum üstünde iz bırakmazdı.Sözü çok vecizdi. Az kelime ile çok şey anlatırdı.Eshabının hepsi, peygamberler hariç, bütün insanlardan üstündür.Onun ümmeti de bütün ümmetlerin en üstünüdür. Onun mübarek ismini taşıyan mümin Cennete girer.Onu ve ehl-i beytini sevmek farzdır. Hazret-i Azrail, içeri girmek için izin istedi. Başka hiç kimseden izin istemedi.Kabrinin toprağı, her yerden ve Kâbe’den daha kıymetlidir.&lt;br /&gt; &lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-344414049387464456?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/344414049387464456/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=344414049387464456' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/344414049387464456'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/344414049387464456'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/peygamber-efendimizin-faziletleri.html' title='Peygamber efendimizin faziletleri'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-9160897257938290807</id><published>2007-10-31T18:12:00.000-07:00</published><updated>2007-10-31T18:13:12.749-07:00</updated><title type='text'>Çeşitli sual ve cevaplar</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Sual: Babam, "Kızım açılmazsan hakkımı helal etmem" diyor. Ben de babamın kalbinin kırılmaması için ve bana hakkını helal etmesi için açılsam günah olur mu? Beyim de, açılmamı istiyor. "Ben de hakkımı helal etmem" diyor. CEVAPDine aykırı işte hiç kimsenin sözüne uyulmaz. Ana, baba, koca ve âmir de emretse, onun sözü yerine getirilmez. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:(Hâlıka isyan olan işte, mahluka itaat olmaz.) [Hakim]Yani Allah’a karşı gelinen, günah olan bir işte, mahluka yani insanların sözüne uyulmaz. Yaptırılan iş, Allah'ın rızasına uygun değilse, ana baba da, koca da söylese önemi yok, kalbi kırılmış olmaz. Bedduaları da geçerli olmaz. Ana babanın ve kocanın hatırı için günah işlenmez. Onlara ana hakkını, baba hakkını, koca hakkını veren de Allahü teâlâdır. Seni de onlara emanet etmiştir. Senin hakkın ne oluyor? Senin hakkını niye hiç gündeme getirmiyorlar? Hepimiz en önce Allahü teâlânın hakkına yani dinimizin emir ve yasaklarına riayet etmeliyiz.Sual: Kadınların tam tesettürlü haşema ile bayanlarla beraber denize girmesi niye caiz değildir?CEVAPKadınlara pantolon ve benzeri şeyleri, başkalarının yanında giymesi caiz olmaz. Bir de suya girince haşema ıslanıp yapışabilir. Saliha kadının, saliha kadına göbek ile diz arasını göstermesi haram olur. İnce ve vücuda yapışık elbise yok hükmündedir. Fasık ve gayri müslim kadınlara vücudunu gösteremez. Ama bir ihtiyaç olunca Hanbeli mezhebini taklit ederek, saçı ve kolları açık onların yanında durabilir.Sual: 11 yaşında bir kızım var. Annesi dekolte kıyafetle gezdiriyor. “Şimdilik çocuk hevesini alsın, zamanla bıkar ve kendisi bırakır” diyor. Hanımın görüşünde isabet payı var mıdır?CEVAPHanımınız çok yanlış söylüyor. Aksine kız çocuğu, açık saçık giyinmeye alıştı mı, artık kolay kolay bırakamaz. Çünkü, atalar, (Alışmış, kudurmuştan daha beterdir) buyuruyorlar.Kabul ederse eğer, ona fıkıh kitaplarındaki mesela Tam İlmihal’deki şu ifadeyi gösterirsiniz:(7-10 yaşında olan gösterişli kızlar ve 15 yaşını dolduran veya bâliğa olan bütün kızlar, kadın hükmündedir. Böyle kızların başları, saçları, kolları, bacakları açık olarak, [zaruretsiz] yabancı erkeklere görünmeleri haram olur.)Görüldüğü gibi, yedi yaşından itibaren kapatmak gerekiyor.Sual: Yazın başörtülü bayanları görüyorum ayaklarında çorap yok. Ayaklarına çorap giymeden dışarı çıkmak caiz mi? Hanefi mezhebine göre ayaklar açık olarak gezilebilir mi? CEVAPHür olan kadınların ellerinden ve yüzlerinden başka her yerleri, bilekleri, sarkan saçları ve ayaklarının altı, namaz için Hanefi’de avrettir. Ellerin üstü avret değildir diyen kıymetli kitaplar çoktur. Bunlara göre, kadınların bileklerine kadar ellerinin üstü açık kılmaları caiz olur. Fakat, kitapların hepsine uymuş olmak için, kadınların elleri örtecek kadar uzun kollu namazlık veya geniş baş örtüsü ile elleri örtülü olarak kılmaları, daha iyi olur. Kadınların ayakları namazda avret değildir diyen de varsa da, bu âlimler de, namazda örtmesi sünnet, açması mekruhtur dedi. Erkeğin veya kadının avret uzuvlarından herhangi birinin dörtte biri, bir rükün açık kalırsa, namaz bozulur. Azı açılırsa bozulmaz. Namazı mekruh olur. Mesela, ayağının dörtte biri açık olan kadının namazı sahih olmaz. (Umdet-ül-islam) da diyor ki, (Kadının topuk kemiği veya bileği veya boynu veya saçı açık olarak kıldığı namazı sahih olmaz. İnce olup içindeki uzvun şekli veya rengi görünen kumaş, yok demektir) [Seadet-i Ebediyye]Şafii’de kadının iki elinden ve yüzünden başka her yeri her zaman avrettir. (Halebi-yi kebir)de diyor ki, (Hür kadının avuç içinden ve yüzünden ve ayaklarından başka bütün vücudu avrettir. Ayaklarına avret diyenler de oldu. Nur suresindeki âyet-i kerimede mealen, (Kadınlar ayaklarını yere vurarak yürümesinler ki, ayaklarındaki örtülü ziynetlerin sesleri işitilmesin) buyuruldu. Ayakların avret olduğu buradan da anlaşılmaktadır) Görüldüğü gibi âlimler farklı bildirmişlerdir. Namaz dışında avrettir ve avret değildir diyenler de olmuştur. En iyisi namazda ve namaz dışında ayakları çorapla örtmelidir. Ayağı açık gezenlere de haram işliyor dememelidir. Sual: Başörtüsünün omuzları da örtmesi şart mıdır?CEVAPBaşörtüsünün omuzları örtmesi şart değil, boynu örtmesi şarttır.Sual: Kadınların yüzlerinden başka yerlerinin örtülmesi gerektiğini kitaplarda okuyoruz. Yüz neresidir? CEVAPYüz, alnın üst kenarından çene ucuna, bir kulağın başlama yerinden diğer kulağa kadar olan kısımdır. Sual: Kadının çene altı da avret midir?CEVAPEvet. Kapatmak şarttır. Sual: Namaz kılmayan kadının da kapanması şart mıdır?CEVAPSadece namaz kılanın değil, namaz kılmayanın da tesettüre riayet etmesi şarttır. Sual: İhtiyaç olunca hanım benim hırkamı, ben de onunkini giysem caiz mi?CEVAPİhtiyaç olunca, birbirinizin hırkasını giymeniz caiz olur. Hazret-i Hasan, (Resulullah, ihtiyaç olunca hanımının peştamalını kuşanarak namaz kılardı) buyuruyor. (Beyheki)Bugün, birçok elbiseyi kadın da erkek de giymektedir. Ancak, kadına benzemek niyetiyle kadın elbisesi giyinen erkeğe, erkeğe benzemek niyetiyle erkek gibi giyinen kadına lanet edilmiştir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:(Kadın elbisesi giyen erkeğe, erkek elbisesi giyen kadına lanet olsun!) [Hakim](Kadın gibi davranan erkeğe, erkek gibi davranan kadına lanet olsun!) [Buhari](Erkeğe benzemeye çalışan kadın, kadına benzemeye çalışan erkek bizden değildir.) [İmam-ı Ahmed]Sual: Kadın, evde kimse yok iken de, kocasının çocuklarının yanında iken de evde şortla dolaşabilir mi? CEVAP Kimse yokken ve çocuklarının yanında şortla duramaz. Sadece kocasının yanında şortla durması caiz ise de, kocasının yanında da böyle durması mekruhtur. Ama başı kolları dizden aşağı kısmı açık olarak durması mekruh değildir. Fakat böyle açık durunca durduğu odaya rahmet melekleri girmez. Kitaplarda diyor ki:Kadınların, evinde yalnız iken, diz ile göbek arasını örtmesi farz, sırtını ve karnını örtmesi vacip, başka yerlerini örtmesi edeptir. (Redd-ül muhtar)Sual: Bayanların gece yatarken kırmızı giymemesi diye bir şey var mı? Karakura basarmış diye bir şeyler var mı?CEVAPÖyle bir şey yok. Yatarken kırmızı giymenin mahzuru yoktur. Sual: Bayanların, kalın olup ten rengi çorap giymesi caiz mi?CEVAPCaizdir. Çünkü dizden aşağısı kaba avret yeri değildir. Sual: Kadınların manto ve pardösülerinin boyu ne kadar olmadır? CEVAPAyaklarına kadar uzun olması iyidir. Sual: Kadınların ince naylon çorap giymesi caiz midir?CEVAP Cildini, kıllarını gösteren çorap yok demektir. Sual: Kadın, evde, diğer kadınların yanında deri giyebilir mi?CEVAP Evet giyebilir.Sual: Deri görünümünde suni deri giymek hanımlar için deri hükmünde midir? CEVAPEvet deri hükmündedir.Sual: Kadınların kollarının dar bir buluz ile örtünmesi caiz midir? CEVAPCaizdir. Göğüs kısmı hiç belli olmamalıdır. Sırt da kaba avrettir. Orası da bol ve kalın olmalıdır.Sual: Tesettür için (Nur Suresi 31. ve Ahzab Suresi 59. âyetler de) hitap sadece Peygamber hanım ve kızları mı, yoksa müminlerin hanımlarına da söyle deniyor mu?CEVAPTesettür sadece Peygamber hanımlarına değil, herkesedir.Namazın nasıl kılınacağı, fazları, haramları, namazı bozanlar vesaire Kur'an-ı kerimde yazmadığı gibi, tesettürün nasıl olacağı da Kur'an-ı kerimde açıkça yazılı değildir. Bunu Peygamber efendimiz bildirmiştir. Mesela cariye denilen bayanların tesettürü farklıdır. Bunu da Resulullah efendimiz bildirmiştir. Onun için sadece bir meseleyi Kur'an-ı kerimden anlamak çok zor, hatta imkansızdır. Bu yüzden fıkıh kitaplarına bakmak gerekir. Mealden tefsirden din öğrenilmez. Sual: Kadınların başlarını gerek ibadet yaparken gerek Kur’an okurken gerekse ibadet dışında iken kapamaları farz mıdır?CEVAPNamaz kılarken ve yabancı erkeklerin yanında başlarını kapatmaları farzdır. Kur'an okurken açık durmak mekruhtur. Evde kimse yokken kapalı durmak da edeptendir. Sual: Müslüman kadın spor yapabilir mi? Kadın yüzebilir mi? Nasıl giymeli?CEVAPSpor da yapabilir, yüzebilir de. Ancak aşağıdaki hususlara dikkat edilmelidir:Kadının kadına avret yeri, diz ile göbek arasıdır, buralar kadınlara da gösterilmez. Yani kadınlar kendi aralarında mayo giyip denize giremezler. Göbek ile diz arası kapalı olmalıdır.İkinci bir husus da, kâfir kadınları, mürted kadınları, ateist, komünist vesaire kadınlar, erkek hükmündedir, bunların yanında saç bile açılmaz. Hatta müslüman bile olsa açık kadınların yanında bile açık durmak caiz değil. Sadece Hanbeli mezhebinde kâfir kadınlarının yanında göbek ile diz arası hariç diğer yerlerini açabilirler. İhtiyaç olduğu zaman bu mezhep taklit edilir.Sual: Tesettürün farz olduğunu kabul ettiği halde kızının kapalı olmasına karşı çıkan onu engellemek isteyen bir ana baba küfre düşer mi?CEVAPBaş örtmenin farz olduğunu bilir de, kızımıza bir zarar gelmesin diye aç diyorsa haram işlemiş olursa da, küfre girmez. Kapanmayı bu asırda lüzumsuz görüyorsa kâfir olur.Sual: Kadınların kendi aralarında göbek ile diz kapağı arası haramdır. Bu durum iki kız kardeş arasında da geçerli midir?CEVAPGeçerlidir. Sual: Namazda kadın neden kapanır? Sonuçta kadının kapanması erkekten korunmak için değil mi? Namazda neden korunacak ki?CEVAPNamazda kapanmak erkeklerden korunmak için değil, Allahü teâlânın emrine uymak içindir. Erkeklerden korunmak da Allahü teâlânın emridir. Allah’ın emri olmazsa niye erkeklerden korunalım ki? Dişi hayvanlar, erkek hayvanlardan hiç korunmuyor. Erkekler saçımızı görse ne olur? Allahü teâlâ erkeklere göstermeyin dediği için göstermemek gerekir. Namazda kapan diyorsa kapanmak gerekir. Müslüman kadınların yanında göbek ile diz arasını kapat diyorsa kapatmak gerekir. Hıristiyan kızlarına karşı erkek gibi kapan diyorsa, saçımızı da hıristiyan kızlara göstermemek gerekir. Kâfir kızı görünce ne olacak denmez. Allahü teâlâ, söz dinleyenle dinlemeyeni ayırt etmek için böyle emirler veriyor. Ahirette bunların hesabını soracak. Şunu emrettim niye yapmadın diyecek.Sual: Erkeğin de yalnız iken diz ile göbek arasını örtmesi farz mı?CEVAPFarzdır.Sual: Dar pantolonla gezmek ve namaz kılmak caiz midir?CEVAPDar pantolonla gezmek caiz değildir. Kaba avret yerlerine yapışık dar pantolonla namaz kılmak mekruhtur, başkalarına karşı istenilen tesettür yapılmış olmaz. Sual: Kadın, kâfir nisaiyeci bayanı mı, salih erkeği mi tercih etmeli?CEVAPBayan doktoru tercih etmek lazımdır. Sual: Çocuğu olmayan kadının, kadın doktora muayenesi caiz mi?CEVAPEvet.Sual: Kadınlara masaj yapan bir bayanım. Göbek ile diz arasına da bakmam caiz mi?CEVAPTedavi için ihtiyaç kadar bakmak caiz olur.Sual: Tedavi için gidilen kaplıcada, başkasının uyluklarına bakmamak için Hanbeli’yi taklit caiz mi?CEVAPİhtiyaç olunca taklit etmek caizdir.Sual: Pijamada, zünnara benzeyen kuşak, küfrü gerektirir mi?CEVAPGerektirmez ama öyle kuşağı takmamalıdır! Sual: Damadım, birkaç aylık küçük kızının avret yerlerine bakıyor. Günah değil midir?CEVAPYeni doğan bebeklerin ve konuşmaya başlamamış olan küçük çocukların avret yeri, seveteyn denilen ön ve arka yeridir. Zaruretsiz buralara bakmak, ana-babasına da caiz değildir. Şafii’de ise, bebeğin avret yerine, bakıcısından başkasının bakması haramdır. Sual: 15 yaşını doldurduğu halde baliğa olmayan bir kızın tesettüre riayet etmesi gerekir mi?CEVAPBöyle bir kız kadın hükmündedir. Tesettüre riayet etmesi farz olur. Sual: Evde, erkek şortla dursa, kadın başını açsa, rahmet melekleri girer mi?CEVAPAvret yerleri açık olunca da, rahmet melekleri girmez. Erkeğin avret yeri göbek ile diz arasıdır. Kadının yüz ve el hariç her yeri avrettir. Kadın evde başı açık olunca, rahmet melekleri girmez. Hazret-i Hatice validemiz, Peygamber efendimize, (Saçımı açarım, melek ise gider, cin ise durur) demiştir.Yabancı erkek ve fasık kadın yok iken, kadının evinde başı açık durması caiz ise de, örtmesi iyidir. Yalnız iken de avret yerlerini örtmesi lazım mı diye soran zata, Peygamber efendimiz, (Allahü teâlâdan utanmak, insanlardan utanmaktan daha lüzumludur) buyurdu. (Tirmizi, Nesai) Sual: Kadınların avret yerlerine şehvetsiz de bakmak haram olduğu halde, TV'deki görüntülerine şehvetsiz bakmak caiz midir?CEVAPDin kitaplarında deniyor ki:Kadınların bakılması haram olan yerlerine şehvetsiz de bakmak haram olduğu halde, aynadaki veya sudaki görüntülerine şehvetsiz bakmak haram değildir; çünkü, kendileri değil, akisleri, benzerleri görülmektedir. Resimleri, kendileri değildir. Bunları görmek, kendilerini görmek olmaz. Resimlerine, TV'deki görüntülerine bakmak, aynadaki görüntüsüne bakmak gibidir. Hepsine şehvetsiz bakmak caizdir. Fakat, şehvet ile bakmak veya şehvete sebep olacak görüntülerine bakmak haramdır.Demek ki, kadının avret yerlerine şehvetsiz bakmak haram olduğu halde, bunların resimlerine ve TV'deki görüntülerine şehvetsiz bakmak haram değil, mekruhtur. Pornoya şehvetsiz bakmak da haramdır. Çünkü şehvete sebep olacak görüntüdür.Sual: Bir kadın için, Hıristiyan kardeşi ve Hıristiyan kayınpederi ile mürted amcası ve mürted dayısı yabancı erkek gibi midir?CEVAPEvet, onların yanında da kapanması gerekir.Sual: Kadın saçlarını ensede veya tepede topuz yaparsa günah olacağını öğrendik. Kadın, saçlarını ensede veya tepede toplu olarak bağlasa, topuz yapmış olur mu?CEVAPHayır.Sual: Henüz büluğa ermemiş, 11-12 yaşındaki bir kızın kapanması gerekir mi? Böyle bir kız, eniştesi gibi bir namahrem akrabası ile sefere çıkabilir mi?CEVAPEvet kapanması gerekir. Sefere mahrem akrabası olmadan çıkamaz. 8-9 yaşındaki bir kız, gösterişli sayılır. Baliğ olmamış gösterişli kız da, kadın gibidir. (Hadika)Sual: Hadis-i şerifte, bir kadının evinden başka yerde başını açmasının günah olduğu bildiriliyor. Namahremin yanında mı kastediliyor?CEVAPEvet.Sual: Kadınların, kızların, yabancı erkeklere çıplak görünmesi, erkeklerin de bunlara bakması haram mıdır?CEVAP Evet, haramdır, büyük günahtır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:(Uyluğunuzu göstermeyin ve ölü ve dirinin uyluğuna bakmayın.) [İbni Mace](Avret yerini açana, başkasının avret yerine bakana, Allah lanet etsin.) [İ. Asakir](Avret yerini açmak büyük günahtır.) [Hakim](Üç kişi Cennete hiç girmez: Birincisi deyyus, [karısının başka erkeklerle düşüp kalkmasına göz yuman erkek]. İkincisi, kendini erkeğe benzeten kadın. Üçüncüsü, içki içmeye devam eden.) [Taberani] [Kadınların kendilerini erkeklere benzetmesi demek, onlar gibi giyinmesi, başlarını onlar gibi tıraş etmesi olup, büyük günahlardandır.]Hazret-i Âişe validemizin kız kardeşi Esma, Resulullahın yanına geldi. Arkasında ince elbise vardı. Derisinin rengi belli oluyordu. Resulullah efendimiz baldızına bakmadı. Mübarek yüzünü çevirip, (Ya Esma, bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüzünden ve iki elinden başka yerini erkeklere gösteremez) buyurdu. (Ebu Davud)Bu hadis-i şeriften de anlaşılacağı gibi, kadınların yabancı erkeklerin yanına açık saçık çıkmaları büyük günahtır. İmam-ı Zehebi buyuruyor ki:Erkeklere ziynetini gösteren kadınlara, mesela altın, inci gibi şeyleri örtüsünün üstüne takan, koku süren, renkli ve ipek kumaş örtünmüş olan, kol ağızları geniş olup kolları görünen ve bunlar gibi kendilerini erkeklere gösteren kadınlara Allahü teâlâ dünyada ve ahirette azap edecektir. Bu kötülükler, kadınlarda çok olduğu için, Resulullah efendimiz, (Mirac gecesi Cehennemi gösterdiler, çoğunun kadın olduğunu gördüm) buyurdu. (Tirmizi)Sual: Spor sayfasındaki bacakları açık sporcuların resimlerine ve reklamlardaki açık kadın resimlerine bakmak caiz midir?CEVAPKadınların bakılması haram olan saç ve diğer avret yerlerinin resimlerine veya televizyondaki görüntülerine şehvetsiz olarak bakmak caizdir. Çünkü, bakılan kendileri değil, resimleridir. Fakat bunlara da lüzumsuz olarak, bir ihtiyaç yokken bakmak mekruhtur. Resimlere, ihtiyaç kadar bakmak caizdir. Bu resimlere, görüntülere şehvetli olarak bakmak ise haramdır.Erkeklerin göbek ile diz arası Hanefi ve Şafii’de avrettir. Hanbeli mezhebinde avret değildir. Avret kısmı sadece seveteyndir, yani iki çirkin yerdir, ön ve arkadır. Maliki’nin bir kavli de, Hanbeli mezhebi gibidir. Kadınların saçlarını göstermesi nasıl haram ise, erkeklerin de diz ile göbek arasını çıplak olarak göstermeleri haramdır. Hanefi’de diz de avret, Şafii’de göbek avrettir.Kadın resimlerinin yüzüne ve saçına ihtiyaçsız ve şehvetsiz bakmak mekruh olduğu gibi, diz ile göbek arası açık erkek resimlerine de bakmak mekruhtur.Demek ki, başı açık kadın resmi ile bir sporcunun resmi arasında fark yoktur. İkisine de şehvetle bakmak haramdır. İkisine de şehvetsiz ve bir ihtiyaca binaen bakmak caizdir.Sual: Müslüman kadın, kâfir kadınları yanında saçı açık durabilir mi?CEVAPKadınların yüz ve ellerinden başka yerlerini Müslüman olmayan kadınlara göstermeleri ve bunların bakmaları üç mezhepte haramdır. Hanbeli'de haram değildir. (El-fıkıh-u-alel-mezâhibil-erbe’a)İslam Ahlakı kitabında, (Müslüman kadının, fasık kadınlar yanında örtünmeleri de farzdır) deniyor. Saçı veya kolları açık gezen kadın fasık demektir. İhtiyaç hasıl olunca, saliha kadınlar, Hanbeli mezhebini taklit ederek kâfir veya fasık kadınlar yanında saçları ve kolları açık durabilirler. Lüzumsuz ve ihtiyaçsız açık duramazlar.Sual: Bazı bölgelerde kadınlar ayaklarına halhal denilen bilezik gibi bir şey takıyorlar. Bunları takmak ve sesini duyurmak caiz midir? Abdest alırken çıkarmak şartı ile oje sürmek caiz midir?CEVAPKadınlara her türlü süs caizdir. Ancak yabancılara gösteremezler. Örtülü olarak takınabilirler. Ancak şıngırdatıp da halhal sesini duyurmak caiz olmaz. Bir âyet meali şöyledir:(Gizledikleri [örtülü] ziynetleri bilinsin diye, ayaklarını [yere, birbirine] vurmasınlar.) [Nur 31] Dikkat edilirse, ayaktaki örtülü ziynet tabiri geçiyor. Yani ziynetlerin gizlenmesi gerekiyor.Koldaki bilezikleri ve eldeki yüzükleri de göstermemek gerekir. Kolye, kına, sürme gibi diğer ziynetlerini de göstermemek gerekir. Âyetin başında buna da işaret edilmektedir. Diğer süsler gibi oje de caizdir. Ancak yabancılara gösteremez. Altına su geçmeyeceği için abdest ve gusülde ojeyi çıkarmak gerekir.Sual: Kadınların, kendi aralarında denize girerken veya bir evde beraber otururken, yahut hamama girince, dizlerinden üst kısmının görünmesi günah mıdır? Günahsa Hanbeli’yi taklit edince, günahtan kurtulmak mümkün müdür?CEVAPErkeğin erkek için ve kadının kadın için avret yeri, diz ile göbek arasıdır. Zaruretsiz buralara bakmak haramdır. Salih bir doktor, bir kadına, hastalığına kaplıca tedavisinin iyi geleceğini söylerse, özel kabin tutma imkanı da yoksa, kadınlar hamamına avret sayılan yerlerini kapatmak şartı ile girebilir. Girince de ihtiyaç kadar durur ve başkalarının avret yerlerine bakmaz.Hanbeli mezhebinde de, kadının kadına avret yeri, diğer mezhepler gibidir. Yani göbek ile diz arasına bakılmaz. Bu bakımdan Hanbeli mezhebini taklit diye bir şey söz konusu olmaz.Hanbeli mezhebinin farklı yönü şöyledir: Erkeğin erkeğe avret yeri, diz ile göbek arası değil, sadece seveteyndir. Sadece iki avret mahallidir. Kadının kadına avret yeri diğer mezhepler gibi, diz ile göbek arasıdır. Ancak diğer mezheplerden farklı olarak, kâfir kadınlarına da, göbek ile diz arası hariç, diğer yerlerini göstermesi caizdir. Diğer mezheplerde caiz değildir.Denize girmek, zaruret olmadığı için, mezhep taklidi yapılmaz. Bir zaruret veya ihtiyaç olmadan başka mezhep taklit edilmez.Sual: Bazıları, (Saç boyanınca, kendi saçı görülmediği için, kapatmaya gerek yok, peruk gibi olur) diyorlar. Saçı boyamakla tesettür sağlanmış olur mu?CEVAPBöyle tuhaf bir sual ile ilk defa karşılaştık. Bu, elbise giyinmeyip vücuduna krem veya renkli boya sürmeye, sonra da tesettürlü olduğunu iddia edip, tenim görülmüyor, boya görünüyor demeye benzer. Yahut bakınca içini gösteren renksiz naylon elbise giymeye benzer.Sual: Kadınların ve erkeklerin hamama gitmeleri uygun değil midir?CEVAPİkisi de uygun değildir; çünkü kadınlar kadın hamamında, avret yerlerini açıyorlar ve birbirlerinin avret yerlerine bakıyorlar. Kadının kadına avret yeri, göbek ile diz arasıdır. Buralarını, kadınlar yanında da açmak ve başkasının açık olan avret yerine bakmak günah olur. Erkeğin erkeğe avret yeri de göbek ile diz arasıdır. Bundan dolayı erkeklerin de avret yerini açan erkeklerin bulunduğu hamamlara gitmeleri doğru değildir. Hastalık veya başka bir ihtiyaç sebebiyle umumi hamama veya umumi kaplıcaya gidince de, diz ve göbek arasını örtmeli; açık olanlara bakmamalı. İhtiyaç kadar bakınca da, Hanbeli mezhebini taklit etmelidir. Çünkü Hanbeli mezhebinde erkeklerin avret yeri sadece seveteyndir. Yani ön ve arka edep yerleridir.Sual: Şafii mezhebinde, kadınların yüzlerini örtmeleri gerekir mi?CEVAPBu konuda iki kavil vardır:Kadınların, ellerinden ve yüzlerinden başka, bütün vücutlarını, bacaklarını, kollarını, saçlarını yabancı erkeklere ve kâfir kadınlara göstermemeleri dört mezhepte de farzdır. Şafiide, yüzlerini de göstermemeleri farzdır. (İslam Ahlakı)Şâfii’de de, kadınların yüzleri ve elleri avret değildir. Ancak, fitneye sebep olacağı zaman, yüzü ve elleri de, yabancı erkekler arasında avret olur. (M. Erbaa)Demek ki, fitne olmadığı sürece kapatmak şart olmuyor&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-9160897257938290807?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/9160897257938290807/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=9160897257938290807' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/9160897257938290807'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/9160897257938290807'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/eitli-sual-ve-cevaplar.html' title='Çeşitli sual ve cevaplar'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-6536481436608595947</id><published>2007-10-31T18:11:00.003-07:00</published><updated>2007-10-31T18:12:14.021-07:00</updated><title type='text'>Çıplak yıkanmak</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sual: Evde hiç kimse yoksa çıplak yıkanmak caiz mi?CEVAPBu konuda üç kavil vardır: 1- Çıplak yıkanmak mekruhtur. 2- Ancak küçük yerde caiz olur. 3- Mekruh olmaz, caiz olur.Salih kimse, daima ihtiyata riayet eder. Ruhsat yolunu değil, azimet yolunu tercih eder. Bunun için erkek olsun, kadın olsun göbek ile diz arasını peştamal gibi bir şey ile kapatıp yıkanmalıdır. Duruma göre üçüncü kavil de tercih edilebilir. Yani peştamal falan bulunmazsa veya başka sebepler varsa caiz olan kavle göre hareket etmek de caiz olur. Sual: Yıkanırken peştamal veya başka bir şeyle göbekle diz arasını kapatmak gerektiğini biliyorum. Yıkanmaya mahsus uzun don edinmek veya peştamal kullanmak meşakkatli oluyor. Kuzuluk kaplıcalarına yeni geldim. Günde iki sefer küvete girdim. Uzun donun yıkaması, kurutması zor oluyor. İhtiyaç olunca şortla da yıkanırken Hanbeli veya Maliki bu konuda taklit edilemez mi?CEVAPEvet ihtiyaç olunca caizdir. Zaruret olması lazım değildir.Sual: Evde hiç kimse yok iken çıplak durmak ve çıplak yıkanmak günah mıdır?CEVAPEvet günahtır. Çünkü yalnız değiliz. Yanımızda, bizi cin ve şeytanlardan koruyan, amellerimizi kamera gibi aletlerle kayda alan melekler vardır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:(Bir kimse, iki salih komşusundan nasıl utanıyorsa, gece-gündüz, kendisi ile beraber olan iki melekten de öyle utanmalıdır!) [Beyheki](Çıplak durmaktan sakının! Hep sizinle beraber bulunan ve yalnız cimada ve helada ayrılan hafaza meleklerinden utanın ve onlara saygılı olun!) [Tirmizi](Yalnızken de, avret yerinizi açmayın! Çünkü yanınızda hiç ayrılmayan [hafaza] melekler vardır. Onlardan utanın ve onlara saygılı olun.) [Eşiat-ül-lemeat] (Gece guslederken avret yerini açmaktan sakının. Eğer sakınmayan çıkar da, onda delilik alameti görülürse, kendisinden başkasını suçlamasın.) [Hakim]Biz her zaman Allahü teâlânın huzurundayız ama, namaza dururken Onun huzuruna çıkıyoruz deniyor. Huzura çıkılırken kendimize çeki düzen vermemiz gerekiyor. Bir âyet meali şöyledir: (Her namaz kılarken, ziynetli [temiz, sevilen, güzel] elbiselerinizi giyiniz.) [Araf 31]Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:(Namaz kılarken en iyi elbisenizi giyinin. Allahü teâlâ, kendisi için ziynetlenmeye, süslenmeye en layık olandır.) [Beyheki]Allahü teâlâ, bizim yeni ve ziynetli elbisemize bakarak bize ve namazımıza değer vermiyor, kalbimize ve niyetimize bakıyor. (Allahü teâlâ, sizin suretlerinize, mallarınıza, bakmaz. Kalblerinize ve amellerinize bakar) mealindeki hadis-i şerifte, Allahü teâlâ, insanın yeni, temiz elbisesine, hayrat ve hasenatına, malına, rütbesine bakarak sevap ve ikram vermez. Bunları ne düşünce ile, ne niyet ile yaptığına bakarak, sevap veya azap verir. Buna rağmen, sırf kendimiz için, dış kıyafetimizin de düzgün olmasını, edep yerlerimizin örtülü olmasını emrediyor.Allahü teâlâ, namazda da namaz haricinde de elbette bizi görüyor. O halde, ona isyan etmekten, terbiyesizce, edepsizce hareketlerden uzak durmamız gerekir. Yine hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:(Allahü teâlâ, hayâyı ve örtünmeyi sever. Öyle ise yıkanırken avret yerinizi örtün.) [Ebu Davud](Allahü teâlâdan utanmak, insanlardan utanmaktan daha lüzumludur.) [Tirmizi, Nesai](Yıkanırken örtünün! Allahü teâlâ, hayâ sahibidir. Utanıp örtüneni sever.) [Nesai] (Avret yerlerinizi örtün! Yalnız iken de Allahü teâlâdan hayâ edin!) [Tirmizi]&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-6536481436608595947?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/6536481436608595947/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=6536481436608595947' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/6536481436608595947'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/6536481436608595947'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/plak-ykanmak_31.html' title='Çıplak yıkanmak'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-2776397787235924434</id><published>2007-10-31T18:11:00.002-07:00</published><updated>2007-10-31T18:12:12.320-07:00</updated><title type='text'>Çıplak yıkanmak</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sual: Evde hiç kimse yoksa çıplak yıkanmak caiz mi?CEVAPBu konuda üç kavil vardır: 1- Çıplak yıkanmak mekruhtur. 2- Ancak küçük yerde caiz olur. 3- Mekruh olmaz, caiz olur.Salih kimse, daima ihtiyata riayet eder. Ruhsat yolunu değil, azimet yolunu tercih eder. Bunun için erkek olsun, kadın olsun göbek ile diz arasını peştamal gibi bir şey ile kapatıp yıkanmalıdır. Duruma göre üçüncü kavil de tercih edilebilir. Yani peştamal falan bulunmazsa veya başka sebepler varsa caiz olan kavle göre hareket etmek de caiz olur. Sual: Yıkanırken peştamal veya başka bir şeyle göbekle diz arasını kapatmak gerektiğini biliyorum. Yıkanmaya mahsus uzun don edinmek veya peştamal kullanmak meşakkatli oluyor. Kuzuluk kaplıcalarına yeni geldim. Günde iki sefer küvete girdim. Uzun donun yıkaması, kurutması zor oluyor. İhtiyaç olunca şortla da yıkanırken Hanbeli veya Maliki bu konuda taklit edilemez mi?CEVAPEvet ihtiyaç olunca caizdir. Zaruret olması lazım değildir.Sual: Evde hiç kimse yok iken çıplak durmak ve çıplak yıkanmak günah mıdır?CEVAPEvet günahtır. Çünkü yalnız değiliz. Yanımızda, bizi cin ve şeytanlardan koruyan, amellerimizi kamera gibi aletlerle kayda alan melekler vardır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:(Bir kimse, iki salih komşusundan nasıl utanıyorsa, gece-gündüz, kendisi ile beraber olan iki melekten de öyle utanmalıdır!) [Beyheki](Çıplak durmaktan sakının! Hep sizinle beraber bulunan ve yalnız cimada ve helada ayrılan hafaza meleklerinden utanın ve onlara saygılı olun!) [Tirmizi](Yalnızken de, avret yerinizi açmayın! Çünkü yanınızda hiç ayrılmayan [hafaza] melekler vardır. Onlardan utanın ve onlara saygılı olun.) [Eşiat-ül-lemeat] (Gece guslederken avret yerini açmaktan sakının. Eğer sakınmayan çıkar da, onda delilik alameti görülürse, kendisinden başkasını suçlamasın.) [Hakim]Biz her zaman Allahü teâlânın huzurundayız ama, namaza dururken Onun huzuruna çıkıyoruz deniyor. Huzura çıkılırken kendimize çeki düzen vermemiz gerekiyor. Bir âyet meali şöyledir: (Her namaz kılarken, ziynetli [temiz, sevilen, güzel] elbiselerinizi giyiniz.) [Araf 31]Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:(Namaz kılarken en iyi elbisenizi giyinin. Allahü teâlâ, kendisi için ziynetlenmeye, süslenmeye en layık olandır.) [Beyheki]Allahü teâlâ, bizim yeni ve ziynetli elbisemize bakarak bize ve namazımıza değer vermiyor, kalbimize ve niyetimize bakıyor. (Allahü teâlâ, sizin suretlerinize, mallarınıza, bakmaz. Kalblerinize ve amellerinize bakar) mealindeki hadis-i şerifte, Allahü teâlâ, insanın yeni, temiz elbisesine, hayrat ve hasenatına, malına, rütbesine bakarak sevap ve ikram vermez. Bunları ne düşünce ile, ne niyet ile yaptığına bakarak, sevap veya azap verir. Buna rağmen, sırf kendimiz için, dış kıyafetimizin de düzgün olmasını, edep yerlerimizin örtülü olmasını emrediyor.Allahü teâlâ, namazda da namaz haricinde de elbette bizi görüyor. O halde, ona isyan etmekten, terbiyesizce, edepsizce hareketlerden uzak durmamız gerekir. Yine hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:(Allahü teâlâ, hayâyı ve örtünmeyi sever. Öyle ise yıkanırken avret yerinizi örtün.) [Ebu Davud](Allahü teâlâdan utanmak, insanlardan utanmaktan daha lüzumludur.) [Tirmizi, Nesai](Yıkanırken örtünün! Allahü teâlâ, hayâ sahibidir. Utanıp örtüneni sever.) [Nesai] (Avret yerlerinizi örtün! Yalnız iken de Allahü teâlâdan hayâ edin!) [Tirmizi]&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-2776397787235924434?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/2776397787235924434/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=2776397787235924434' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/2776397787235924434'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/2776397787235924434'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/plak-ykanmak.html' title='Çıplak yıkanmak'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-7987499428397164278</id><published>2007-10-31T18:11:00.001-07:00</published><updated>2007-10-31T18:11:34.483-07:00</updated><title type='text'>Dinin emri zamanla değişmez</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sual: “Dinin emri ayrı, Arap âdetleri ayrı şeydir. Arabistan çok sıcak olduğu için orada yaşayan insanlar, sıcaktan korunmak amacıyla örtünmüşlerdir. Bu İslamiyet öncesi Arapların bir âdetidir, dinle alakası yoktur. Sonra dinin emri olsa bile Kur'andaki bazı hükümler günümüzde artık geçerli değildir. Toplumun şartlarına göre bazı hükümler değiştirilir" iddiasında gerçeklik payı var mıdır? Tesettür dinin emri midir, yoksa Arap âdeti midir?CEVAPİddiada zerre kadar gerçeklik payı olmayıp, söylenilenlerin hepsi yanlıştır.Birincisi, Dünyanın her yerinde sıcaktan rahatsız olanlar açılıyorlar. Arabistan’da ise, kapandıklarını söylemek tuhaf değil mi?İkincisi, Arap âdeti demek çok yanlış. Çünkü Araplar, İslamiyet’ten önce, Kâbe’yi bile çıplak tavaf ediyorlardı. Yani açıklık ve hayâsızlık meşhur idi. İslamiyet gelince açık gezmeyi yasakladı.Üçüncüsü, Kur’an-ı kerim ve hadis-i şerif ile bildirilen hükümler zamanla değişmez. Âdete ait olan hükümler zamanla değişebilir. Tesettür emri âdet değil, dinin bir hükmüdür. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:(Mümin kadınlara söyle: [Yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, ziynetlerini [Saç ve gerdan gibi ziynet takılan yerleri] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nur 31]Bu âyet-i kerimeden kadınların başörtüsünü sadece yakasına örteceği, baş ve vücudunun diğer yerlerini örtmenin gerekmediği anlaşılabilir. Gözünü neden sakınacak, ırzını nasıl koruyacak, ziynetten maksat nedir? Kına, sürme boya mıdır, altın, gümüş gibi ziynetler midir? Bu hususlar açık değildir, hadis-i şerifle bildirilmiştir. Bir âyet-i kerime meali de şöyledir:(Ey Nebi, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına [dışarı çıkarken] cilbablarını [dış elbiselerini] giymelerini söyle! Bu, onların tanınıp, eza edilmemelerine daha uygundur.) [Ahzab 59]Bu tercümeye bakıp, "Kadın, tanınıp eza edilmemesi için dış elbise giyer. Tanınıp eza edilmezse, çıplak gezebilir" diyenler çıkmıştır. Bu âyetleri Resulullah efendimizin nasıl açıkladığına bakmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kadının [yüz ve iki elinden başka] bütün bedeni avrettir.) [Mecmaul-enhür, El-mugni] Bu hadis-i şerifte kadının tesettürü açıkça, bildiriliyor. Kur'an-ı kerimin 17 yerinde Resulullaha (De ki, bana tâbi olun) buyuruluyor. Allahü teâlânın Resulüne tâbi olup Onun bildirdiği şekilde tesettüre riayet etmelidir! Hazret-i Esma, ince elbise ile gelince, Resulullah efendimiz baldızına bakmadı. Mübarek yüzünü çevirip buyurdu ki:(Ya Esma, bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüz ve elleri hariç, vücudunu erkeklere gösteremez.) [Ebu Davud]Hazret-i Âişe validemiz de buyurdu ki:(İlk muhacir kadınlara Allah rahmet etsin! Tesettür âyeti inince, hemen futalarını yırtıp başlarını örttüler.) [Buhari, Nesai]Kur’anı kendi görüşüne göre tefsir edip tesettür farzını inkâr etmek küfürdür. Bir kadın açık gezse kâfir olmaz. Fakat kapanmanın lüzumsuz olduğunu söylerse kâfir&lt;/strong&gt; olur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-7987499428397164278?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/7987499428397164278/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=7987499428397164278' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/7987499428397164278'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/7987499428397164278'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/dinin-emri-zamanla-deimez.html' title='Dinin emri zamanla değişmez'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-242451439466194914</id><published>2007-10-31T18:10:00.001-07:00</published><updated>2007-10-31T18:10:58.817-07:00</updated><title type='text'>Avret mahalli ne demektir</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sual: Avret mahalli ne demektir? Namazda nasıl dikkat etmeli?CEVAPBir kimsenin açması, başkasına göstermesi ve başkasının bakması haram olan yerlerine (Avret mahalli) denir. Erkeklerin avret mahalli göbekten, diz altına kadardır. Diz avrettir. Buraları açık iken kılınan namaz kabul olmaz. Namaz kılarken, vücudun diğer kısımlarını [kolları, başı, ayakları] örtmek, erkeklere sünnettir. Buraları açık namaz kılmaları, mekruhtur.Kadınların avuç içlerinden ve yüzlerinden başka her yerleri, ellerinin üstü, saçları ve ayakları dört mezhepte de avrettir. Bunun için kadınlara (Avret) denilmiştir. Buralarını örtmesi farzdır. Avret uzuvlarından herhangi birinin dörtte birisi, bir rükün açık kalırsa, namaz bozulur. Azı açılırsa bozulmaz. Namazı mekruh olur. İnce olup, içindeki uzvun şekli veya rengi görünen kumaş, yok demektir.Yorgan altında çıplak yatan bir hasta, başı yorgan içinde iken, ima ile namaz kılınca, çıplak kılmış olur. Başını yorgandan çıkarıp kılarsa, yorganla örtülü kılmış olup, caiz olur.Kadınların, namaz dışında, yalnız iken, diz ve göbek arasını örtmesi farz olup, sırtını ve karnını örtmesi vacip, başka yerlerini örtmesi edeptir.Erkek erkeğin ve kadın kadının avret yerlerine de bakmaları haramdır. Erkeklerin kadınlara ve kadınların, erkeklerin avret yerlerine bakmaları haram olduğu gibi, erkeklerin erkeğin avret yerine ve kadınların kadının avret yerine bakmaları da haramdır. Erkeğin erkek için ve kadın için avret mahalli, diz ile göbek arasıdır. Hanefi’de diz avrettir, göbek avret değildir. Kadının kadın için avret mahalli de böyledir. Kadının yabancı erkek için avret mahalli ise, ellerinden ve yüzünden başka bütün bedenidir. Yabancı kadının avret yerine şehvetsiz de bakmak haramdır.Bir erkek, nikahla alması ebedi haram olan, onsekiz (mahrem) kadının, başına, yüzüne, gerdanına, kollarına, dizden aşağı bacağına, şehvetten emin ise bakabilir. Bu kimse, göğüslerine, koltuklarına, uyluklarına, dizlerine ve sırtına bakamaz.Bir kadın için, amca, hala, teyze ve dayı çocukları da yabancı erkek gibidir. Enişte, kayın biraderi de yabancı erkektir. Bunlarla konuşması, şakalaşması ve bir yerde bulunması haramdır. Erkeklerin de amca, hala, teyze ve dayı kızları ile ve baldız ve yenge ile konuşmaları haramdır.Bir erkek, mahrem olan 18 kadın ile ölünceye kadar evlenemez. Bunlarla konuşabilir. Yalnız olarak bir yerde bulunabilir. Kadın da, 18 erkek ile evlenemez. Sual: Hamama veya kaplıcalara gidince, erkekler kısa şortla duruyorlar. Erkeğin avret yeri diz ile göbek arası olduğuna göre, buraları açık durmak günah değil midir? Tedavi maksadı ile kaplıcaya gidilince caiz olur mu?CEVAPHamama, kaplıcaya giden kimsenin diz ile göbek arasını, dizleri de örtmesi farzdır.Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:(Allah’a ve ahirete inanan hamama peştamal ile örtülü girsin, peştamalsız girmesin!) [Nesai](Erkeklerin ahir zamanda hamama gitmeleri haram olur. Hamamlarda avret yerleri açık olanlar bulunur. Avret yerini açana ve başkasının avret yerine bakana Allah lanet eylesin!) [F. Bilgiler](Erkeklerin dizleri ile göbekleri arası avrettir.) [R. Nasıhin]Peygamber efendimiz, hamamdan sakınılmasını buyurunca, oradakiler, (Ya Resulallah, hamam kirleri temizlediği gibi, hastalara da şifalı olur) dedikleri zaman, onlara (Hamama avret yerleri örtülü olarak girin!) buyurdu. (Hakim)Kadınların da tedavi maksadı ile örtülü olarak hamama girmesi caizdir. (İbni Mace)Sual: Kadınların birbirlerine avret yeri nasıldır? Hürmet-i musahere yabancılarla da olur mu?CEVAPKadınların birbirlerine avret yeri, erkeğin erkeğe avret yeri gibidir. Müslüman kadının, gayrimüslim ve fasık kadınların ve dinsiz amca ve dayının yanında örtünmesi üç mezhepte farzdır, Hanbeli’de caizdir.Maliki ve Hanbeli'de erkeğin avret yeri yalnız seveteyndir. Hanefi ve Şafii’de ise göbek ile diz arasıdır. Hanefi’de diz; Şafii’de ise göbek avrettir. Hanbeli’nin farklı yönü şöyledir: Erkeğin erkeğe avret yeri, diz ile göbek arası değil, sadece seveteyn, yani sadece iki avret mahallidir. Kadının kadına avret yeri diğer mezhepler gibi, diz ile göbek arasıdır. Ancak diğer mezheplerden farklı olarak, kâfir kadınlarına da, göbek ile diz arası hariç, diğer yerlerini göstermesi caizdir. Diğer üç mezhepte caiz değildir. Hürmet-i musahere, ana baba ile olduğu gibi yabancı insanlarla da olur. Mesela yabancı bir kadına şehvetle dokunmak, yanlışlıkla bile olsa, hürmet-i musahereye sebep olur. Yani o kadının anası ile ve kızları ile o erkeğin evlenmesi Hanefi ve Hanbeli’ye göre haramdır. Bir kız da, bir erkeğe şehvetle dokunsa, o erkeğin babası ve oğlu ile evlenmesi haram olur. Şafii ve Maliki’de hürmet-i musahere yoktur.Sual: Uyluk ne demektir?CEVAPDiz ile göbek arasındaki yere uyluk denir. Yani bacağın kalın olan yeri. Bazı yerlerde yanlış olarak baldır derler. Halbuki baldır diz ile ayak arasına denir. Erkekler de, kadınlar da birbirlerinin uyluklarına bakamazlar.Sual: Bir erkek şortla durabilir mi? CEVAPHayır duramaz. Zaruretsiz şortla durması haram olur. Kimse yok iken de, ihtiyaçsız avret yerini açmamalıdır. Mesela, kıyafet değiştirirken, peştamal gibi bir şey sarıp da, değiştirmelidir. Hanbeli mezhebinde, erkeklerin avret yeri, sadece seveteyn [ön ve arka edep yeri] olduğu için, buralar kapalı ise, Hanbeli mezhebi taklit edilerek giyinmelidir. Banyoda da, bir peştamal ile örtünmelidir. Peştamal yoksa, Hanbeli taklit edilerek şortla da yıkanılabilir.Sual: Avret yeri nedir? Kadın, evinde yalnız iken, şortla durabilir mi?CEVAPMüslümanın namaz kılarken açması veya her zaman başkasına göstermesi ve başkasının da bakması haram olan yerlerine Avret yeri denir. Namaz dışında da, avret yerini, kendinden ve başkasından örtmek farzdır. Kadınların, namaz dışında, yalnız iken, diz ve göbek arasını örtmesi farz olup, sırtını ve karnını örtmesi vacib, başka yerlerini örtmesi edeptir. Evde yalnız iken, başı açık dolaşabilir. Görünmesi caiz olan 18 erkek yanında, ince baş örtüsü örtmeleri evladır. İyi olur. Yalnız iken avret yeri, ancak özür ile açılabilir. Mesela tuvalette açılır. Yalnız olarak guslederken açmak mekruh olur, caiz veya küçük yerde caiz olur denildi. Namaz dışında, necasetli elbise ile de örtünmek lazım olur. (Redd-ül muhtar)Sual: Çocukların kaç yaşından sonra göbek ile diz arasına bakmak caiz olmaz? CEVAPErkek çocukların, on yaşına kadar, kızların ise, gösterişli oluncaya kadar galiz yani kaba avret yerlerine, bundan sonra, bütün avret yerlerine bakmak caiz değildir.Sual: Müslüman kadınların birbirine olan avret yeri ile gayri müslim kadınlara karşı olan avret yeri farklı mıdır?CEVAPFarklıdır. Müslüman kadınların birbirlerine avret yeri, erkeğin erkeğe avret yeri gibidir. Yani diz ile göbek arasıdır. Gayri müslim kadın yabancı erkek gibidir. Müslüman kadının, yabancı erkek, kâfir, mürted veya fasık kadın yanında da örtünmesi farzdır. Onların yanında saçlarını ve kollarını açmak zorunda kalınca, Hanbeli mezhebini taklit etmesi gerekir. Hanbeli mezhebinde, kâfir kadınlarının karşısında örtünmek gerekmez. Sadece diz ile göbek arasını kapatmaları yeter. Sual: Müslüman kadın, yabancı erkekler hariç, kimlerin yanında başını ve kollarını açamaz?CEVAPMüslüman kadın, mürted amca ve dayının, kâfir ve fasık kadınların yanında açık duramaz. Örtünmesi farz olur. Müslüman kadınların yanında ise, göbek ile diz arasını örtmesi farzdır.Kâfir ve fasık kadınlar yanında açık durmak zorunda kalan kadın, Hanbeli mezhebini taklit ederse, saç ve kollarını açması günah olmaz. Sual: Anne, hala, teyze, yeğen gibi yakınlarımızın nerelerine bakabiliriz? CEVAPErkek, nikahla alması ebedi, sonsuz haram olan [mahrem akraba olan] 18 kadının başına, yüzüne, gerdanına, kollarına, dizden aşağı bacağına, şehvetten emin ise, bakabilir. Göğüs, koltuk ve yanlarına [böğürlerine], uyluk ve dizlerine ve sırtına bakamaz. Kadınların buralarına da galiz yani kaba avret yerleri denir. Her kadının, buralarını namazda, yabancı erkeklerin yanında, şekli belli olmamak üzere geniş olarak örtmeleri lazımdır. (S. Ebediyye) Seveteyn [ön ve arka] dört mezhepte de galiz [kaba] avrettir. Dört mezhepte de buraları örtmek farzdır. (İbni Abidin)&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-242451439466194914?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/242451439466194914/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=242451439466194914' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/242451439466194914'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/242451439466194914'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/avret-mahalli-ne-demektir.html' title='Avret mahalli ne demektir'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-7323757203167856438</id><published>2007-10-31T18:09:00.002-07:00</published><updated>2007-10-31T18:10:15.429-07:00</updated><title type='text'>Gözü haramdan sakınmak</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sual: Denizde, hamamda, kaplıcada, “Hepimiz erkeğiz veya hepimiz kadınız” diyerek, erkek erkeklerin yanında, kadın kadınların yanında açık duruyorlar. Bu günah değil midir?Nur suresinin, (Ey Resulüm, müminlere söyle, harama bakmasınlar ve avret yerlerini haramdan korusunlar) mealindeki 31. âyetinde bildirilen avret yerleri nerelerdir? CEVAPBakılması haram olan yere avret yeri denir. Hanefi ve Şafii’de erkeğin avret yeri göbek ile diz arasıdır. Maliki ve Hanbeli’de ise yalnız seveteyn, yani sadece ön ve arka kısımdır. Kadınların birbirlerine avret yeri, erkeğin erkeğe avret yeri gibidir. Müslüman kadının, gayri müslim ve fasık kadınlar ile dinsiz amca ve dayının yanında örtünmesi üç mezhepte farz, Hanbeli mezhebinde caizdir. Hanbeli mezhebinin farklı yönü şöyledir: Erkeğin erkeğe avret yeri, diz ile göbek arası değil, sadece seveteyn, yani iki kaba avret mahallidir. Kadının kadına avret yeri diğer mezhepler gibi, diz ile göbek arasıdır. Ancak diğer mezheplerden farklı olarak, gayri müslim kadınlara da, göbek ile diz arası hariç, diğer yerlerini göstermesi caizdir. Diğer üç mezhepte caiz değildir. Zaruret olunca Hanbeli mezhebi taklit edilerek kapalı kadın, açık kadınların yanında başını, kollarını açabilir.Avret yerini açmak veya başkasının avret yerine bakmak büyük günahtır. Hamama, kaplıcaya, denize gidenin diz ile göbek arasını ve dizlerini de örtmesi farzdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:(Erkeğin göbek ile dizleri arası avrettir.) [Ebu Davud] (Uyluk avret yeridir.) [Buhari, Ebu Davud, Tirmizi](Avret yerini açmak büyük günahtır.) [Hakim](Erkek erkeğin; kadın kadının avret yerine bakması helal olmaz.) [Müslim](Evlerin en kötüsü hamamdır. Orada sesler yükselir, avretler açılır. Tedavi veya kirden temizlenmek için girecek olan örtülü girsin.) [Taberani](Allahü teâlâya ve ahirete inanan hamama peştamal ile örtülü girsin!) [Nesai](Avret yerini açana ve başkasının avret yerine bakana Allah lanet etsin!) [Beyheki](Din kardeşinin avret yerine kasten bakanın kırk gecelik namazı kabul olmaz.) [İ. Asakir]Evde kimse yok iken de, çıplak durmak günahtır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Yalnızken de, avret yerinizi açmayın! Zira yanınızda hiç ayrılmayanlar [hafaza melekleri] vardır. Onlardan utanın ve onlara saygılı olun.) [Eşiat-ül-lemeat](Avret yerlerinizi örtün! Yalnız iken de Allahü teâlâdan haya edin!) [Tirmizi](Allahü teâlâ hayayı ve örtünmeyi sever. Öyle ise yıkanırken avret yerinizi örtün.) [Ebu Davud](Gece guslederken avret yerini açmaktan sakının. Eğer sakınmayan çıkar da, onda delilik alameti görülürse, kendisinden başkasını suçlamasın.) [Hakim] Kapalı da olsa kadına şehvetle bakmak günahtır. Kadının erkeğe bakması da günahtır. Ümm-i Seleme validemiz anlatır: Resulullahın yanında iken, iki gözü de görmeyen İbni Ümmi Mektum, izin isteyip içeri girdi. Resulullah bize, (İçeri girin) buyurdu. (O â’mâ değil mi, bizi görmez) dedim. (O sizi görmüyorsa, siz onu görmüyor musunuz?) buyurdu. (Tirmizi, Ebu Davud)Sual: Kadın kadına olunca tesettüre ve setr-i avrete dikkat edilmiyor. Kimisi bunun günah olmadığını zannediyor. Bunlar günah değil midir? Bir kadın, başka kadının nerelerine bakamaz?CEVAPİmam-ı Rabbani hazretleri, saliha bir hanıma yazdığı mektupta buyuruyor ki: Kalb, göze tâbidir. Gözler haramdan sakınmazsa, kalbi korumak güç olur. O halde, imanı olanların, haram işlememesi lazımdır. Erkeklerin eşcinsel olması, haram olduğu gibi, kadınların da eşcinsel olması haramdır. Kadının da herhangi bir kadına şehvet ile dokunması ve bakması haramdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:(Kadının kadına yaklaşması [lezbiyenlik, safizm] zinadır.) [Taberani](Erkeğin erkeğe, kadının kadına yaklaşması zinadır.) [Beyheki](Ahir zamanda eşcinsel üç kısma ayrılır: Bir kısmı konuşmak ve bakmakla, diğeri, tokalaşmak ve kucaklaşmakla yetinir. Bir kısmı da bu işi bilfiil yapar. Allah bunlara lanet etsin! Tevbe edenin tevbesini Allahü teâlâ kabul eder.) [Deylemi]Kadın, kadına şehvet ile bakamaz ve dokunamaz; kocasından başkasına, erkek ve kadın, kim olursa olsun, yabancıya süslenemez.Hadis-i şerifte buyuruldu ki:(Bir kadın, süründüğü kokuyu duyurmak için bir toplumun yanından geçerse, o da, bakan da, [bir nevi] zina işlemiş olur.) [Nesai]Erkek ile kadın, başka cinsten oldukları için, bir araya gelmeleri nispeten güçtür. Kadının kadına yaklaşması ise daha kolaydır. Bunun için kadının kadına bakması ve dokunması, erkeğin kadına ve kadının erkeğe bakmasından daha kötü olabilir. Erkeğin erkek için ve kadının kadın için avret yeri, diz ile göbek arasıdır. Bir kadın, başka bir kadının, göbek ile diz arasına bakamaz. Zaruretsiz bakarsa, haram işlemiş olur. Kadının yabancı erkek için avret yeri, el ve yüzünden başka, bütün bedenidir. Başkasının avret yerine, lüzum yokken, şehvetsiz de bakmak haramdır.Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:(Erkek erkeğin, kadın kadının avret yerine bakamaz, helal değildir.) [Abdurrezzak](Erkeğin kadına, kadının da erkeğe [şehvetle] bakması haramdır.) [Taberani]&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-7323757203167856438?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/7323757203167856438/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=7323757203167856438' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/7323757203167856438'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/7323757203167856438'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/gz-haramdan-saknmak.html' title='Gözü haramdan sakınmak'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-6652296812535459850</id><published>2007-10-31T18:09:00.001-07:00</published><updated>2007-10-31T18:09:28.505-07:00</updated><title type='text'>Doktora da günah vardır</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sual: Doktora günah olmaz diyorlar, doğru mu? CEVAP(Doktora günah olmaz) demek çok yanlıştır. Bir doktor, bir kadını muayene ederken ihtiyaçtan fazla yer açarsa, 5 dakikada muayene etmesi mümkün iken, daha fazla uzatırsa günah olur.Mecbur kalmadıkça, zaruret olmadıkça, kadın, erkek doktora muayene olmamalı, kadın doktora gitmelidir. Kadın doktor bulunmazsa ve hastalık tehlikeli veya çok ağrılı ise, (Zaruretler haramları mubah kılar) hükmüne uyularak nisaiye mütehassısı erkeğe de gidebilir.Bir hastanede, dahiliyeci olarak hem kadın hem de erkek varsa, hastaya tercih imkanı vermelidir. Mecburiyet olunca, erkek doktor, kadını muayene ederken, ihtiyaç miktarı kadar yer açmalıdır. İhtiyaçtan fazla açarsa günah olur. Mesela tansiyonunu ölçerken, bluz üzerinden de ölçme imkanı varsa, kolunu açması günah olur.Doktorun, ihtiyaçtan fazla muayene etmesi gibi, ihtiyaç miktarından fazla konuşması da uygun değildir. Müslüman doktor, her zaman ciddiyetini muhafaza etmeli, günah olacak iş ve hareketlerden sakınmalıdır! Tanıdık bir göz doktoru, (Bilgisayarla bakınca, bazı hastalıkları ve göz kusurlarını hemen anlıyoruz. Fakat hasta, “benimle fazla ilgilenmedi” demesin diye, birkaç defa aynı işlemi tekrarlıyoruz) dedi. Günah olmadığı için böyle istisnalar olabilir. Kadınların birbirlerine avret yeri, erkeğin erkeğe avret yeri gibidir. Erkek, erkeğin; kadın da, kadının göbek ile diz arasına bakamaz. Mesela üroloji doktoru, bir erkeğin belden aşağısını soyup bakamaz. Bir bez koyup eli ile kontrol eder. Göz ile de bakması gerekiyorsa, bezin bir kenarını ihtiyaç kadar açıp bakar. Kadın doktor da, bir kadını böyle bir bez örterek muayene eder. Kadın kadına zararı olmaz demek yanlıştır. Çünkü kadının da, zaruretsiz, başka bir kadının diz ile göbek arasına bakması haramdır.Gayrı müslim ve mürted kadınların, müslüman kadınlarına bakması, yani müslüman kadınların bunlara görünmeleri, yabancı erkeklere görünmeleri gibi olup, üç mezhepte de haramdır. Bunlar müslüman kadınlarının bedenine bakamazlar. Sadece Hanbeli mezhebinde caizdir. Bunlara muayene olmak mecburiyetinde kalındığında, Hanbeli mezhebi taklit edilirse, yani (Hanbeli’ye uydum) denirse günahtan kurtulmuş olunur. Şifa için, özel kaplıcaya gidemeyen hasta da, umumi kaplıcaya gidince, avret yeri açık olan varsa, Hanbeli mezhebini taklit etmelidir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-6652296812535459850?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/6652296812535459850/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=6652296812535459850' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/6652296812535459850'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/6652296812535459850'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/doktora-da-gnah-vardr.html' title='Doktora da günah vardır'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-3157354632158446606</id><published>2007-10-31T18:08:00.001-07:00</published><updated>2007-10-31T18:08:51.943-07:00</updated><title type='text'>Dinde kolaylık ve pantolon giymek</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sual: (Allah size güçlük yüklememiştir) âyet-i kerimesine göre, kolaylık olacağı için, kadınların pantolon giymesinin caiz olacağı anlaşılmıyor mu?CEVAPSizin ve bizim gibilerin bir âyet-i kerimeye mana vermeleri caiz değildir. Kadının pantolon giymemesinin güçlükle ne ilgisi vardır? Benzemek niyeti olmasa da, erkeğin boynuna kolye, koluna bilezik ve kulağına küpe takması kadınlara benzemek olur ve caiz değildir. Kadının da, benzemek niyeti olmadan da, pantolon giymesi caiz olmaz.(Dinde kolaylık vardır) diyerek bilerek veya bilmeyerek dinde yenilik yapmaya çalışanlar çıkıyor. Dinimizde ifrat ve tefritin yani aşırılığın yeri yoktur. Dinimiz orta yolda olmayı emreder. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (İşlerin hayırlısı vasat olanıdır.) [Beyheki] [Vasat, ifrat ve tefritten uzak orta yol demektir. İfrat, normalden fazla, tefrit, normalden az demektir. Mesela çok uyumak ifrat, çok az uyumak tefrittir.]İfrata kaçarak gücünün yetmediği şekilde ibadet etmeye çalışmak, mesela geceleri hiç uyumadan namaz kılmak, gündüzleri hep oruç tutmak, hanımından uzak kalmak, et, süt, tatlı gibi şeyleri hiç yememek, iyi müslüman olmak demek değildir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Kolay bir din ile gönderildim. Dinimizde ruhbanlık yoktur. Et yiyin, hanımlarınızla mübaşeret edin! [Nafile] oruç da tutun! Tutmadığınız günler de olsun! [Nafile] namaz da kılın! Uyuyun da. Ben bunlarla emrolundum.) [Taberani](Din kolaylıktır. Dinde aşırı gideni din mağlup eder.) [Nesai] Şu halde yiyip içmeden, uyumadan ibadet etmek zordur.Günümüzde ifrata kaçanlar azdır veya hiç yoktur. Fakat tefrite gidenler çoktur. (Dinde kolaylık var) veya (Kolayını yapıyorum) diyerek dini bozmaya çalışanlar çoktur. Birkaç misal: Ayaklara mest giyiliyor, üstüne meshediliyor diyerek tırnaklara oje sürüp, üstüne meshetmek caiz olmaz. Yahut bugünkü naylon çoraplara meshetmek caiz olmaz. Çoraba meshetmek kolaylık ise de, dinin emri değişmiş olur, ibadet sahih olmaz. Su bulunmadığı zaman teyemmüm etmek farzdır. Fakat dinde reformcuların dediği gibi, sular kesilince hemen teyemmüm edin demek, dinde kolaylık değil, dini değiştirmektir. Ramazan yaza gelince tutmayıp, kışa tehir etmek de dini değiştirmek olur.(Dinde kolaylık var) diyerek namazları vaktinde kılmayıp, hepsini gece yatarken kılmak da dini değiştirmek olur. (Dinde zorluk yoktur, kolaylık vardır) demek, (Dinimizin verdiği ruhsatlardan faydalanın) demektir. Yoksa, (Herkes hoşuna giden şeyleri yapsın, hoşlanmadığı şeyleri yapmasın, ibadetleri keyfine göre değiştirsin, erkek kadın elbisesi giysin, kadın erkek elbisesi giysin) demek değildir. Dinde ufak bir değişiklik yapmaya hiç kimsenin yetkisi yoktur. Kur’an-ı kerimde de mealen, (Dinlerini oyuncak ve eğlence edinen kimseleri bırak) buyurulmaktadır. (Enam 70)Sual: Bayanların bayan pantolonu giymesi haram mıdır? CEVAPPeygamber efendimiz buyuruyor ki:(Kadın elbisesi giyen erkeğe, erkek elbisesi giyen kadına lanet olsun!) [Hakim](Erkeğe benzemeye çalışan kadın, kadına benzemeye çalışan erkek bizden değildir.) [İ.Ahmed](Kadın gibi davranan erkeğe, erkek gibi davranan kadına lanet olsun!) [Buhari](Erkeklere benzeyen kadınlara ve kadınlara benzeyen erkeklere Allah lanet etsin!) [Taberani]Benzemek niyeti olmasa da, erkeğin boynuna kolye, koluna bilezik ve kulağına küpe takması kadınlara benzemek olur ve caiz değildir. Kadının da, benzemek niyeti olmadan da, pantolon giymesi caiz olmaz. Pantolon erkek kıyafetidir.Seadet-i Ebediyye kitabında diyor ki:(Tergib-üs-salât’daki hadis-i şerifte, (Örtülü olan çıplaklara ve erkek gibi giyinen kadınlara ve kadın gibi giyinen, süslenen erkeklere lanet olsun) buyuruluyor. Hele dar pantolon, erkeklere de caiz değildir. Çünkü, kaba yerleri dışardan belli olmaktadır. Bundan başka, kadınların pantolon giymeleri eskiden de, şimdi de İslam âdeti değildir. Dinsizlerden, İslam tesettürünü bilmeyenlerden gelmektedir. Haramlar yayılsa, yerleşseler de, İslam âdeti olamazlar. Kâfirlere benzeyenin, onlardan olacağı, hadis-i şerifte bildirilmiştir. Pantolon, manto altına giyilebilir ise de, mantonun pantolon yokmuş gibi dizleri örtmesi lazımdır.)Hadis-i şerifte örtülü olan çıplak ifadesi geçiyor. Tayt giyenler örtülü müdür? İçindeki çamaşır belli oluyor. Kaba yerleri dışardan belli olmaktadır. Pantolon da öyledir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Avret yerlerini açanlara ve başkasının avret yerine bakanlara, Allah lanet etsin!) [Beyheki]Sual: “Tesettür konusunda önce ne kadarını yapabiliyorsan ondan başla. Sonra da daha iyisini zamanla yaparsın. İşe en mükemmelinden başlamak gerekmez. Kadınlar pantolon giyemez diye bir hüküm yoktur. Kadınlar, arka kabalarını teşhir edecek derecede dar pantolon giymemeli, beden hatlarını belli edecek şekilde görüntü vermemeli. Böylece pantolon erkek giyimi olmaktan çıkar, kadın giyimi haline gelir. Beğendiğin başörtüyü de tak. Bunları ileride istediğin gibi geliştirebilirsin. Çünkü Allah resulü, (Kolaylaştırın güçleştirmeyin) buyuruyor” deniyor. Bu hususta açıklama yapar mısınız?CEVAPPantolon erkek kıyafetidir. Bol giyinmekle pantolon kadın kıyafeti haline gelmez. Erkeğin kadına, kadının da erkeğe, her ne şekilde olursa olsun benzemeye çalışması caiz değildir. Mesela erkeklerin kolye, bilezik, küpe takmaları kadınlara benzemek olur. Pantolon giyinmek, erkek gibi tıraş olmak da erkeğe benzemek olur. Üç hadis-i şerif meali: (Kadın elbisesi giyen erkeğe, erkek elbisesi giyen kadına lanet olsun!) [Hakim] (Kadın gibi davranan erkeğe, erkek gibi davranan kadına lanet olsun!) [Buhari](Kendini erkeğe benzeten kadın Cennete girmez.) [Taberani] Peygamber efendimiz, erkek kılığına girip mızrak kuşanmış bir kadını görünce, (Erkeğe benzemeye çalışan kadına, kadına benzemeye çalışan erkeğe lanet olsun) buyurdu. El ve ayaklarını kınalayıp kadınlara benzemeye çalışan birini sürgüne gönderdi. (Taberani, Ebu Davud) Dinimiz bu konunun önemini bildirirken, zamanla daha iyisini yaparsın demek yanlıştır. Bize düşen, dinin emrini olduğu gibi bildirmektir. O ne kadar uyabilirse uyar. Tam uyar, yarım uyar veya hiç uymaz. Namaza yeni başlayan birisine, (Beş vaktin hepsini kılmana gerek yok, şimdilik günde bir vakit kılsan da olur, zamanla daha iyisini yaparsın) denir mi? Güya bu ümmete, dinin sahibinden daha çok merhamet göstermek, rahmani mi, yoksa şeytani mi?S. Ebediyye’de, (Pantolon, manto altına giyilebilir ise de, mantonun pantolon yokmuş gibi dizleri örtmesi lazımdır) demesi, pantolon giymeye izin vermek demek değildir. Pantolon giymeyi gerektiren şartlar varsa, hiç değilse böyle giyilebilir demektir. Böyle giyilince, pantolon erkek kıyafeti olmaktan çıkmaz, ancak görünmediği için giyilmesi caiz olur. Altın yüzüğü gümüşle kaplatınca, altın görülmediği için kullanılmasının caiz olması gibidir. Adamın, (Erkek kıyafeti kadın kıyafeti halini alır) demesi çok yanlıştır. Erkek tedavi niyetiyle bilezik, kolye kullanırsa, bunlar kadın ziyneti olmaktan çıkmaz, fakat tedavi maksadı olduğu için caiz olur. Kolaylaştırın, güçleştirmeyin demek, kolayınıza geleni yapın, dini istediğiniz gibi değiştirin demek değildir. Dinimizin tanıdığı ruhsatlardan faydalanın, aşırı gitmeyin, fitneye sebep olmayın demektir. Yoksa, (Herkes hoşuna giden şeyleri yapsın, hoşlanmadığı şeyleri yapmasın, ibadetleri keyfine göre değiştirsin) demek değildir. Kolaylığın ölçüsü ne? Birine kolay gelen bir başkasına zor gelebilir. O zaman her insana göre dini değiştirmek lazım. O zaman dine ne lüzum vardı. Dini emir ve yasaklar niye bildirildi. Hâşâ dinin kuralları lüzumsuz yere mi bildirildi? Kolayıma böyle geliyor diye, dinde ufak bir değişiklik yapmak dini değiştirmek olur. İlmihalde, (Şalvar, çok geniş olduğu için, âdet olan yerlerde, kadınlar için de, iyi bir örtü ise de, âdet olmayan yerlerde fitneye sebep olursa, kullanmak caiz olmaz) deniyor. Demek ki hem dinin emrine uyacağız, hem de fitne çıkarmaktan kaçacağız.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-3157354632158446606?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/3157354632158446606/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=3157354632158446606' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/3157354632158446606'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/3157354632158446606'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/dinde-kolaylk-ve-pantolon-giymek.html' title='Dinde kolaylık ve pantolon giymek'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-2541828824244327338</id><published>2007-10-31T18:07:00.002-07:00</published><updated>2007-10-31T18:08:12.168-07:00</updated><title type='text'>Müslüman, Allah’a ve Resulüne inanır</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sual: Kur’anda sadece kadınların göğüslerini örtmeleri gerektiği bildiriliyormuş, başka yerlerini açmalarında sakınca yokmuş. Böyle bir âyet mi vardır?CEVAPBir konu için sadece bir âyete bakılmaz. O konu ile ilgili diğer âyetlere de bakmak gerekir. Çünkü âyetler birbirini açıklar. Âyetlere de bakmak yetişmez. Resulullah efendimiz bu âyetleri nasıl açıklamış, nasıl uygulamış ona bakılır. Önce âyetlere bakalım:(Mümin kadınlara söyle, gözlerini [yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, ziynetlerini [ziynet takılan yerlerini] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nur 31]Gözünü neden sakınacak, ırzını nasıl koruyacak, ziynetten maksat nedir? Kına, sürme, boya mıdır, altın, gümüş gibi ziynetler midir? Bu hususlar açık değil, bunlar hadis-i şerifle açıklandı. Aşağıda bildirilecektir. Bir âyet-i kerime meali de şöyledir: (Ey nebi, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına [dışarı çıkarken] cilbablarını [dış giysilerini] giymelerini söyle! Bu, onların tanınıp, eza görmemelerine daha uygundur.) [Ahzab 59]Nur suresindeki âyette, başlarını yakalarına kadar örtmeleri bildiriliyordu. Bu âyette ise, dış elbiselerini giymeleri bildiriliyor. Yani bütün vücudu örtmeleri bildiriliyor. Genç kızla ihtiyar da aynı şekilde mi giyinmesi gerekir? Bu konudaki âyet-i kerime meali de şöyledir:(Evlenme arzusu kalmayan ihtiyar kadınların ziynetlerini [ziynet yerlerini, baş, kulak, boyun, kol ve ayaklarını] göstermemek şartı ile, dışa giydikleri [manto gibi] elbiselerini çıkarmalarında bir vebal yoktur. Ama sakınmaları daha iyi olur.) [Nur 60]Demek ki yaşlı olmayan kadınların dış elbise ile çıkmaları farz oluyor. Şimdi bu âyetleri, Resulullah efendimiz nasıl açıklamıştır. Onlara bakalım:(Kadının [yüz ve iki elinden başka] bütün bedeni avrettir.) [Mecmaul-enhür, El-mugni] Bu hadis-i şerifte kadının tesettürü açıkça bildiriliyor. Sadece göğsünü değil, bütün vücudunu örtmesi gerekir. Resulullah efendimiz, baldızını, ince elbise ile görünce, (Ya Esma, bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüz ve elleri hariç, vücudunu erkeklere gösteremez) buyurdu. (Ebu Davud)Hazret-i Âişe validemiz de buyurdu ki: (İlk hicret eden kadınlara Allah rahmet etsin! Tesettür âyeti inince, hemen peştamallarını yırtıp başlarını örttüler) buyurdu. (Buhari, Nesai)Bu hadis-i şerifte, kadınların başlarının da kapanması gerektiği açıkça bildiriliyor. Kadınların çarşaf giymediklerini bu hadis-i şerif de gösteriyor. Nur suresinin 31. âyet-i kerimesinde, (Kadınlar, himarlarını [baş örtülerini] yakalarının üzerine örtsünler) buyuruluyor. Eğer kadınlar, çarşaf giyselerdi, himar yani baş örtüsünü yakanın üzerine örtmekten bahsedilmezdi. Çarşafın asr-ı saadette olmadığını bu âyet ile yukarıdaki hadis-i şerif bildirmektedir. Kadınlara her türlü süs caizdir. Ancak yabancılara gösteremezler. Örtülü olarak takınabilirler. Ancak şıngırdatıp da halhal sesini duyurmak caiz olmaz. Bir âyet meali şöyledir:(Gizledikleri [örtülü] ziynetleri bilinsin diye, ayaklarını [yere, birbirine] vurmasınlar.) [Nur 31] Dikkat edilirse, ayaktaki örtülü ziynet tabiri geçiyor. Yani ziynetlerin gizlenmesi gerekiyor.Koldaki bilezikleri ve eldeki yüzükleri de göstermemek gerekir. Kolye, kına, sürme gibi diğer ziynetlerini de göstermemek gerekir. Âyetin başında buna da işaret edilmektedir. Dinimizde iki çeşit kadın kıyafeti vardır. Hür ve cariye [köle] kıyafeti. Cariyeler başlarını örtmezlerdi, örtmek zorunda da değillerdi. Kapanma mecburiyeti hür kadınlara idi. Tesettür âyeti gelmeden önce hür kadınlar da başları açık gezerdi. Münafıklar, cariyelere sarkıntılık ederdi. Bu arada açık olan hür kadınlara da sataşırlardı. Olay duyulunca, (Biz bunu cariye sandık) derlerdi. Allahü teâlâ, (Hür kadınlar cariyeler gibi giyinmesinler, vücutlarını tamamen örtsünler, böylece cariye olmadıkları da meydana çıksın ve münafık erkekler tarafından da sarkıntıya maruz kalmasınlar) buyurdu. Ahzab suresinin 59. âyetini müfessirler böyle açıklıyorlar. Kadınların yabancı erkeklerle zaruret olunca ciddi konuşmaları da emredilmiştir. Bir âyet meali:(Ey Nebi hanımları, siz diğer kadınlar gibi değilsiniz. Allah'tan sakının, edalı, yumuşak konuşmayın, kalbi bozuk olan, ümide kapılır; hep ciddi konuşun.) [Ahzab 32]Âyette, Peygamber hanımlarının yani annelerimizin yumuşak konuşmaları caiz olmayınca, başka kadınların yumuşak konuşmaları nasıl caiz olabilir. Annelerimize kötü gözle bakan çıkabileceğine göre, diğer kadınlara kötü gözle bakan çıkmaz mı? Demek ki hür kadınların, vücutlarının tamamını kapatmaları ve konuşmak zarureti olunca da ciddi konuşmaları emredilmektedir. Âyet-i kerimede, günah işleyen sokak kadınları gibi cilveli konuşmamaları, gayet ciddi konuşmaları da bildiriliyor. Sokak kadınları kötüleniyor. Resulullaha inanmakResulullaha inanmak demek, Onun bildirdiklerinin tamamını kabul etmek, inanmak ve hepsini beğenmek demektir. Birini bile beğenmeyen Müslüman olamaz. (Yalnız Kur’an) diyenlerin, Kur’ana da, Allah’a da, Resulüne de inanmadıkları pek açıktır. Allahü teâlâ, Kur’an-ı kerimde, kendisi ile Resulünün yolunu birbirinden ayırmak isteyenlerin kâfir olduğunu bildirmektedir. Defalarca, (Habibime iman edin, Ona itaat edin, Ona itaat bana itaattir, O kendiliğinden konuşmaz, getirdiklerini alın, yasak ettiklerinden kaçının. Sizi sevmemi istiyorsanız, Ona uyun. Onda sizin için güzel örnekler vardır, Onu hepinize Peygamber, âlemlere rahmet olarak gönderdim) buyuruyor. Müslüman, din düşmanlarının sözlerine değil, Allah’a ve Resulüne inanır. Kadınların vücut hatlarının [kaba avret yerlerinin şekli ve rengi] belli olmayacak herhangi bir elbise ile örtünmesi farzdır. İslam dini, kapanmayı emretmiş, fakat belli bir örtü şekli bildirmemiştir. (Dürer-ül-mültekıte)Peygamber efendimizin ve Eshab-ı kiramın mübarek hanımları, çarşafla örtünmemiştir. Hiçbir kitapta çarşaf giydikleri bildirilmemiştir. Milhafe, ferace, fistan, entari giydikleri birçok kitapta bildirilmiştir. İmam-ı Rabbani hazretleri de, böyle değişik elbise giydiklerini 313. mektubunda bildiriyor.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-2541828824244327338?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/2541828824244327338/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=2541828824244327338' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/2541828824244327338'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/2541828824244327338'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/mslman-allaha-ve-resulne-inanr.html' title='Müslüman, Allah’a ve Resulüne inanır'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-6513188875611697553</id><published>2007-10-31T18:07:00.001-07:00</published><updated>2007-10-31T18:07:30.531-07:00</updated><title type='text'>Yalnız Kur’an diyen yalancılar</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sual: Kur’andan başka delil var mıdır?CEVAPMezhepsizler, dindeki dört delilin ikisini kabul etmeyip Kitap ve Sünnet’ten başka delil yok diyorlar. Mezhepsizleri de geride bırakan türediler, Kitap ve Sünnet tabirine bile saldırıp, “Kur’andan başka bir sünnet adı altında din çıkarmak İslam’ı yıkmaktır, Peygamber Kur’anı getirmekle işi bitmiştir, o bir postacıdır” diyerek Sünneti Kur’andan farklı bir şey gibi göstermeye çalışıyorlar.Yalnız Kur’an diyenler, kesinlikle Kur’an-ı kerime inanmıyorlar. İslamiyeti yıkmak için inanmış gibi görünüyorlar. Bunların başında İgnaz Goldziher, Shacht gibi Oryantalist denilen gayri müslimler gelir. Hıristiyanların çıkardığı bu akıma kapılıp biz de resulüz diyenlerden Hintli Mirza Gulam Ahmet ile Mısırlı Reşat Halife ve daha başka zındıklar vardır. Reşat Halifenin kurduğu on dokuzcular bâtıl dinini savunanlar da yalnız Kur’an diyor, Sünneti inkâr ediyorlar.Dindeki dört delilden üçü inkâr edilince, herkes kendi anladığını doğru kabul edecek ve böylece insan sayısı kadar din meydana gelecek, bir kaos yaşanacak ve nihayet din yıkılacaktır. Fakat bu dini yıkmaya muvaffak olamayacakları Kur’an-ı kerimde bildirilmektedir: (Onlar, ağızları ile Allah’ın nurunu [Kur’an, Sünnet, icma ve kıyastan meydana gelen Allah’ın dinini] söndürmeye yelteniyorlar. Halbuki kâfirler istemeseler de, Allah nurunu [dinini] tamamlayacaktır.) [Saf 8]Yalnız Kur’an diyenler, Kur’andaki İslam diyenler, utanmadan yalan söylüyorlar. Sözlerinde zerre kadar samimiyet yoktur. Kur’ana inanmalarında samimi olsalardı, âyetlere inanırlardı. Allah yalnız Kur’an mı diyor? Allahü teâlâ, (Resulüme uyun, onun bildirdiği her şeyi kabul edin, haram ettiklerinden sakının, Resule uyan bana uymuş olur. Ona isyan eden bana isyan etmiş olur. Onun sözleri vahye dayanır. Onun sözünü benim sözüme aykırı görenler ve Allah’ın yolu ile Peygamberin yolunu birbirinden ayırmak isteyenler kâfirdir) buyurmuyor mu? İşte âyet-i kerime mealleri:(Resulümün verdiğini alın, yasakladığından da sakının!) [Haşr 7](O, [Resulüm] vahiyden başkasını söylemez.) [Necm 3,4](Resulüme uyun ki, doğru yolu bulun!) [Araf 158, Nur 54](Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80] (Allah’a ve Resulüne karşı gelen, apaçık bir sapıklıktadır.) [Ahzab 36](Allah ve Resulüne itaat eden Cennete, isyan eden Cehenneme gider.) [Nisa 13,14](İhtilaflı bir işin hükmünü Allah’tan [Kur’andan] ve Resulünden [Sünnetten] anlayın!) [Nisa 59](Biz her Peygamberi kendisine itaat edilsin diye gönderdik.) [Nisa 64](Aralarında hüküm verilmek üzere Allah’a ve Peygambere çağırıldıkları vakit: “İşittik, itaat ettik” demek, ancak müminlerin sözüdür, işte kurtuluşa erenler onlardır.) [Nur 51](Allah’a ve Resulüne karşı gelen, bilsin ki, Allah’ın azabı çok şiddetlidir.) [Enfâl 13](Allah’a ve Resulüne itaat edin! [uymayıp] yüz çeviren [kâfirdir] Allah da kâfirleri sevmez.) [Al-i İmran 32](Allah ile resullerinin emirlerini birbirinden ayırıp ikisi arasında bir yol tutmak isteyen kâfirdir.) [Nisa 150,151]Kur’anda, (yalnız Kur’ana uyun) denmiyor, (Allah’a ve resulüne uyun) deniyor. Resulünü devreden çıkaran, Kur’anın açıklaması olan hadisleri delil saymayan, Kur’anın ifadesi ile kâfir olur.Kur’an ve Sünneti inkâr Sual: Peygamberin hadislerine niye bu kadar önem veriyorsunuz?CEVAPAllahü teâlâ, Resulüne Kur’anın açıklamasını, hüküm koymasını emredip, iman, itaat ve Kelime-i şehadette de Resulünü kendisiyle birlikte bildiriyor:(Kur’anı insanlara açıklayasın diye sana indirdik.) [Nahl 44](İhtilaflı şeyleri insanlara açıklayasın ve iman eden bir kavme de hidayet ve rahmet olsun diye bu Kitabı sana indirdik.) [Nahl 64] (Aralarındaki anlaşmazlıkta seni hakem tayin edip, verdiğin hükmü tereddütsüz kabullenmedikçe, iman etmiş olmazlar.) [Nisa 65](Allah ve Resulü, bir işte hüküm verince, artık inanmış kadın ve erkeğe, o işi kendi isteğine göre, tercih, seçme hakkı kalmaz.) [Ahzab 36](O Peygamber, güzel şeyleri helal, çirkin şeyleri haram kılar.) [Araf 157](Allah’a ve ümmi nebi olan Resulüne iman edin!) [Araf 158](Allah’a ve Resulüne itaat edin!) [Enfal 20](Resulullahta sizin için [uyulması gereken] güzel örnekler vardır.) [Ahzab 21](Allah’a ve Resulüne inanmayan [kâfir olur] kâfirler için de çılgın bir ateş hazırladık.) [Feth 13](Allah, dilediğine hikmeti verir. Hikmet verilene de, çok hayır verilmiştir.) [Bekara 269](Size kitabı, hikmeti getiren ve bilmediklerinizi öğreten bir Resul gönderdik.) [Bekara 151]İmam-ı Şafii, (Bu âyetteki hikmet, Sünnettir. Önce Kur’an, peşinden hikmet bildirilmiştir) buyurdu. (Risale s.78) Kur’an ile birlikte bir de hikmet [Sünnet] getirildiği, bu âyet ile de bildirildi.Yukarıdaki yazıda, yalnız Kur’an diyenlerin, Kur’ana inanmadıklarını, Kur’an ve Sünneti kabul etmedikleri için kâfir olduklarını âyetlerle bildirmiştik. Bu konudaki hadis-i şerifler de şöyledir:(Cebrail aleyhisselam, Kur’an ile beraber açıklaması olan sünneti de getirmiştir.) [Darimi](Bana Kur’anın misli kadar daha hüküm verildi.) [İ. Ahmed](Yalnız Kur’andaki helal ve haramı kabul edin diyenler çıkar. İyi bilin, Peygamberin haram kılması, Allah’ın haram kılması gibidir.) [Tirmizi, Darimi](Bana uyan Cennete girer, bana isyan eden ise giremez.) [Buhari](Bir zaman gelir “Kur’andan başka şey tanımam” diyenler çıkar.) [Ebu Davud](Kur’ana ve sünnete uyan hiç sapıtmaz.) [Hakim](Sünnetimden yüz çeviren benden değildir.) [Müslim](Bir zaman gelir, beni yalanlayanlar çıkar. Bir hadis söylenince, “Resulullah böyle şey söylemez. Bunu bırak, Kur’andan söyle” der.) [Ebu Ya’la](Sünnetimi öldürüp dini bozmaya çalışanlara lanet olsun.) [Deylemi](Ümmetim bozulunca, sünnetimi ayakta tutana şehid sevabı verilir.) [Hakim](İhtilaflar çıkınca, sünnetime ve hulefa-i raşidinin sünnetine sımsıkı sarılın!) [Tirmizi] (Bize yalnız Kur’andan söyle) diyen birine, İmran bin Husayn hazretleri, (Ey ahmak! Mesela Kur’anda, namazların kaç rekat olduğunu bulabilir misin?) dedi. Hazret-i Ömer, farzların seferde kaç rekat kılınacağını Kur’anda bulamadık diyenlere, (Allahü teâlâ, bize Resulullahı gönderdi. Kur’anda bulamadığımızı, Ondan gördüğümüz gibi yaparız. O, seferde, dört rekatlı farzları iki kılardı) buyurdu. (Mizan-ül-kübra)Resulullah Kur’anı açıkladı Sual: Resulullah Kur’anı niye açıkladı?CEVAPKur’an-ı kerimde, (Resulüm, sana indirdiğimiz Kur’anı insanlara açıkla) buyuruluyor. (Nahl 44)İmam-ı Şarani hazretleri de buyuruyor ki: Kur’an-ı kerimde, namazların kaç rekat olduğu, rüku ve secdede okunacak tesbihler, vakit namazları ile bayram ve cenaze namazlarının nasıl kılınacağı, namazı bozan şeyler, zekat nisabı, zekatın hangi maldan verileceği orucun ve haccın farzları, oruç kefareti, hukuk bilgileri, köpek, ayı etinin yenilip yenilmeyeceği gibi birçok husus açıkça bildirilmemiştir. Yani hiçbir âlim, bunları Kur’an-ı kerimden bulup çıkaramazdı. Bunları Peygamber efendimiz açıklamıştır. (Mizan-ül kübra)Yalnız Kur’an diyen müsteşriklere [oryantalistlere] soruyoruz. Kur’an-ı kerimde (Meyte ve kan size haram kılındı) buyuruluyor. (Maide 3) Meyte, boğazlanmadan ölen veya öldürülen yani leş olan hayvandır. Bir müsteşrik, bu âyete bakarak balık yemenin haram olduğunu söyler. Ona göre sadece delil Kur’andır. Halbuki Allahü teâlâ (Bir işte anlaşamazsanız, bu işin hükmünü öğrenmek için Kur’ana ve sünnete bakın!) buyuruyor. Balık kesilmeden yenir mi diye Kur’ana bakınca müsteşrik yenmeyeceğini anlar. Dalak kandır. Müsteşrik, âyete bakınca bunun da haram olduğunu anlar. Fakat sünnete bakılınca istisna olarak balık ve dalağın helal olduğu görülür. Hadis-i şerifte, (Size iki meyte ve iki kan helal kılındı. İki meyte balıkla çekirgedir, iki kan ise, karaciğerle dalaktır) buyurulmuştur. (İbni Mace, Ebu Davud) Yine Peygamber efendimiz, (Denizin suyu temizdir, meytesi helaldir) buyurarak deniz meytelerinin helal olduğunu bildirmiştir. (Ebu Davud, Abdürrezzak)Buna da açıklık getirilmiş, her meyte değildir. Mesela kendiliğinden ölüp su yüzüne çıkan balığın da yenilmeyeceği hadis-i şerifle bildirilmiştir. (Dare Kutni) Aslan, kaplan, kurt, maymun ve köpek gibi yırtıcı hayvanlarla, atmaca, kartal, doğan ve şahin gibi yırtıcı kuşların etlerinin haramlığı da hadis-i şerifle bildirilmiştir. (Müslim)Peygamber efendimiz, (Yemin ederim ki, ben size ancak Allahü teâlânın emrettiğini emrediyor, nehyettiğini nehyediyorum) buyurdu. (Taberani), zaten onun sözleri vahiydir. (Necm 4)Kur’ana, İslam’a uymak için, Peygamber efendimize uymak gerekir. Peygamber efendimize uymak için de İslam âlimlerine uymak gerekir. Kur’an-ı kerimde mealen, (Bilmiyorsanız âlimlere sorun) buyuruluyor. (Nahl 43) Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Âlimlere tâbi olun!) [Deylemi](Âlimler yeryüzünün ışıklarıdır. Benim ve diğer Peygamberlerin vârisleridir.) [Ebu Nuaym](Âlimler rehberdir.) [İ. Neccar](Âlim, Allahü teâlânın güvendiği kimsedir.) [Deylemi]Tahtavi hazretleri buyuruyor ki: (Kur’an-ı kerimdeki, (Allah’ın ipine sarılın!) emri, (Fıkıh âlimlerinin, mezhep imamlarının bildirdiklerine uyun) demektir.) [Dürr-ül muhtar haşiyesi]Nasıl kanunlar, Anayasadan ayrı kabul edilmezse, sünnet, yani hadis-i şerifler de Kur’an-ı kerimden ayrı değildir. Onun açıklamalarıdır. Nasıl, tüzükler, yönetmelikler, kanunlara aykırı kabul edilmiyorsa, icma ve kıyas-ı fukaha da sünnete aykırı değildir. Kıyas, Kur’an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin açıklamasıdır. Sünneti Kur’an-ı kerimden ayrı, kıyası [âlimlerin ictihadlarını] hadis-i şeriflerden başka göstermeye çalışanların, sapık olduğu Mektubat-ı Rabbani’de yazılıdır.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-6513188875611697553?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/6513188875611697553/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=6513188875611697553' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/6513188875611697553'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/6513188875611697553'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/yalnz-kuran-diyen-yalanclar.html' title='Yalnız Kur’an diyen yalancılar'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-1756342207231172830</id><published>2007-10-31T18:05:00.000-07:00</published><updated>2007-10-31T18:06:38.078-07:00</updated><title type='text'>Kadınların kıyafet şekli</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yalnız Kur’an diyen yalancılar, “Kadının kapanması gerekmez” diyor. “Kadına çarşaf farzdır” diyenler olduğu gibi, “Çarşaf Hıristiyan rahibe kıyafetidir, giyilmez. Nitekim Abdülhamid Han çarşafı yasaklamıştı” diyenler de vardır. Dinimizdeki hükme bakalım:Kadınların vücut hatlarının belli olmayacak herhangi bir elbise ile örtünmesi farzdır. İslam dini, kapanmayı emretmiş, ama belli bir örtü şekli bildirmemiştir. (Dürer-ül-mültekıte)Ahzab suresinde bildirilen cilbab, erkeğin de, kadının da giydiği bir elbise, bir gömlektir. Zevacir ve Berika’daki, (Haya cilbabını [örtüsünü] çıkaranın [aleyhinde] söz etmek gıybet olmaz.) [Beyheki] ve (Cilbabı [gömleği] haram olan erkeğin namazı kabul olmaz.) [Bezzar] mealindeki hadis-i şeriflerde cilbabın bir örtü olduğu açıkça görülmektedir. Cilbabın dış elbise olduğu tefsirlerde de yazılıdır:Cilbab, hımarın [tülbentin] üstüne örtülen ve göğse kadar inerek gömleğin ceybini [yakasını] boynu örten baş örtüsü. (Ebüssüud tefsiri)Cilbab, tek parça örtü. (Celaleyn)Cilbab, göğse kadar inen baş örtüsü. (Ruh-ul-beyan)Cilbab, milhafedir. (Beydavi)Cilbab, hımardan büyük örtü veya vücudunu örten dış elbise. (Kurtubi)Cilbab, bedeni baştan aşağı örten çarşaf, ferace, çar gibi dış giysi. (Elmalılı)Cilbab, dışa giyilen örtü. (Tibyan, A.Fikri Yavuz ve Hasan Basri Çantay’ın meali)Cilbab, milhafe, entari veya hımar. (El-Envar) [Milhafe = dış örtü ki buna ferace de denir.]Cilbab, feracedir. (Ö. Nasuhi Bilmen tefsiri)Nur suresinde, (Kadınlar, hımarlarını [başörtülerini] yakalarına örtsünler) buyuruluyor. Eğer cilbab çarşaf demek olsaydı, hımar denmezdi. Fıkıh kitapları cilbabın dış örtü olduğunu bildiriyor. Bir örnek: Hanıma verilmesi vacip olan nafaka, yemek, kisve ve meskendir. Kisve, hımar ve milhafedir. (Bahr-ür raık) Tefsir, hadis ve fıkıhta cilbab dış örtüdür. Çarşafa bid’at denmez; çünkü âdetteki değişiklik bid’at olmaz. Şalvar ve pantolon da böyledir. Çarşaf kelimesi, Farsça çader-şepten [gece örtüsü] bozularak Türkçe’ye girmiştir; tesettür için ev dışında giyilen üstlüktür. Tanzimatta hacca giden İranlılardan alınan çarşaf, önceleri bid’at sayılıp pek tutulmamışsa da, 1870’ten sonra yaygınlaştı. Daha sonra II. Abdülhamid Han, 4 Ramazan 1309 (2 Nisan 1892) tarihli bir emirle çarşafı yasakladı. (Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi)Yaşmak ile ferace giyilirken, 1872’de Subhi Paşanın Suriye valiliğinden dönüşünde ailesi Suriye’den getirdikleri çarşafla görününce, İstanbul’da çarşaf moda oldu. (Musahibzade Celal, Eski İstanbul Yaşayışı )1889’dan sonra açık feraceli iki paşa kızına birkaç külhanbeyi laf atıp feracelerini yırtınca, bu defa çarşafa rağbet arttı. Bid’at diyenler de giydi. (Sermed Muhtar Alus, Aylık Ansiklopedisi sayı 36)1913’te yüz binlerce Balkan muhacirleri İstanbul’a Ortodoks kadınlarının giydiği siyah çarşafı ile gelmişti. Zamanla bu da İstanbul’a yayıldı. Hükümetin zaten uğraşacak hâli yoktu, çarşafa mani olamadı. (M. Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimler sözlüğü)3 Ekim 1883’te Şeyh-ül-islamın teklifi ve padişahın emriyle ferace dışında bir şey giymek yasaklandı. Daha sonra çarşaf da giyildi. O zamanki çarşaflar farklı idi. (Vakit. 4.10.1883)Sual: (Çarşaf tam tesettürdür) diyorlar. Buna da delil olarak Âişe validemizin giyiminden dem vuruyorlar. Bence çarşaf İslam’ın evrenselliğine aykırı. Sizin bu konudaki fikriniz nedir?CEVAPSence ile, Bence ile, Onca ile din olmaz. Kitaplar ne yazıyor bunu bilmek gerekir. Bizim veya sizin bu konudaki fikirlerimiz dinde hiç ölçü olur mu?Âişe validemiz bir defa çarşaf giymemiştir. Entari giydikleri, eteklik giydikleri hadis-i şeriflerle sabit. Giymiş olsa bile, bu bir âdettir. Peygamber efendimiz de entari giyerdi. Niye erkeklerimiz entari giymiyor? Peygamber efendimiz deveye binerdi, onlar niye Mercedese biniyorlar. Binmelerinde mahzur yoktur. Bunlar âdettir, giyim de bir âdettir. Dinimiz belli bir şekil bildirmemiştir.Arap ülkelerinde yaşayanların iklim şartlarına uygun olanı çarşaf olabilir. Fakat kalkıp da kutuplarda yaşayan müslümanlara çarşaf giyeceksin diyemeyiz. Bu iklime uygun olmaz çünkü. Dolayısıyla İslam’ın evrenselliği diye bir şey yoktur bunda. Sual: Bazıları, "Çarşaf hıristiyan rahibelerinden geldiği için giyilmesi caiz olmaz. Şalvar ve pantolon giymek de bid'attir" diyorlar. Bu hususta dinimizin hükmü nedir?CEVAPKadınların vücut hatlarının [kaba avret yerlerinin şekli ve rengi] belli olmayacak herhangi bir elbise ile örtünmesi farzdır. İslam dini, kapanmayı emretmiş, ama belli bir örtü şekli bildirmemiştir. (Dürer-ül-mültekite)Peygamber efendimizin ve Eshab-ı kiramın mübarek hanımları, çarşafla örtünmemiştir. Hiçbir kitapta çarşaf giydikleri bildirilmiyor. Milhafe, ferace, fistan, entari giydikleri birçok kitapta bildiriliyor. İmam-ı Rabbani hazretleri de, böyle değişik elbise giydiklerini 313. mektubunda bildiriyor. Bu hususlar, Cami-ur-rumuz ve Hidaye kitabında da bildiriliyor.Kapanması gereken yerleri örtmek ve yukarıda bildirilen vücut hatlarını belli etmemek şartı ile kadınlar, bulunduğu şehrin âdetine uygun giyinir. Çünkü elbise gibi mubahlarda, şehrin âdetine uymamak tahrimen mekruhtur. Zaruret olmadıkça, haramlarda hiçbir yerin âdetine uyulmaz. (Hadika)Peygamber efendimiz, ayaklarına kadar uzun gömlek, yani entari giymiştir. Şalvar ve pantolon giymemiştir. Bunları giymek âdette bid'attir. Âdette bid'at olan şeyi yapmak günah değildir. Taksiye, uçağa binmek de âdette bid'attir. Bunları yapmak günah değil dinin emridir. Bunun için âdet olan yerlerde, kâfirlerden gelmiş olsa bile, kadınların çarşaf ve erkeklerin bol pantolon veya şalvar giymeleri caizdir, günah olmaz. Elbisenin şekli ibadet değil, âdettir. Çünkü Peygamber efendimiz, papaz ayakkabısı, Rum elbisesi giymiştir. (Redd-ül muhtar)Peygamber efendimizin böyle âdet olarak yaptığı şeylere Sünnet-i zevaid denir. Bunları terk etmek günah olmaz. (Hadika)(Bir kavme benzeyen onlardandır) hadis-i şerifi, ibadetlerde benzemenin tehlikesini bildirmektedir. Mesela papaz zünnarı ve haç takmak böyledir.Dikiş makinesi, daktilo, elbise gibi şeyler ise âdettir. Âdetlerde kâfirlere benzemek günah olmaz. Peygamber efendimiz, her zaman belli bir elbise giymezdi. Bazen Rum, bazen Arap elbisesi giyerdi. Kolları dar Rum cübbesi de giymiştir. (Tirmizi) Herkesin çarşaf giydiği bir yerde, birkaç kadının manto giymesi fitneye sebep olacağından uygun olmadığı gibi, manto giyilmesi âdet olan yerlerde de çarşaf giyilmesi uygun olmaz. Çünkü bir yerde âdet olan şeyler giyilmezse, gösteriş ve şöhret olur, fitneye sebep olur. Hadis-i şerifte (Fitneyi uyandırana lanet olsun) buyuruldu. (Hadika)Eşarbı manto içine koymakSual: Bir âyette, (Başörtülerini yakalarına örtsünler) denildiğine göre, eşarbı mantonun içine koymanın, bu âyete aykırı olduğu söyleniyor. Başörtüsünün mutlaka göğsü ve omuzları kapatacak şekilde olması şart mı? Mantonun içine konsa mahzuru olur mu?CEVAPŞart olan saçları örtmektir. O âyet-i kerimenin meali şöyledir:([Kadınlar, yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, ziynetlerini [saç, kulak, boyun, gerdan gibi ziynet takılan yerlerini] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nur 31]Demek ki, başı örtmekten maksat, saçları, kulakları ve gerdanı örtmektir. Bu örtünmenin şekli değil, önemli olan örtülmüş olmasıdır. Örtü, dikkati çekecek renk ve şekillerden de, uzak olmalıdır.Çene altını kapatmakSual: Kadınlar, namaz kılarken çene altlarını da kapatmaları gerekir mi?CEVAPEvet, gerekir.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-1756342207231172830?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/1756342207231172830/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=1756342207231172830' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/1756342207231172830'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/1756342207231172830'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/kadnlarn-kyafet-ekli.html' title='Kadınların kıyafet şekli'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-4281383708102008171</id><published>2007-10-31T18:02:00.001-07:00</published><updated>2007-10-31T18:02:54.916-07:00</updated><title type='text'>Dinimizde tesettürün önemi</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sual: Tesettürü kimler inkâr ediyor?CEVAPKur’ana inanmadıkları halde, (Yalnız Kur’an) diyen yalancılarla, On dokuzculuk bâtıl dinine sarılanlar, tesettürü inkâr ediyorlar. Halbuki Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Mümin kadınlara söyle, gözlerini sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, görünen kısmı hariç, ziynetlerini göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar örtsünler!) [Nur 31]Bu âyette bazı hususlar açık değil. Mesela kadın, gözünü neden sakınacak, ırzını nasıl koruyacak, ziynetten maksat ne? Kına, sürme mi, altın, gümüş mü, küpe, kolye, bilezik mi? Bu hususlar tam açık değildir, bunlar hadis-i şerifle açıklanarak bildirilmiştir. Allahü teâlâ, (Resule itaat Allah’a itaattir) ve (Sana indirdiğim Kur’anı, anlamaları için insanlara açıkla) buyuruyor. (Nahl 44) Resulullah efendimizin açıklamaları ile âyetin manası şöyle oluyor:(Mümin kadınlara söyle, gözlerini [yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, [Kolye, küpe, bilezik, kına, sürme gibi] ziynetlerini [ve ziynet taktıkları baş, kulak, kol ve ayaklarını] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nur 31] (Celaleyn, Medarik)Mecmaul-enhür’deki, (Kadının [yüz ve iki eli hariç] bütün bedeni avrettir) hadis-i şerifi de tesettürü açıklıyor. Hazret-i Esma, ince elbise ile gelince, Resulullah efendimiz baldızına bakmadı. Mübarek yüzünü çevirip (Ya Esma, bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüz ve iki eli hariç, vücudunu erkeklere gösteremez) buyurdu. (Ebu Davud) Hazret-i Âişe validemiz de bildiriyor ki: (İlk muhacir kadınlara Allah rahmet etsin! Tesettür âyeti gelince, emri geciktirmemek için hemen peştamallarını yırtıp başlarını örttüler) buyurdu. (Buhari, Nesai) [Hazret-i İbrahim de, sünnet ol emrini geciktirmemek için, bıçak, doktor aramadan, hemen hazırdaki balta ile kendini sünnet etmişti.]Dinimizde iki çeşit kadın kıyafeti vardır: Hür ve cariye [köle] kıyafeti. Cariyeler başlarını örtmezlerdi, örtmek zorunda da değillerdi. Kapanma mecburiyeti hür kadınlara idi. Tesettür âyeti gelmeden önce hür kadınlar da başları açık gezerdi. Münafıklar, cariyelere sarkıntılık ederdi. Bu arada açık olan hür kadınlara da sataşırlardı. Olay duyulunca, (Biz bunu cariye sandık) derlerdi. Allahü teâlâ, (Hür kadınlar cariyeler gibi giyinmesinler, vücutlarını tamamen örtsünler, böylece cariye olmadıkları da meydana çıksın ve münafık erkekler tarafından da sarkıntıya maruz kalmasınlar) buyurdu. Bu âyetin meali şöyledir: (Ey Nebi, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına [dışarı çıkarken] dış elbiselerini giymelerini söyle! Bu, onların tanınıp, eza görmemeleri için en uygun kıyafettir.) [Ahzab 59]Bazı mezhepsizler, “Hayzdan kesilmiş, yaşlı kadınların saçlarını göstermeleri günah olmaz” diyorlar. Ama Kur’anda mealen buyuruluyor ki: (Evlenme arzusu bile kalmayan ihtiyar kadınların ziynetlerini [ziynet yerlerini, baş, kulak, boyun, kol ve ayaklarını] göstermemek şartı ile, dışa giydikleri [manto gibi] elbiselerini çıkarmalarında bir vebal yoktur. Ama sakınmaları daha iyi olur.) [Nur 60]Dikkat edilirse, kuyumcuda teşhiri, satılması serbest olan ziynetlerin bile kadında olunca, gösterilmesi yasaklanıyor. Müminlerin anneleri için bile, (Siz diğer kadınlar gibi değilsiniz, [yabancılarla] yumuşak konuşmayın, kalbinde fesat bulunanlar, kötü ümide kapılır. Evlerinizde oturun, eski cahiliye kadınları gibi açılıp saçılmayın) buyuruluyor. (Ahzab 32-33)Bu delillerden sonra, “İslamiyet’te tesettür yok” diyenlerin art niyetli olduklarında şüphe kalmaz.&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-4281383708102008171?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/4281383708102008171/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=4281383708102008171' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/4281383708102008171'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/4281383708102008171'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/dinimizde-tesettrn-nemi.html' title='Dinimizde tesettürün önemi'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-3233502781970216745</id><published>2007-10-31T18:01:00.000-07:00</published><updated>2007-10-31T18:02:11.352-07:00</updated><title type='text'>Açık gezmek farklı bir günahtır</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sual: Bazıları, "Açık gezmek imanın veya İslam’ın şartı değildir. Tesettür üzerinde bu kadar fazla durmamalı" diyorlar. Açık gezmek, diğer haramlardan farklı değil midir?CEVAPBöyle söylemek çok yanlıştır. Farzlara uymaya, haramlardan sakınmaya teklif denir. Tekliflere yani emirlerin yapılmasına ve yasaklardan sakınmak gerektiğine inanmak, imanın şartıdır. Tekliflerin çoğuna inanıp da, yalnız birine inanmayan, buna uymak istemeyen, Muhammed aleyhisselama inanmamış olur. Kâfir olur. Müslüman olmak için, tekliflerin hepsine inanmak, hepsini beğenmek gerekir. Bir müslüman, tekliflere inandığı halde, bunlara uymazsa, mesela, kötü arkadaşa ve nefsine uyarak, içki içerse, tesettüre riayet etmezse, imanı gitmez, kâfir olmaz. Günahkâr müslümandır.Tekliflerin [Allah’ın emirlerinin] hepsine inanıp amel ettiği halde, sadece birine uymak istemezse, yani beğenmez, vazife olduğuna önem vermez ise, hafif görürse, imanı gider, kâfir olur.Mesela, (Açık geziyorsam ne çıkar? Sen kalbe bak. Kalbim temizdir) demek, tekliflerin bir kısmını beğenip bir kısmını beğenmemektir. Her müslümanın bu inceliğe dikkat etmesi, tekliflere uymayanların, imanlarının gitmemesi için uyanık olmaları gerekir. Teklife uymamak başka, uymak istememek, beğenmemek başkadır. Bu ikisini karıştırmamalıdır!Açık gezmek, diğer günahlardan üç yönden farklıdır:Birincisi: Ara sıra değil, devamlı işlenen bir günahtır. Hadis-i şerifte, (Küçük günaha devam edilirse, büyük olur) ve (İnsan, günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta hasıl olur. Günaha devam ederse, o leke büyür ve kalbinin tamamını kaplar) buyuruldu. (Haraiti)Demek ki, devamlı günah işleyenlerin kalbleri kararır. Kalbi kararan ne olur? Peygamber efendimiz, (Günaha devam edenlerin zamanla kalbi mühürlenir. O, artık sevap işleyemez olur) buyuruyor. (Bezzar)Tesettürsüz kadın, oruç tutsa, oruç borcundan, zekat verse zekat borcundan kurtulur, fakat orucunun ve zekatının sevabı azalır. Yani, işlediği günahlar, kazandığı sevapları alır götürür. Elinde sevabı kalmadığı için, sevap alamaz, sevabı olmaz deniyor. Yoksa sahih ve ihlaslı olan her ibadetin sevabı olur.Sonra dinimizde, sevap kazanmaktan önce, günahtan kaçınmak esastır. Hadis-i şerifte, (Ufacık bir günahtan kaçınmak, bütün cin ve insanların ibadetleri toplamından daha iyidir) buyuruldu. (S. Ebediyye)Zengin kadına hacca gitmek farzdır. Yanında mahremi yoksa gitmek haram olur.İkincisi: Gizli işlenen günahı açıklamak da ikinci bir günahtır. Açık gezen kadın, bu günahı pervasızca işlediği için, başkalarına kötü örnek olmaktadır. Hadis-i şerifte, (Her mümin affedilir, ancak günahını başkalarına açıklayan hariç) buyuruldu. (Buhari)Tesettürsüz kadın, günahı alenen işlemiş oluyor, günahını başkalarına açıklamış oluyor. Hadis-i şerifte bildirildiği gibi, açık işlenen günahların affı zor olur.Her ne kadar açık-saçık gezene kâfir dememek gerekir ise de, açık gezen kadının zamanla kalbi kararır, açık gezdiği için, içi sızlamazsa, imanı da zayıflayıp bir gün tamamen sönebilir.Üçüncüsü: En önemlisi budur. Açık saçık gezmek, iffetsizliğe yol açan bir günahtır. Bir kadın içki içse, kumar oynasa, hırsızlık etse, kocası, bunlardan vazgeçirmeye, tedavi etmeye çalışır. Fakat açık gezen kadın, iffetsizliğinde ileri giderse, kocası tedavisine çalışmadan hemen bırakır. Öldüren bile çıkar.Peygamber efendimiz, erkeğin avret yerinin diz ile göbek arası, kadının ise, yüz ve iki elinden başka bütün bedeninin avret olduğunu bildirmiştir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:(Avret yerini açmak büyük günahtır.) [Hakim](Avret yerini açana, başkasının avret yerine bakana Allah lanet etsin!) [Beyheki] Kur'an-ı kerimde ise mealen buyuruldu ki:(Mümin kadınlara söyle: [Yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, ziynetlerini [Saç ve gerdan gibi ziynet takılan yerleri] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nur 31]Ahzab suresinde de, Allah’tan korkan kadınların, yabancı erkeklerle konuşmak durumunda kalınca, kötü niyetli erkeklerin tahrikine sebep olmamaları için, yumuşak konuşmamaları emrediliyor. Sesten tahrik olan erkek, açık kadına bakınca tahrik olmaz mı?Artık dileyen Allahü teâlânın emrine uyar, dileyen de nefsine ve şeytana uyar.&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-3233502781970216745?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/3233502781970216745/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=3233502781970216745' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/3233502781970216745'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/3233502781970216745'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/ak-gezmek-farkl-bir-gnahtr.html' title='Açık gezmek farklı bir günahtır'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-8595165220548565182</id><published>2007-10-31T18:00:00.001-07:00</published><updated>2007-10-31T18:00:47.511-07:00</updated><title type='text'>Tesettür farzdır</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sual: Dinimiz, kadının nasıl kapanacağını açıkça bildirdiğine göre bunun tartışması niçin yapılıyor? Tesettürü inkâr eden dinden çıkmaz mı?CEVAPKadınların tesettürü kesin olarak açıklanmıştır. Tesettürle ilgili âyet-i kerimeleri Peygamber efendimiz açıklamış, âlimler de bizlere bildirmiştir. Bu husustaki tartışmalar kasıtlıdır.Kur'an-ı kerimde genel olarak her şey, kısa olarak bildirilmiştir. Bunları Peygamber efendimiz açıklamış, o günden beri uygulanmıştır.Kur'an-ı kerimde mealen, (Sakın ana-babana öf deme) buyuruluyor. (İsra 23)Bir kimse, ana-babasına öf demese, fakat sopa ile dövse, sonra da (Ben öf demediğim için, Kur'anın emrine uydum) dese, bu kimse Kur'ana uymuş mu oluyor? Âyet-i kerimenin manası, (Ana-babanızı üzmeyin hatta onlara öf bile demeyin) demektir. (Beydavi)Bunun için Kur'an-ı kerimdeki bir âyetin hükmünü öğrenmek için Kur'an tercümesine bakmak çok yanlış olur. Herkes Kur'an-ı kerimden hüküm çıkarabilseydi, hadis-i şerifler lüzumsuz olurdu.Hırsızlık suçtur. Bir hakim, kanunları esas almadan, sırf Anayasaya göre bir hırsıza ceza veremez. Çünkü hırsızlığın cezası açıkça Anayasada bildirilmemiştir. Birçok hükümler kanunlarla açıklanmıştır. Bunun gibi, dinimizin bir hükmünü öğrenmek için herkes Kur'an-ı kerime bakıp anlayamaz. Kur'an-ı kerim, hadis-i şeriflerle açıklanmıştır. Hadis-i şerifleri de anlamak büyük ilim işidir. Bunları da İslam âlimleri açıklamıştır. Onun için hiç kimseye Kur'an tercümesi okumasını tavsiye etmiyoruz. Bir okuyucu "Kur'an tercümesi, okuyarak dinsiz oldum" diye acı bir itirafta bulunmuştu.Tıp kitabı okuyarak, ilaç yapmak ve hastaya teşhis koymak yanlıştır. Kur'an tercümesinden hüküm çıkarmak bundan daha büyük yanlıştır. Çünkü yanlış ilaç kullanan ölebilir. Fakat yanlış hüküm çıkaran imanını kaybedip, sonsuz azaba düşebilir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:(Kur'anı kendi görüşü ile açıklayan, doğru olsa bile, muhakkak hata etmiştir.) [Nesai](Kur'anı kendi görüşüne göre tefsir eden kâfir olur.) [Mekt.Rabbani]Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:(Mümin kadınlara söyle: [Yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, ziynetlerini [Saç ve gerdan gibi ziynet takılan yerleri] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nur 31]Bu âyet-i kerimeden kadınların başörtüsünü sadece yakasına örteceği, baş ve vücudunun diğer yerlerini örtmenin gerekmediği anlaşılabilir. Gözünü neden sakınacak, ırzını nasıl koruyacak, ziynetten maksat nedir? Kına, sürme boya mıdır, altın, gümüş gibi ziynetler midir? Bu hususlar açık değildir, hadis-i şerifle bildirilmiştir. Bir âyet-i kerime meali de şöyle: (Ey Nebi, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına [dışarı çıkarken] cilbablarını [dış kıyafetlerini] giymelerini söyle! Bu, onların tanınıp, eza görmemelerine daha uygundur.) [Ahzab 59]Bu tercümeye bakıp "Kadın, tanınıp eza edilmemesi için dış elbise giyer. Tanınıp eza edilmezse, çıplak gezebilir" diyenler çıkmıştır. Bu âyetleri Resul aleyhisselamın nasıl açıkladığına bakmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kadının [yüz ve iki elinden başka] bütün bedeni avrettir.) [Mecmaul-enhür, El-mugni] Bu hadis-i şerifte kadının tesettürü açıkça bildiriliyor. Kur'an-ı kerimin 17 yerinde Resulullaha (De ki, bana tâbi olun) buyuruluyor. Allahü teâlânın Resulüne tâbi olup Onun bildirdiği şekilde tesettüre riayet etmelidir! Hazret-i Esma, ince elbise ile gelince, Resulullah efendimiz baldızına bakmadı. Mübarek yüzünü çevirip (Ya Esma, bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüz ve elleri hariç, vücudunu erkeklere gösteremez) buyurdu. (Ebu Davud)Hazret-i Âişe validemiz buyurdu ki:(İlk muhacir kadınlara Allah rahmet etsin! Tesettür âyeti inince, hemen futalarını yırtıp başlarını örttüler) buyurdu. (Buhari, Nesai)Kadın avrettir, tesettürü farzdır. Âyet-i kerimeyi kendi görüşüne göre tefsir edip bu farzı inkâr etmek küfürdür.Bir kadın açık gezse kâfir olmaz. Fakat kapanmanın lüzumsuz olduğunu söylerse kâfir olur. Günah ile küfür farklıdır.Sual: "Teferruat" diyerek saçları açmak uygun mu? Sokağa çıkarken peruk takabilir miyim?CEVAP“Teferruat” diyerek saçları açmak haramdır. Hele kapanmaya önem vermeyenin imanı gider. Sokağa çıkarken peruk takmak zaruretsiz caiz değildir. Erkekler arasında başını açmak zarureti olduğu zaman, kadının peruk kullanması caiz ve lazım olur. Zaruret, başka çare bulamamak demektir. Sadece zaruret halinde peruk takabilirsiniz.Sual: Namaz, oruç, zekat ve hac ne zaman farz oldu? Tesettür ne zaman emredildi?CEVAPBeş vakit namaz, miladi 621 yılında ve hicretten bir yıl önce mirac gecesinde farz oldu. Mirac’dan önce, yalnız sabah ve ikindi namazı vardı.Hicret, 622 de oldu.Ramazan orucu, 624’te farz oldu.Zekat da 624’te Ramazan ayında farz oldu.Hac ise 631’de farz oldu.625 ve 627 yılında kadınlara örtünme emri geldi.Kadınların Peygamber efendimize gelerek sual sormaları, oturup dinlemeleri hicab âyeti gelmeden önce idi. Hicab âyeti gelince, kadın erkek artık bir arada oturulmadı. Kadınlar soracaklarını, ezvac-ı tahirattan sorup öğrendiler. Resulullah efendimiz ise 632’de vefat etti. Demek ki Peygamber efendimiz, tesettür âyetinden 5 yıl sonra vefat etti. Ondan önce tesettür yoktu. Önceki hayatını anlatıp, “Resulullah kadınlarla oturup konuşurdu, kadınlar açık gezerdi” demek yanlış olur.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-8595165220548565182?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/8595165220548565182/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=8595165220548565182' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/8595165220548565182'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/8595165220548565182'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/tesettr-farzdr.html' title='Tesettür farzdır'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-9099220463774174596</id><published>2007-10-31T17:58:00.000-07:00</published><updated>2007-10-31T17:59:23.608-07:00</updated><title type='text'>Hayzla ilgili sual ve cevaplar</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sual 1: Bir kadın, temiz yatıp uyanınca kürsüfünde kan görse, hayz o anda mı olur?CEVAPHayz gece başlasa bile, uyanıp gördüğü andan itibaren hayzlı olur. Sual 2: Hayzlı yatıp, uyanınca temiz olduğunu gören, yatarken mi hayzı bitmiş sayılır?CEVAPEvetSual 3: Ramazanı tam tutabilmek ve haccı zamanında yapabilmek için ilaç almak caiz mi?CEVAPCaizdir. Ama geciktirmek lazım değildir.Sual 4: Hayzlı bir kadın rüyada ihtilam olursa yıkanması gerekir mi?CEVAPYıkanması gerekmez, ama yıkanırsa iyi olur. Hayzı bitince tekrar yıkanır. Sual 5: Hayzlı La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzalimin âyetini okuyabilir mi?CEVAPBu âyeti tesbih niyeti ile okur.Sual 6: Hayzlı iken, İhlas, Felak ve Nas suresi okunabilir mi?CEVAPOkunamaz. Sual 7: Cünüp bulunan eve rahmet melekleri girmez. Hayzlı bulunan eve de girmez mi?CEVAPHayzlı bulunan eve girer. Hayzı bitince yıkanmazsa, o zaman girmez.Sual 8: Prezervatif kullanarak veya bez sararak hayz halinde cima haram mıdır?CEVAPEvet haramdır.Sual 9: Hayz halinde cima haramdır. Bu haramın cezası nedir?CEVAPHanefi mezhebinde ceza gerekmez. Sadece tevbe ve istiğfar gerekir.Sual 10: Bir kadın, hayz veya nifas sebebiyle kılamadığı namazları, kaza etse caiz midir?CEVAPMekruhtur. Abdeste başın tamamını mesh etmek sünnet iken, başı yıkamak mekruh olduğu gibi, hayzlı iken kılamadığı namazları kaza etmek de mekruh olur. (Bahr)Sual 11: Akşama 5 dakika kala hayzım kesilse, yıkanıp ikindiyi kılamasam kaza gerekir mi?CEVAPEvet kaza etmek farzdır.Sual 12: Hayzlı kadın, okunan mukabeleyi dinleyebilir mi?CEVAPEvlerde okunanı dinleyebilir. Camidekini dinleyemez. Çünkü camiye giremez.Sual 13: Öğle namazının çıkmasına yarım saat varken hayzı başlayan kadın, öğleyi kılmamışsa, o namazı kaza etmesi gerekir mi?CEVAPBir namazın vakti çıkmadan önce hayz gören, bu namazı kaza etmez. Çünkü namazın farz olması, vaktinin sonunda temiz olmaya bağlıdır. Sual 14: (Kuşluk namazına devam eden şehit olarak ölür) buyurulduğu için, kuşluk kılıyorum. Dün kuşluk kılarken hayz oldum. Temizlenince bu namazı kaza etmem gerekir mi?CEVAPKuşluk da, vaktin sünnetleri gibi nafiledir. Kuşluk veya sünnet kılarken hayz olan kadının, bu namazları kaza etmesi vaciptir. Ama vaktin farzını kılarken, hayz olsa kaza etmez.Sual 15: Nafile oruç tutarken hayz başlasa, bu orucu kaza etmek gerekir mi? CEVAPEvet kaza etmek vacip olur.Sual 16: Kefaret gerektiren bir sebeple orucum bozulsa, daha sonra hayz olsam, ne gerekir?CEVAPKaza gerekir, kefaret gerekmez. (Tahtavi)Sual 17: Ramazan orucunu tutarken gündüz hayz başlasa, yiyip içmek gerekir mi?CEVAPEvet yiyip içmek gerekir. Hayzlı iken oruçlu gibi durulmaz. Hayzlı iken oruç tutmak haram olduğu için, sabahtan akşama kadar oruçlu gibi durmak da haramdır.Sual 18: Âdetim, 25 temiz ve 5 kan iken, bu ay, 27 temiz, 12 kan gördüm. Âdetim değişti mi? CEVAPKanın 3’ü önceki âdete rastladığı için âdet 3 güne iner. 9 gün istihaza olur. Sual 19: Âdetim 5 gün iken, 3 gün kan,1 gün temiz, 7 gün kan gördüm. Hayzım değişti mi?CEVAPÂdet zamanına rastlayan kan, 11 gün ve daha çok sürerse, âdetine rastlayanları hayz, gerisi istihaza olur. 3 kan, 1 temiz ve 1 kan, yani ilk 5’i âdet, geri kalan 6’sı istihazadır.Sual 20: Bir kadının âdeti 5 gün iken, 5 kan, 3 temiz, 4 kan görse, temizliği yine 26 gün olsa, kanlı günlerde namaz kılmayacak mı?CEVAPÂdet zamanına rastlayan kan 11 ve daha çok gün sürerse, sadece âdet zamanına rastlayanları hayz, geri kalanları istihazadır. 5 kanlı gün âdet, 4 kanlı gün istihazadır.Sual 21: 8 kan, 31 temiz iken, 28. günden itibaren 13 kan görsem, âdetim değişir mi?CEVAPBu 13 kanlı günün ilk 4’ü istihaza, 8’i hayz, son 1 gün istihaza olur.Sual 22: Âdeti 5 gün, temizliği 25 gün iken, 18 gün temizlikten sonra, 9 gün kan, 1 gün temiz, 2 gün kan gören kadının hayzı hangi günlerdir?CEVAPÂdet günlerine rastlamayan ilk 7 günkü kan istihazadır. Geri kalan 2 kan, 1 temiz ve 2 kanlı gün, yani, 5 gün, âdet zamanına rastladığı için hayzlı günlerdir.Sual 23: Âdeti 5 gün, temizliği 25 gün iken, 20 gün temizlikten sonra, 3 gün kan, 2 gün temiz, 6 gün kan gören kadının hangi günleri hayzdır? CEVAP: Âdet zamanına rastlamayan ilk 3 kan ve 2 temiz gün, yani 5 gün istihazadır. Geri kalan 6 kanlı günün ilk 5 i hayz olup, âdeti değişmemiştir, yine 5 gündür.Sual 24: Âdeti 7 gün, temizliği 23 gün iken, 35 temizlikten sonra, 2 kan, 3 temiz, 6 kan olan bir kadının hayzı hangi günler olur?CEVAPÖnceki gibi yeni âdeti de ilk 7 gündür. 6 günün son 4 günü istihaza olur. Kanlı günler arasındaki 15 günden daha az olan temiz günler, kan hükmünde olduğu için, baştan itibaren 2 kan ve 3 temiz gün hayz günüdür, 6 günün ilk 2 günü hayz, 4 günü de istihazadır.Sual 25: Âdeti 8 gün, temizliği 23 gün iken, 29 gün temizlikten sonra 4 gün kan, 2 gün temiz, 6 gün kan gören kadın, daha sonra sahih temizlik görse hayzı hangi günlerdir?CEVAPİşin içinde istihaza vardır. Önceki âdeti 8 gün olduğu için yeni âdeti de ilk 8 gündür. Eskiden 24. günden 31. güne kadar kan geliyordu. Şimdi bu kanlı güne sadece 30 ve 31. günler yani 2 gün rastlamıştır. Eğer 3 gün rastlasa idi, âdeti değişip 3 gün olurdu. 2 günü kanlı güne rastladığı için, önceki âdeti kadar, yani 8 gün baştan sayılır. Baştan 4 gün kan idi, 15 günden az olan temiz günler de, kan sayıldığı için, 2 gün de kan kabul edilir. 4 ile 2 nin toplamı 6 eder. 8 gün olması için 6 günün ilk 2 günü de ilave edilip 8 günü hayz, kalan 4’ü istihazadır.Sual 26: Hayzım 7 gün iken bu ay 8 gün oldu. Yine 21 gün temiz oldum. Âdetim değişti mi?CEVAPEvet yeni âdetiniz 8 gün olmuştur.Sual 27: Âdetim 6 gün iken, bu ay yine 6 gün kandan sonra 1 gün temiz ve 8. günü yine kan geldi. Ondan sonra 25 gün temiz kaldım. 8. gün gelen kan istihaza mıdır?CEVAP8. gün kan gelince, 7. gün de kan gelmiş sayılır ve âdetiniz 8 güne çıkar.Sual 28: Âdetim 5 gün iken, bu ay 8. ve 9. günleri de kan geldi. Önceki gibi, temizliğim de 23 gün sürdü. Kan gelmeyen 6. ve 7. günler, namaz kılmam gerekiyor muydu?CEVAPÂdetiniz değişmiş, 9 güne çıkmıştır. Akmayan 2 gün de akmış sayılır. Ancak âdetinizin değişeceğini bilemeyeceğiniz için, gusledip, o iki günde namaz kılmanız gerekirdi. Şimdi o iki günün âdet olduğu anlaşıldığı için kaza etmeniz gerekmez.Sual 29: Âdetim 7 günde bitmektedir. Bu ay 7 günden sonra da kan geldi ve 10 gün devam etti. 7 günlük sürenin bitiminde guslederek namaz kılabilir miyim?CEVAPKan 11 gün gelseydi, 7 günden sonra temiz kabul edilirdi. Tam 10 gün devam etmişse, 10 günün tamamı hayz olur. 10 günden sonra gusleder, namaz kılabilirsiniz. 10 günden önce temiz sayılmaz. Âdetiniz 10 güne çıkmış olur.Sual 30: Âdetim 5 gün iken, 3 kan,1 temiz, 8 kan görsem, hayzım değişir mi? Temizlik aynı.CEVAPÂdet zamanına rastlayanları hayz, gerisi istihaza olur. Buna göre, 3 kan, 1 temiz ve 1 kan, yani ilk 5 gün âdet, geri kalan 7 gün istihazadır.Sual 31: Bir kadının âdeti 5 gün iken, 5 gün kan, 3 gün temiz, 4 gün kan görse, temizliği yine 26 gün olsa, kanlı günlerde namaz kılmayacak mı?CEVAPÂdet zamanına rastlayan kan 11 gün ve daha çok sürerse, sadece âdet zamanına rastlayanları hayz, geri kalanları istihazadır. 5 kanlı gün âdet, 4 kanlı gün istihazadır. Sual 32: 8 kan ve 31 temiz iken, 28. günden itibaren 11 gün kan görsem, âdetim değişir mi?CEVAPBu 11 kanlı günün ilk 4 günü istihaza (28-29-30-31 temiz günler) olup, isabet eden 7 gün hayz (32-33-34-35-36-37-38 önceden hayz olan günler) olur. Yeni hayzı 7 olup, temizlik günü değişmez. Sual 33: Âdetim 5 gün iken, 6 kan, 14 temizlik görüp, 15. günü kan gelse, âdetim değişir mi?CEVAPKan kesildikten sonra 15 gün temiz olmanız gerekirdi. Temiz olmadığınıza göre, 6. gün gelen kan hayz değil, istihazadır. O gün kılınmayan namazları kaza etmek gerekir. Eğer 15 gün temizlik geçseydi, âdetiniz değişmiş, 5’ten 6’ya çıkmış olurdu. Âdetiniz 5 gün iken 6. gün, 7. gün yine kan gelse, sonra 12., 13. gün kan gelse, yine âdetiniz değişmez, 5 gündür. 6 ve 7. günlerde kılmadığınız namazları kaza etmeniz gerekir. Eğer 7. günden sonra 15 gün temiz olsaydınız, âdetiniz 7 güne çıkmış olurdu.Sual 34: Âdeti 5 gün, temizliği 25 gün iken, 18 gün temizlikten sonra, 9 gün kan, 1 gün temiz, 2 gün kan gören kadının hayzı hangi günlerdir?CEVAPÂdet günlerine rastlamayan ilk 7 günkü kan istihazadır. Geri kalan 2 kan, 1 temiz ve 2 kanlı gün, yani, 5 gün, âdet zamanına rastladığı için hayzlı günlerdir.Sual 35: Âdeti 5 gün, temizliği 25 gün iken, 20 gün temizlikten sonra, 3 gün kan, 2 gün temiz, 5 gün kan gören kadının hangi günleri hayzdır? CEVAPÂdeti değişerek 10 güne çıkar. Sual 36: Kur'an elifbasını hayzlının eline alması caiz midir?CEVAPCaizdir. Parmakla âyetlere dokunmaz. Fıkıh kitabını da ele alması caizdirSual 37: Hayzlı temizlenince, ölene kadar herhangi bir ayda tavaf yapabilir mi?CEVAPEvet. Fakat geciktirmemelidir.Sual 38: Kadın özürlü iken de Safâ ile Merve arasında sa'y yapabilir mi?CEVAPEvet.Sual 39: Apartmanımızın alt katı mescittir. Nişan, düğün de yapılıyor. Hayzlının girmesi caiz midir?CEVAPEvet.Sual 40: Bir kadın, nafile namaza veya nafile oruca başladıktan bir müddet sonra, hayz görse, hayzı bitince, elinde olmayan semavi bir sebepten dolayı, namaz ve orucu bozulduğu için, bunları temizlenince kaza etmesi gerekir mi?CEVAPEvet gerekir; yani bu nafile namazla, nafile orucu, kaza etmek vacibdir. Eğer, farz oruca niyet ettikten sonra, hayz görürse, bu orucu kaza eder. Ama farz namaza niyet ettikten sonra hayız başlasa, namazı kaza etmez. Çünkü namaz affedilmiştir. (Redd-ül-muhtar)Sual 41: Bir kadın, gece temiz yatıp, uyanınca, çamaşırında kan görse, hayzı ne zaman başlar?CEVAPGördüğü andan itibaren hayzı başlamış sayılır. İsterse hayzı gece başlamış olsun fark etmez. Mesela, gece yatsıyı kılmadan yatıp, güneş doğduktan sonra uyansa, hayzı gece başlamış olsa bile, o günün yatsı ve sabah namazını, temizlenince kaza etmesi gerekir. Çünkü hayzı güneş doğduktan sonra başlamış sayılıyor.Sual 42: Hayzlı iken yatıp, uyanınca temiz olduğunu gören bir kadının, hayzı ne zaman bitmiş olur?CEVAPYatarken bitmiş olur. Yatsı namazını kılmadan önce yatıp, sabah namazı vaktinde uyansa, yatarken, hayzı bitmiş sayılacağı için, yatsı namazını kaza etmesi gerekir.Sual 43: Hamileden gelen kan, hayz mıdır?CEVAPHanefi mezhebinde istihaza, yani özürdür. Namazını kılar, orucunu tutar. Maliki’de ise, hamileden ve doğumdan önce gelen kan hayzdır. Maliki’yi taklit eden kadın, bu kanlı günlerde, orucunu tutar, fakat namaz kılmaz. Namazını daha sonra kaza eder. Sual 44: Hayzım kesilince, bunun hayz mı, yoksa sarı akıntı mı olduğunu bilemiyorum. Hayz sanarak namaz kılmasam veya hayz olduğu halde akıntı sanarak, namaz kılsam, günah olur mu?CEVAPKasıtlı olmadığı için günah olmaz. &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-9099220463774174596?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/9099220463774174596/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=9099220463774174596' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/9099220463774174596'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/9099220463774174596'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/hayzla-ilgili-sual-ve-cevaplar.html' title='Hayzla ilgili sual ve cevaplar'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-1455316234700411570</id><published>2007-10-31T17:57:00.000-07:00</published><updated>2007-10-31T17:58:33.799-07:00</updated><title type='text'>Hanbeli’de Hayz ve Nifas</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Haftanın en azı 1 gün, en fazlası ise 15 gündür. 15 günden fazla gelirse istihaza [özür] olur. 2- İkinci hayzın olabilmesi için, aradan en az 13 gün geçmesi gerekir. 13 gün geçmeden kan gelirse, bu hayz değildir, istihazadır. 3- 9 yaşından küçük kız ve ayiseden [50 yaşından sonra] gelen kan hayz olmaz, özür olur. 4- Hamileden gelen kan, hayz değil, istihazadır. 5- İstihazalı kadınla vaty haramdır. Diğer üç mezhepte caizdir. Nifaslı kadının kırkı çıkmadıkça temizlense bile vaty caiz olmaz. Diğer üç mezhepte caizdir. Hayz bittikten sonra, gusletmeden vaty üç mezhepte caiz değildir. Hanefi’de caizdir. Hayzlı ve nifaslı kadının, avret yeri hariç, göbek ile diz arasına dokunmak Hanbeli’de caiz, Şafii ve Maliki’de caiz değil. Hanefi’de ise İmam-ı a’zama göre caiz değil, İmam-ı Muhammed’e göre caiz, fetva da böyledir.6- Nifasın azami süresi Hanefi’deki gibi 40 gündür. Azı için bir sınır yoktur. 7- Nifas görürken, kan gelmediği günler, temizdir, guslederek her ibadetini yapar. Kan geldiği günler namazını, orucunu bırakır. 40 güne kadar böyle devam eder.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-1455316234700411570?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/1455316234700411570/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=1455316234700411570' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/1455316234700411570'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/1455316234700411570'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/hanbelide-hayz-ve-nifas.html' title='Hanbeli’de Hayz ve Nifas'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-7668343525426248687</id><published>2007-10-31T17:56:00.002-07:00</published><updated>2007-10-31T17:57:16.038-07:00</updated><title type='text'>Şafii’de Hayz ve Nifas</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1- Hayzın en azı 1 gün, en fazlası ise 15 gündür. 15 günden fazla gelirse istihaza [özür] olur. 2- Temizlik süresi 15 gündür. 15 gün geçmeden kan gelirse, bu hayz değildir, istihazadır. 3- 9 yaşından küçük kız ve ayiseden [60 yaşından sonra] gelen kan hayz olmaz, özür olur. 4- Nifasın azami süresi 60 gündür. Azı için bir sınır yoktur. Hamileden gelen kan hayzdır.5- Nifas kanamaları arasındaki temizlik günleri 15 günden az olursa nifas sayılır. Nifas kanları arasında 15 veya daha fazla temizlik olursa, artık nifas bitmiş demektir. 60 günü beklemek gerekmez. 15 veya daha sonra kan gelirse bu nifas değil, hayz kanı olur. 6- Hayz veya nifas sona erince, gusletmeden önce vaty haramdır. [Hanefi’de caizdir.] 7- Hayz veya nifaslı kadının göbek ile diz arasına çıplak olarak dokunmak caiz değildir.&lt;br /&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-7668343525426248687?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/7668343525426248687/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=7668343525426248687' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/7668343525426248687'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/7668343525426248687'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/afiide-hayz-ve-nifas.html' title='Şafii’de Hayz ve Nifas'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-3177285330806294378</id><published>2007-10-31T17:56:00.001-07:00</published><updated>2007-10-31T17:56:28.613-07:00</updated><title type='text'>Maliki’de Hayz ve Nifas</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1- Hayzın en azı yoktur. Bir damla gelse de hayz kabul edilir. En fazlası ise 15 gündür. 15 günden fazla gelirse istihaza [özür] olur. [Hanefi’de hayzın en azı 3, en fazlası 10 gündür. Bundan azı veya çoğu istihazadır. Maliki’yi taklit eden kadın, Hanefi’ye göre istihaza olup da, Maliki’ye göre hayz olan günlerde namaz kılmaz, istihaza olan bu günleri daha sonra kaza eder. Mesela bir kadının âdeti 5 gün iken, 8., 12. ve 14. günleri kan görse, Hanefi’ye göre, âdeti yine 5’tir, kan görülen 8., 12. ve 14. günleri istihazadır. Maliki’de hayz olduğu için, bu günlerde de namaz kılmaz, ama daha sonra bu günleri kaza eder.] 2- İkinci hayzın olabilmesi için, aradan en az 15 gün geçmesi gerekir. 15 gün geçmeden kan gelirse, bu hayz değildir, istihazadır. Gusletmeden namaz kılınır. [Hanefi’de de böyledir.]3- Ayiseden [70 yaşından sonra] gelen kan hayz değil, istihazadır. [Hanefi’de ayise yaşı 55, Maliki’yi taklit eden kadın, bu günlerde kan gelirse, namaz kılmaz; ama kesilince kaza eder.] 4- Hamileden ve doğumdan önce gelen kan hayzdır. [Hanefi’de istihazadır. Maliki’yi taklit eden kadın, bu kanlı günlerde, orucunu tutar fakat namaz kılmaz. Namazını daha sonra kaza eder.] 5- Sezaryenle, yani karın yarılarak çocuk alınınca gelen kan nifas olmaz. [Hanefi’de nifas olur. Maliki’yi taklit eden Hanefi, burada kendi mezhebi olan Hanefi’ye uyar.] 6- Nifasta kan gelen günlerin toplamının azami süresi 60 gündür. [Hanefi’de, nifasın başlangıcından 40 güne kadar geçen temiz ve kanlı günlerin toplamıdır. Maliki’yi taklit eden, nifas âdetinden sonrasını veya nifas âdeti yoksa, 40 günden sonrasını kaza eder.] 7- Nifas görürken, 15 gün hiç kan gelmese, artık temizlenmiş olur. Bu 15 günlük temizlikten sonra tekrar kan gelirse, bu kan nifas değil, hayz kanıdır. [Hanefi’de ise 40 güne kadar nifastır.]8- Nifas kanamaları arasındaki temizlik günleri 15 günden az olursa nifas sayılır. Aradaki temizlik günleri hesaptan düşülerek kanama günleri toplanıp 60 günü bulursa, bu durumda kadının nifası sona ermiş olur. Mesela 20 kan, 7 temiz, 17 kan, 10 temiz, tekrar 23 kan görse, kan görülen günler toplamı 60’ı bulduğu için, nifası sona ermiş demektir. [Maliki’yi taklit eden, kadının nifas kanı 40 günü geçerse, âdetinden sonraki kan günleri Hanefi’de istihazadır, bugünlerdeki namazları kaza etmesi gerekir.]9- Nifasta 15 gün geçmeden yine kan gelirse istihaza olur. 15 gün geçtikten sonra gelirse hayz olur. Nifas kanları arasında 15 veya daha fazla temizlik olursa, artık nifas bitmiş demektir, 60 günü beklemek gerekmez. 15 veya daha sonra kan gelirse bu nifas değil, hayz kanı olur.10- Hayz veya nifaslı kadının göbekle diz arasına çıplak olarak dokunmak caiz değildir. [Maliki'yi taklit eden Hanefi, bu hususta kendi mezhebinin hükmüne uyar.] &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-3177285330806294378?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/3177285330806294378/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=3177285330806294378' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/3177285330806294378'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/3177285330806294378'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/malikide-hayz-ve-nifas.html' title='Maliki’de Hayz ve Nifas'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-8881338589013923249</id><published>2007-10-31T17:55:00.001-07:00</published><updated>2007-10-31T17:55:45.721-07:00</updated><title type='text'>Nifas kanları</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nifas, doğumdan sonra gelen kan demektir. Elleri, ayakları, başı belli olan düşükte gelen kan da nifastır. Nifas zamanının azı yoktur. Kan kesildiği zaman, gusledip namaza başlar. Ama, önceki nifas âdeti kadar gün geçmeden, cima edemez. En çok zamanı 40 gündür. 40 gün tamam olunca, kan kesilmese de, gusledip, namaza başlar. 40 günden sonra gelen kan, istihaza olur. O halde nifas gününü de ezberlemek ve Özel günler defteri’ne de yazmak gerekir. Ramazanda, imsakten sonra, hayzdan veya nifastan kesilen o gün yiyip içmez. Fakat, o günü kaza eder. Hayz ve nifas sahurdan sonra başlarsa, ikindiden sonra da olsa, o gün yiyip içer.Düşükte parmağı, ağzı veya burnu belli olursa, bütün çocuk doğurmuş gibi olur. Hiçbir yeri belli değilse, nifas olmaz. Fakat kan, 3 gün veya daha fazla akarsa ve hayzdan kesileli 15 gün veya daha çok olmuşsa, hayz olur. Eğer 3 günden az ise veya daha hayz kesileli 15 gün olmamış ise, hayz değil, istihazadır. Namazını kılar, orucunu tutar. Vaty için gusül gerekmez.Hayzın 10 günü veya nifasın 40 günü içinde, bir iki gün kan gelmese, kesildi sanıp, gusledip oruç tutsa, sonra yine süresi içinde kan gelse, hayz veya nifas olacağı için, o oruçları kaza eder. Kesilince yine gusleder. 3 veya daha fazla kan gelip, âdetinden önce kesilse, hayz olduğu için gusledip namazını kılar. Ancak âdeti geçmedikçe vaty caiz olmaz. Nifas da böyledir. Eğer âdetten fazla kesilse, ama 10 günde veya daha az günde kesilse, hayzdır. Eğer, kan, on günü aşsa, âdetinden ilerisi hayz olmaz, o günlerdeki namazları kaza eder. Nifasın 40 günü de hayzın 10 günü gibidir. Birkaç örnek verelim:1- Bir kadın ilk doğumunda, 30 kan görüp kesilse, 40 güne kadar hiç kan gelmese nifası 30 gün olur. İkinci doğumda, 20 kan 15 temiz ve 10 gün kan görse, kan gelmesi 40 günü geçtiği için istihaza vardır. Nifası değişmez, yine 30 gün olur, 10 kanlı gün istihaza olur.2- Doğumdan sonra 5 gün kan gelip kesilse, 30 gün temiz kaldıktan sonra 5 gün daha kan gelse, aradaki 30 gün kan akmış sayılır. 40 günün tamamı nifas olur. 5 kan ve 30 temiz günden sonra 10 gün daha kan gelse, 40 günü geçen 5 kanlı gün istihaza olur. 3- Bir kadının önceki doğumunda nifası 20 gün iken, ikinci doğumda 5 kan, 30 temiz ve 1 gün kan sonra 15 temiz ve 1 gün kan görse, 52. Gün gördüğü kan, istihaza olur. Nifası da 20 günden 36 güne çıkmış olur.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-8881338589013923249?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/8881338589013923249/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=8881338589013923249' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/8881338589013923249'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/8881338589013923249'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/nifas-kanlar.html' title='Nifas kanları'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-5331889546145425645</id><published>2007-10-31T17:53:00.001-07:00</published><updated>2007-10-31T17:55:05.037-07:00</updated><title type='text'>Hayzın [Âdetin] Değişmesi</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kaide [kural]: Âdet zamanı belli olan, mesela 5 gün olan kadın, bir kere, başka sayıda, mesela 7 gün sahih kan görünce âdeti 7 gün olarak değişmiş olur. Bu değişmeler, en fazla on güne kadar olur. 11 veya daha fazla kan devam ederse, önceki âdetten fazlası özür olur. Temizlik sayısı da, bir kere, başka sayıda, mesela 20 gün iken, 25 güne çıkar veya en az 15 güne inerse, temizlik günü değişmiş olur. On günlük hayz süresi içinde, kan görülen günler arasında bulunan temizlik günleri, fâsid temizlik olduğu için hayz kabul edilir, on günden sonraki kanlı günler ise, fâsid olduğu için temiz kabul edilir. Kaide: Yeni hayzdaki kan süresi, 10 günü geçerse ve bunun 3 veya daha fazla günü, önceki âdet zamanı günlerine rastlamazsa, âdet zamanı değişir; fakat gün sayısı değişmez. Âdet zamanına rastlarsa, rastladığı gün sayısı hayz, kalanı istihaza olur. 3 günden [72 saatten] 5 dakika bile az süren kan, hayz olmaz. Yeni başlayan için 10 günden çok sürse, 10 günü hayz, fazlası istihaza olur. Yeni olmayanlarda âdetten çok olup, 10 günü de aşınca, âdetten sonraki günlerde gelmiş olan kan hayz olmaz, istihaza olur. Kan, âdet zamanını aşıp, 10 günden önce kesilince, sahih temizlik görse, yani kan kesildikten sonra 15 gün içinde hiç gelmezse, kan geldiği günler hayzdır, âdet günü değişmiş olur. 15 gün içinde bir kere kan gelirse, âdetini aşmış olanlar hayz olmaz, istihaza olur. Kaide: Fâsid kan ve fâsid temizlik, âdeti değiştirmez. Mesela: Âdeti 5 gün olan kadın, 10 günden fazla, mesela 13 gün kan görse, âdeti olan 5 günden fazla olan 8 günü istihaza, yani özür olur, âdeti değişmez, yine 5 gündür. Sahih temizliği 20 gün olan bu kadın, 13 gün kan görünce, sahih temizliğinin içine 8 gün fâsid kan karışmıştır. 20 günlük sahih temizlik, fasid temizlik haline dönmüştür, âdeti yine 5 gün, temizliği de 20 gündür.Bir kadın, genel olarak 10 günü geçmemek ve 3 günden az olmamak şartı ile, bir önceki âdetinin sayısına uygun kan görmezse âdeti değişir. Mesela, âdeti 6 iken, 7’ye, 8’e 9’a veya 10’a çıkarsa, yahut 5’e, 4’e veya 3’e inerse âdet sayısı değişir. Âdeti 10 günden az olanlar: Kaide: Âdeti 5 gün iken, sahih temizlikten sonra 6 veya 7 veya 8 veya 9 veya 10 gün kan gelse, sonra tekrar sahih temizlik görse, kan gördüğü günler yeni hayz olur. Yani önceki âdeti 5 gün iken, yeni âdeti kan gördüğü gün kadar olur. Misaller:1) 5 kan ve 25 temiz iken, âdet zamanında 3 gün kan gelse, âdet sayısı 5 iken 3 olur. 2) 5 kan ve 25 temiz iken 26 temiz 4 kan görse, âdeti değişerek 4 gün olur. 3) 5 kan ve 25 temiz iken, 6 kan olursa, 6 günden sonra 15 gün temizlik olursa, âdeti 6 güne, 7 kan olursa, âdeti 7 güne, 8 kan olursa, âdeti 8 güne, 9 kan olursa, âdeti 9 güne, 10 kan olursa, âdeti 10 güne çıkar. Yani on güne kadar kaç kan görülürse âdeti o kadar gün olur. Temizlik süresi de 25 ten 15’e düşer.4) 5 kan ve 55 temiz iken, 5 kan, 64 temiz, 7 kan görse, 7’si hayzdır. 5) 6 kan, 24 temiz iken, 27 temiz, 9 kan görse ve 15 gün temiz olsa, 9 günün hepsi hayzdır. Âdeti 10 günden fazla sürenler:Kaide : Âdeti 10 günden fazla süren kadın, istihazalı yani özürlü demektir. Çünkü âdetin en fazla süresi 10 gündür. Hayzının kaç gün olduğunu tespit etmek için, bir önceki aydaki temizlik süresi ve âdet sayısını bilmek şarttır. Misaller: Âdeti 24 gün temiz, 6 gün kan iken,1) 29 temiz, 12 kan görse, âdeti yine 6 gündür, son 6’sı istihazadır. Temizlik süresi 29 olur.2) 30 temiz, 11 kan görse, âdeti yine 6 gündür, son 5’i istihazadır. Temizlik süresi 30 olur.3) 21 temiz, 13 kan görse, âdeti yine 6 gündür, baştan 3, sondan 4 kanlı gün istihazadır.4) 28 temiz, 12 kan görse, bunun 2 günü önceki âdet zamanına rastlar. 3’ten az olduğu için, ilk 6 günü hayz, geri kalan 6 günü istihaza olur. Temizlik süresi 28’e çıkar.5) 29 temiz, 11 kan görse, âdeti değişmez, yine âdeti 6 gün olur. son 5 günü de istihazadır6) 30 temiz, 13 kan görse, âdeti yine 6 gündür, son 7 günü de istihazadır. 7) 31 temiz, 2 kan, 3 gün temiz, 7 kan görse, önceki âdeti 6 gün olduğu için, 2 kanlı, 3 temiz ve kanlı olan 7 günün 1. günü olmak üzere, âdeti yine 6 gündür. 7 kanın günün son 6’sı istihazadır. Yani toplam 12 günün ilk 6’sı hayz, son 6 günü ise istihazadır.8) 32 temiz, 4 kan, 2 temiz, 5 kan görse, önceki âdeti 6 gün olduğu için, 4 kanlı, 2 temiz olmak üzere yine âdeti 6 gün olur. Sondan 5 kanlı gün ise istihazadır. 9) 33 temiz, 6 kan, 2 temiz, 3 kan görse, âdeti yine 6 gün olur. 3 kanlı gün istihazadır. 10) 34 temiz 7 kan, 1 temiz, 4 kan görse, âdeti yine 6 gündür, sonraki kanlar istihazadır. 11) 35 temiz, 2 kan, 3 temiz, 7 kan görse, 2 kanlı, 3 temiz ve kanlı olan 7 günün 1. günü olmak üzere, âdeti yine 6 gündür. Sondan 6 kanlı gün istihazadır. 12) 36 temiz, 7 kan, 2 temiz, 3 kan görse, âdeti yine 6 gün olur, sonraki kanlar istihazadır. 13) 37 temiz, 8 kan, 2 temiz, 4 kan görse, âdeti yine 6 gün olur, sonraki kanlar istihazadır. Âdeti 5 kan ve 55 gün temiz iken,1) 5 kan, 15 temiz ve 11 kan görse, önceki âdeti içine kan rastlamaz. Âdetin sayısı değişmez. 11 günün ilk 5’i hayz, geri kalan 6 gün istihazadır. Temizlik de 15 güne iner.2) 46 temiz, 11 kan görse, 11 günün son ikisi, önceki âdet zamanı içinde ise de, 3’ten az olduğundan, sadece âdet zamanı değişir. İlk 5 günü hayz, geri kalan 6’sı istihazadır.3) 47 temiz, 12 kan görse, bu 12 kanın 8’i önceki temizlik ve 4’ü âdet günleri içindedir, âdeti 4 gün olur. Geri kalan 8 gün istihazadır. 4) 48 temiz, 12 kan görse, 12 günün 7’si temizlik ve 5’i önceki âdet içindedir, âdeti yine 5 gündür. İlk 7 günü görülen kan istihazadır.5) 49 temiz, 11 kan görse, 11 günün 6’sı temizlik ve 5’i önceki âdet içindedir, âdeti yine 5 gündür. Kan görülen ilk 6 gün istihazadır. 6) 50 temiz, 11 kan görse, 51-55. gün arasındaki 5 gün ile son 1 gün yani 61. gün istihaza, önceki âdet zamanına rastlayan 56 dan 60. güne kadar olan [60. gün de dahil olmak üzere] 5 gün hayzdır. 7) 51 temiz, 12 kan görse, 12’nin 4’ü baştan, 3’ü sondan olmak üzere 7’si önceki temizlik zamanı ve 5’i de önceki âdet zamanı içindedir, âdeti yine 5 gündür.8) 52 temiz, 11 kan görse, 11’ in 3’ü baştan, 3’ü sondan olmak üzere 6’sı önceki temizlik zamanı ve 5’i de önceki âdet zamanı içindedir, âdeti yine 5 gündür.9) 53 temiz, 12 kan görse, 12’nin 2’si baştan, 5’i sondan olmak üzere 7’si önceki temizlik zamanı ve 5’i de önceki âdet zamanı içindedir, âdeti yine 5 gündür.10) 54 temiz, 1 kan, 14 temiz, 1 kan görse, 55. günü gelen 1 kan, temizliğin son günü olur. 14 gün, fasid temizlik kan demektir, bu 14 günün baştan 5 günü hayzdır. Diğer kanlı günlerin hepsi de istihazadır. Temizlik yine 55 gündür.11) 57 temiz, 3 kan, 14 temiz, 1 kan görse, 3 kanlı gün önceki âdet zamanına rastladığı için âdeti 3 gün olur. Bundan sonraki 14 gün kan sayılıp, kanlı ve istihazalı günler 10 günü aştığı için son 15 gün istihaza olur. Âdetin zamanı ve sayısı değişir. 12) 55 temiz, 11 kan görse, ilk 5’i hayzdır, çünkü önceki âdeti 5 gün idi. 6’sı istihazadır. Âdetin yalnız zamanı değişir, sayısı değişmez. Temizlik yine 55 gün olur.13) 54 temiz, 12 kan görse, yine hayz günü eski âdetine uygun olarak 55 günden sonra başlar, 5 gün hayz olur. Baştan 1, sondan 6 gün istihaza olur. Temizlik yine 55 gün olur14) 56 temiz, 11 kan görse, görülen kanın 4 günü, önceki âdet zamanına rastladığı için, ilk 4 gün yeni âdeti olur. Sondan 7 günü de istihazadır. 15) 48 temiz 11 kan görse, 4 günü önceki hayzının içinde olduğu için yeni âdeti 4 gün olur. Baştan 7 gün istihazadır. 16) 59 temiz, 11 kan görse, ilk 5’i hayzdır, çünkü önceki âdeti 5 gün idi. 6’sı istihazadır. 17) 65 temiz, 13 kan görse, ilk 5’i hayzdır, çünkü önceki âdeti 5 gün idi. 8’i istihazadır. 18) 62 temiz, 12 kan görse, ilk 5’i hayzdır, çünkü önceki âdeti 5 gün idi. 7’si istihazadır. 19) 63 temiz, 14 kan görse, ilk 5’i hayzdır, çünkü önceki âdeti 5 gün idi. 9’u istihazadır. 20) 20 temiz, 13 kan görse, ilk 5’i hayzdır, çünkü önceki âdeti 5 gün idi. 8’i istihazadır. Temizlik de 20 güne iner. Âdetin yalnız zamanı değişir, sayısı değişmez. Temizlik de değişir. 21) 64 temiz, 11 kan görse, ilk 5’i hayzdır, çünkü önceki âdeti 5 gün idi. 6’sı istihazadır. Âdetin yalnız zamanı değişir. Sayısı değişmez. Temizliği de 55 iken 64 gün olur.Yeni âdeti önceki âdetine rastlayanlar:Kaide: On günden fazla kan görüp, 3 veya daha fazla kan günleri, önceki âdet günleri içinde bulunursa, yalnız bu günleri hayz olup, kalanı istihaza olur. Mesela: 25 temiz, 5 kan iken, 26 temiz, 11 kan görse, ilk 4 günü hayz, son 7 günü de istihaza olur.Kaide: Yeni hayzı 10 günü aşarak istihaza olursa ve bunun 3 veya daha çok günü önceki âdeti olan günlerine rastlar ve önceki âdetinin kalan son kısmı yeni sahih temizliğe rastlarsa, âdeti olan günlere rastlayan günler, yeni âdeti olur. Misaller:1) 5 kan, 25 temiz iken, 18 temiz, 11 kan görse, bunun 3 günden fazlası, yani 4 günü, önceki âdetine rastladığı için, âdeti 4 gün olur. Baştan ilk 7 günü istihazadır.2) 6 kan 24 temiz iken, 18 temiz, 11 kan görse, 5 kan, 6 günlük önceki âdet zamanı içine rastladığı için yeni âdeti son 5 gün olur, ilk 6 günü istihazadır. Eğer, 11 yerine 12 kan görse, yeni âdeti, âdet zamanına rastlayan son 6 gündür. Kan süresi 10 günü geçtiği için ilk 6 kan istihazadır. 18 temiz, 18 kan olsaydı ne olurdu? Önceki âdetine 6 gün rastladığı için âdeti yine 6 gündür. Baştan 6, sondan 6 gün istihazadır. Böyle durumlarda âdet zamanı içinde en az 3 günlük kan gelmesine veya başında ve sonunda gelen kana göre hareket edilir.3) 5 kan, 25 temiz iken, 27 temiz, 12 kan görse, kanlı günlerden 3’ü âdetinin içine rastladığı için âdeti 3 güne iner. Sonraki 9 kanlı gün istihaza olur. 4) 6 kan, 25 temiz iken, 27 temiz, 12 kan görse, kanlı günlerden 4’ü önceki âdetinin içinde olduğu için yeni âdeti 4 güne iner. Sonraki 8 kanlı gün istihaza olur.5) 7 kan 24 temiz iken, 28 temiz, 11 kan görse ilk 3 günü hayz, sonraki 8 günü istihazadır. Çünkü önceki âdet zamanına 3 günü rastlamıştır.6) 5 kan, 27 temiz iken, 20 temiz 11 kan görse; bu kan, 10 günü aştığı için, fâsiddir. Bunun 3 günden fazlası, yani 4 günü, önceki âdet zamanına rastladığı için yeni âdeti 4 güne iner. [İlk 7 gün istihaza, son 4 gün hayz olur.]7) 5 kan, 16 temiz iken, 6 kan, 13 temiz ve 1 kan görse, âdeti değişmez, yine 5 gün olur. 6. günkü kan ile 14. günkü kan istihazadır.Önceki âdet zamanına rastlamayanlar: Kaide: Önceki sayısından farklı olan sonraki kan günleri, 10 günden fazla olur ve bunun 3 veya daha fazla günü, önceki âdet günleri içinde bulunmazsa; âdetin zamanı değişir, sayısı değişmez, ilk görüldüğü günden başlar. Misaller:1) 24 temiz, 5 kan iken, 27 temiz, 11 kan görse, önceki âdetine 2 gün rastladığı için âdeti yine 5 gündür, temizlik süresi de 27’ye çıkar. 11 kanın ilk 5’i âdet, 6’sı istihazadır. 2) 5 kan, 20 temiz iken, 23 temiz, 12 kan görse, bunun 2’si önceki âdet zamanına rastlar. Bu da, 3’ten az olduğu için, ilk 5’i hayz, 7’si istihaza olur. Temizlik de 23’e çıkar.3) Âdeti 5 gün iken, âdet zamanının baştan 3 gününde görmeyip, sonra 12 gün görse; ilk görülen günden başlayarak hayzı yine 5 gün olup, temizlik süresi değişmiş olur. 4) 35 temiz, 5 kan iken, 38 temiz, 12 kan görse, âdeti yine 5 gündür. Temizlik 38’e çıkar.5) 45 temiz, 5 kan iken, 40 gün temiz ve 5 kan görse, 5 gün temiz ve 2 kan görse, kanlı olan 5 ve 2 gün istihazadır. Kansız olan 5 gün âdettir. [Kansız olan aradaki 5 gün hep aktı kabul edildiğinden ve önceki âdeti olan 5 güne tam rast geldiğinden.]6) 26 temiz, 4 kan iken, 21 temiz, 5 kan, 5 temiz, 1 kan görse, ilk 5 kan istihaza, sonraki 5 temizin 4’ü âdet, 1’i istihaza, son 1 kan yine istihaza olur. 7) 25 temiz, 5 kan iken, 20 gün temiz ve 5 kan görse, 5 gün temiz ve 3 kan görse, kanlı olan 5 ve 3 gün istihazadır. Kansız olan 5 gün âdettir. Kızlarda Hayzın Başlaması1) Bir kız, 3 kan, 15 temiz, 1 kan, 1 temiz, 3 kan görse, kan görülen ilk 3 gün ile, son 3 kanlı gün, 2 ayrı hayz olur. Çünkü, âdeti 3 gün olacağından, ikinci hayz, aradaki 1 kandan başlamaz. Bu 1 gün istihaza olur.2) Bir kız, 3 kan, 1 temiz, 1 kan, 2 temiz, 1 kan, 1 temiz, 1 kan görse, bu 10 günün hepsi hayz olur. Eğer onuncu günden sonra, mesela 12. gün kan görse, bu kızın hayzı ilk gördüğü 3 gün olur, diğer günler istihaza olur. Eğer ilk gördüğü kan 5 olsaydı, âdeti 5 gün olurdu.3) Bir kız, ilk defa, 1 kan, 8 temiz ve 1 kan görse, 10 günün hepsi hayz olur. Fakat, 1 kan, 9 temiz ve 1 kan görse, hiçbiri hayz olmaz. Kan görülen iki gün istihaza olur. Çünkü, onuncu günden sonra görülen kandan önce temizlik günleri, hayz sayılmaz.İstimrarlı Haller5 gün kan, 25 gün temiz iken: 1) Yine 5 kan, 25 temiz iken, önceki âdet gününden başlayarak kan akıp 10 günü aşıp devam etse, önceki âdeti kadar 5 gün hayz, diğerleri istihaza olur. Çünkü kan, önceki âdet günlerine rastlamıştır. Kan hep akarsa, bu kanlı günlerin 25’i temiz, 5 günü hayz kabul edilir.2) 26. gün kan görse, 27. gün temiz, sonra kan akıp 10 günü aşarak devam etse, önceki âdeti kadar 5 gün hayz, diğerleri istihaza olur. Çünkü önceki âdetinin ilk ve son günleri kanlıdır. Kan akmaya devam ederse, bu kanlı günlerin 25’i temiz, 5 günü hayz kabul edilir.3) 26, 27, 28. günleri kan görse, 29 ve 30. günü temiz olsa, sonra akıp, 10 günü aşarak devam etse, önceki âdetinin ilk 3’ü hayzdır. Çünkü, hayzın ilk ve son günü kanlıdır. Sonra kan akmaya devam etse, kesilene kadar kanlı günlerin 25’i temiz, 3’ü hayz kabul edilir.4) 26. gün kan, 27 ve 28. günler temiz, 29 ve 30. günleri kan görse, 31 ve 32. gün temiz olsa, sonra hep aksa, hayzı yine 5 gün olur. Çünkü, hayzın ilk ve son günleri [26 ve 30] kanlıdır. Kan böyle akmaya devam ederse, kanlı günlerin 25’i temiz, 5 hayz kabul edilir.5) 26 ve27. günleri kan, 28 ve 29. günleri temiz, sonra 1 kan 5 gün temiz, sonra kan akmaya devam etse, âdeti değişmez, yine 5 gündür. Çünkü, hayzın ilk ve son günleri kanlıdır. 6) 26 ve 27. günleri temiz, 28, 29 ve 30. günleri kan görse, 5 temizlikten sonra hep akmaya devam etse, âdeti 3 gün olur. Hep böyle devam ederse, 27 günü temiz 3 günü hayz kabul edilir.7) 26. gün kan, 27. gün temiz, 28. gün kan, 29. gün temiz ve 30. günden sonra akmaya devam etse, âdeti değişmez, ilk 5 günü hayz, ondan sonraki günler istihaza olur.Kızda istimrar 4 türlü olur:1) Kaide: İlk görülen kan, akmaya devam ederse, yani hiç kesilmeden günde bir damla olsun akarsa, ilk 10 gün hayz, sonra 20 gün temiz kabul edilir. 2) Kaide: Kız, sahih kan ve sahih temizlikten sonra, herhangi bir zaman kan kesilmeden akarsa, bu kız, âdeti belli olan kadın olur. Misaller:a) Bir kızın âdeti 5 kan, 40 temiz iken, kan kesilmeden aksa, 5 günü hayz, 40 günü istihaza kabul edilir. Kan kesilene kadar böyle devam eder, yani kanlı günlerin 5’i hayz, 40’ı istihaza olur. b) Bir kızın âdeti, 7 kan, 20 temiz iken, yine 7 kan ve 20 temiz olsa, sonra kan akmaya devam etse, bu kanlı günlerin 20’si istihaza, 7’si hayz kabul edilir.c) Bir kızın âdeti, 3 kan 27 temiz iken, tekrar âdeti görmeye başlayınca kan kesilmeden hep aksa, kan 11 gün akınca, hemen gusledip namaz kılar. Kan kesilene kadar, kanlı günlerin 3’ü hayz, 27’si istihaza olur. 3) Kaide: Fâsid kan ve fâsid temizlik görse, ikisi de âdet kabul edilmez. Bu da iki türlü olur: a) Temizlik 15 günden az olduğu için fâsid ise:İlk görülen kan hep akmış gibi kabul edilir. Mesela, 11 kan ve 14 gün temiz olsa, sonra kesilmeden aksa, birinci kan, 10 günü aştığı için fâsiddir. 11. ve istimrarın ilk 5 kan günleri temizlik günleri olup, bu 5. günden sonra, kanlı günlerin 10 günü hayz, 20 günü temiz kabul edilerek devam eder. Açıklama: Bir ay, genel olarak 30 gün kabul edilir. 30 günün 10 günü hayz olunca, 20 günü de temiz, yani istihazadır. Kan kesilinceye kadar böyle devam eder.b) Temizlik tam olup, kanlı gün karıştığı için fâsid ise:Böyle Fâsid temizlik ile kan günleri toplamı 30’u geçmezse, yine ilk kan akmaya başlamış gibi kabul edilir. 11 kan ve 15 gün temizlikten sonra kesilmeden kan akarsa, 16 günün ilk günü kanlı olduğu için, 15 temiz gün ve 1 kanlı gün fâsid temizlik kabul edilir. Kan akmaya devam ederse, 10 günü hayz, 20 günü istihaza kabul edilir.4) Kaide: İstimrarın ilk 4 günü temizlik olur, toplamları 30’u aşar ise, ilk 10 gün hayz olup, sonra istimrara kadar olan günlerin hepsi temiz kabul edilip, istimrardan sonra 10 gün hayz, 20 gün temiz olarak devam eder. Mesela: 12 kan, sonra 20 gün temizlik, sonra kan akmaya devam ederse, bu kanlı günlerin 10 günü hayz, 20 günü istihaza kabul edilir.5) Kaide: Sahih kan ve fâsid temizlik görse, sahih kan günleri âdet olur. Sonra 30 güne kadar temizlik kabul edilir. Mesela: 5 kan ve 14 gün temizlikten sonra akmaya devam ederse, ilk 5 kan ve bundan sonra 25 gün temiz olur. Bu 25 günü tamamlamak için, istimrarın ilk 11 günü temiz kabul edilir. Bundan sonra, 5 günü hayz, 25 günü temiz olarak devam eder. &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-5331889546145425645?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/5331889546145425645/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=5331889546145425645' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/5331889546145425645'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/5331889546145425645'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/hayzn-detin-deimesi.html' title='Hayzın [Âdetin] Değişmesi'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-3264291699962060985</id><published>2007-10-31T17:52:00.002-07:00</published><updated>2007-10-31T17:53:13.967-07:00</updated><title type='text'>Ramazanda hayzlının durumu</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ramazanda imsak vaktinden sonra, hayzı kesilse, o gün oruçlu gibi durur. İmsak vaktinden sonra hayz gören, o gün gizli yiyip içer. Her iki durumda da o günkü orucunu sonra kaza eder. Vakit içinde, namaz kılmadan önce, hayz gören, o vaktin namazını kaza etmez.İmsak vaktinden önce kan kesilse, sabah namazı vaktine, yalnız gusledip elbisesini giyecek kadar zaman olur da, Allahü ekber diyecek kadar fazla zaman kalmazsa, o günün orucunu tutar. Fakat, yatsıyı kaza etmesi lazım olmaz. Tekbiri söyleyecek kadar da zaman olursa, yatsıyı kaza etmesi de lazım olur. İftardan önce hayz başlarsa, orucu bozulur. Ramazandan sonra kaza eder. Namaz içinde hayz başlarsa, namazı bozulur. &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-3264291699962060985?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/3264291699962060985/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=3264291699962060985' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/3264291699962060985'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/3264291699962060985'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/ramazanda-hayzlnn-durumu.html' title='Ramazanda hayzlının durumu'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-8231175816704806591</id><published>2007-10-31T17:52:00.001-07:00</published><updated>2007-10-31T17:52:30.353-07:00</updated><title type='text'>Hayzı düzensiz olanın namazı</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kız ilk olarak ve kadın âdetinden en az 15 gün sonra, kan görmeye başlasa, namazı ve orucu bırakır. Eğer, 3 gün olmadan kesilse, namazın son vaktine [o namazı kılacak] kadar bekler, abdest alıp namazını kılar. Kan gelirse, namaz kılmaz. 3 güne kadar böyle devam eder, gusül gerekmez. Çünkü bunun âdet kanı olmama ihtimali vardır. Yalnız abdest kifayet eder. Eğer, 3 günden sonra kan kesilse, yine namaz vaktinin sonuna kadar bekler, gelmezse, bu üç günün âdet kanı olduğu anlaşıldığından gusledip namazını kılar. Fakat gusletse bile, vaty helal olmaz. Kan geldiği müddetçe, 10 güne kadar böyle devam eder. 10 günden sonra gusledip namaza başlar. 10 günden sonra gelen kan istihaza olacağı için artık gusletmeden abdest alıp namazını kılar, vaty caiz olur. &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-8231175816704806591?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/8231175816704806591/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=8231175816704806591' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/8231175816704806591'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/8231175816704806591'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/hayz-dzensiz-olann-namaz.html' title='Hayzı düzensiz olanın namazı'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-1676925675645810313</id><published>2007-10-31T17:51:00.001-07:00</published><updated>2007-10-31T17:51:52.870-07:00</updated><title type='text'>Hayzlıya serbest olanlar</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yasak edilenlerin dışında her şey yapabilir. Mesela şunları yapar: 1- Hayzlı kadın, Besmele, salevat-ı şerife, kelime-i tevhid, istiğfar ve bütün duaları okuyabilir, tesbih çeker, zikreder. Fâtiha, Rabbenâ âtina.., Rabbenağfirli... ve daha başka dua âyetlerini dua niyetiyle ezberden okuyabilir. Hayzlı iken kabir ziyaretine gidebilir, dua niyetiyle orada Fatiha okur. Her namaz vaktinde abdest alıp, o namazı kılacak kadar zaman oturup zikreder, tesbih çekerse, en iyi kıldığı namazın sevabını kazanır.2- Cünübe saç ve tırnak kesmek mekruh, ama hayzlıya mekruh değildir. Cünüpken de, hayzlı iken de saç boyatabilir. Hayzlı iken yiyip içilebilir; fakat cünüpken ağzını yıkamadan yiyip içmek mekruhtur ve fakirliğe sebeptir. Oruç için sahura kalkan kimsenin, vakit dar ise, elini ağzını yıkadıktan sonra, yiyip içmesi, daha sonra gusletmesi günah değildir. (Halebi)3- Kadın cünüp iken hayz görse, cünüplük için gusletmesi iyi olur, hayz bitinceye kadar bekleyip, sonra ikisi için bir gusletmesi de caizdir. Cünübün ağzını yıkamadan yiyip içmesi tenzihen mekruhtur. Çünkü ağzına aldığı su, müstamel olur. Müstamel suyu içmek ise mekruhtur. Hayzlı böyle değildir. Hayz iken gusletmesi emredilmedi. Hayzlı kadın, göğsünü yıkamadan, çocuğunu emzirebilir. Cünüp kadının, yıkamadan emzirmesi mekruhtur. (Hadika) 4- Tilavet secdesini işiten cünüp kimse, temizlendikten sonra tilavet secdesi yapar. Fakat hayzlı ve nifaslı olana temizlendikten sonra da tilavet secdesi gerekmez.5- İstihaza günlerindeki kadın, idrarını tutamayan, devamlı burnu kanayan veya bir akıntısı olan kadın gibi, özür sahibi olur. Namaz kılması ve oruç tutması lazım olur ve kan gelirken de vaty caiz olur. İstihaza kanı hastalık alametidir. Çok akarsa doktora gitmelidir.Sual: Abdestsiz iken dua, salevat söylenir mi?CEVAPAbdestsiz, dua okumak, istiğfar çekmek, salevat-ı şerife getirmekte mahzur yoktur. Boş dururken de, iş yaparken de bunları okumak çok iyi olur. Abdestli olursa daha çok sevap olur. Abdestsiz olursa da, hatta muayyen özürlü iken de mahzuru olmaz.Sual: Muayyen günlerde Mektubat, İlmihâl okunur mu ve elimizde taşınır mı?CEVAPOkunabilir ve ihtiyaç olunca elde taşınır. Sual: Mübarek gecelerde namaz kılın, gündüz oruç tutun, Kur’an okuyun diyorsunuz. Hayzlı kadınlar bunların hiç birisini yapamaz. Bizim ne yapmamızı tavsiye edersiniz?CEVAPHayzlı kadın şunları yapabilir:1- Sadaka verebilir.2- Evde birisi Kur’an-ı kerim okursa dinleyebilir.3- Her çeşit zikir ve dua edebilir.4- Hepsinden daha kıymetlisi de ilim öğrenebilir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:(Bir saat ilim öğrenmek gece sabaha kadar ibadet etmekten kıymetlidir. Bir gün ilim öğrenmek, üç ay [nafile] oruç tutmaktan kıymetlidir.) [Ebu Nuaym] (İlim öğrenmek, namaz, oruç, hac ve cihaddan daha kıymetlidir.) [Deylemi](İlim öğrenip de amel etmeyen bile; bin rekat [nafile] namaz kılmasından daha fazla sevap alır. Eğer öğrendiği ilimle amel ederse veya başkasına öğretirse, hem bunun sevabını alır, hem de kıyamete kadar bununla amel edenlerin sevabını alır.) [Hatib](İlimden bir mesele öğrenmek, dünyadaki her şeyden kıymetlidir.) [Taberani] İlmin bu önemi, ibadetlerin sahih olması içindir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:(Fıkhı bilmeden ibadet eden, gece karanlıkta bina yapıp, gündüz yıkana benzer.) [Deylemi]Belki ilmi nereden ve nasıl öğrenebiliriz diye sorabilirsiniz. En uygun ilim, ilmihal okumaktır. Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabı ise en uygun ilim kitabıdır.Sual: Hayzlı iken, kabir ziyaretinde Fatiha okuyup ölünün ruhuna bağışlayabilir miyiz?CEVAPEvet, okuyabilir ve bağışlayabilirsiniz. Sual: Her hafta hatmi tehlil okuyoruz. Hayzlı iken de okuyup hediye edebilir miyiz?CEVAPEvet, okuyabilir ve hediye edebilirsiniz.Sual: Hayızlı iken, abdest almak veya gusletmek caiz midir? CEVAPEvet, caizdir. Fakat, bu abdest ile namaz kılınmaz, Kur’an-ı kerim okunmaz. Hayızlı kadın, her namaz vaktinde abdest alıp, seccadesi üzerinde, o namazı kılacak kadar zaman oturup, tesbih okursa, salevat getirirse, dua ederse veya herhangi bir zikir yaparsa, en iyi kılmış olduğu bir namazın sevabını kazanır. (Ey Oğul İlmihali)Sual: Hayzlı kadın, kabir ziyareti yapabilir mi?CEVAPHayızlı veya cünübün, kabir ziyaret etmesinde, bir sakınca yoktur. (Hindiye)Hayzlı iken, dua niyetiyle Fatiha okunup, ölüye bağışlanabilir. Ancak, her duayı abdestli okumak daha iyidir. Sual: Hayzlı iken kesilen tırnağı ve dökülen saçları guslederken yıkamak gerekir mi?CEVAPHayzlı iken dökülen saçları ve kesilen tırnağı yıkamak gerekmez. Hayzlı iken tırnak kesmek caiz, cünüp iken tırnak kesmek mekruhtur.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-1676925675645810313?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/1676925675645810313/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=1676925675645810313' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/1676925675645810313'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/1676925675645810313'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/hayzlya-serbest-olanlar.html' title='Hayzlıya serbest olanlar'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-3586507726715530903</id><published>2007-10-31T17:50:00.001-07:00</published><updated>2007-10-31T17:50:56.990-07:00</updated><title type='text'>Hayz ve Nifaslıya yasak olanlar</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1- Namaz kılamaz. Hadis-i şerifte de, (Hayzlı kadın namaz kılamaz) buyuruldu. (Buhari, Müslim, Ebu Davud)2- Oruç tutamaz. [Hazret-i Âişe validemizin naklettiği hadis-i şerifte, hayzlı iken tutulamayan oruçlar kaza edilir, kılınmayan namazlar affolur. (Buhari)]3- Kur'an okuyamaz. Hadis-i şerifte, (Hayzlı ve cünüp, Kur'an-ı kerim okuyamaz) buyuruldu. (Tirmizi) 4- Mushafa el süremez. Kur'an-ı kerimde mealen, (Kur'ana temiz olanlardan başkası dokunamaz) buyuruluyor. (Vakıa 79)Hadis-i şerifte de, (Kur'ana ancak hadesten [abdestsizlikten, cünüplükten, hayz ve nifastan] temiz olan el değdirebilir) buyuruldu. (Nesai)5- Maliki'de hayzlının Kur'an-ı kerim okuması caiz ise de, Kur'an kursunda okuyan hayzlı bir kız, Maliki'yi taklit ederek Kur'an-ı kerim okuyamaz. Çünkü başka bir mezhebi taklit etmek, ancak bir farzı yapmak için, kendi mezhebinde imkan bulunmadığı veya güç olduğu zaman caiz olur. Hayzlı bir kıza Kur'an okumak farz olmadığı için başka bir mezhebi taklit edemez.6- Camiye giremez. Hadis-i şerifte (Cünübe ve hayzlıya mescide girmek helal olmaz) buyuruldu. (İbni Mace)7- Kâbe’yi tavaf edemez. Hadis-i şerifte, (Beytullahı tavaf etmek, namaz kılmak gibidir, yani abdestli olmak lazımdır) buyuruldu. (Tirmizi) 8- Cima edemez. (Bekara 222)9- Hayzlı iken de, hayzsız iken de kadına dübüründen [anüsünden yani makattan] yaklaşmak haramdır. Oral [ağız ile] seks de, hayzlı iken de hayzsız iken de caiz değildir.10- Kadın, hayzın başladığını ve bittiğini kocasından gizleyemez. Kocası sorunca söylemezse, büyük günah olur. Hadis-i şerifte, (Hayzın başladığını ve bittiğini kocasından saklayan kadın melundur) buyuruldu. (Cevhere)11- Yanında kocası veya mahremi olmayan hayzlı kadın, uzun yola çıksa, seferi olamaz. Hayz bitince, bulunduğu yerden 104 Km’den daha fazla giderse, ancak o zaman seferi olur.Sual: Hat öğreniyorum. Âyet-i kerimeler yazıyoruz. Hayzlı iken âyet-i kerime yazmak caiz mi?CEVAPHayzlının âyet-i kerimeye dokunması caiz olmadığı gibi, yazması da caiz değildir. (Halebi)Sual: Çocuklar sureleri ezberliyor, hayzlı günümde takıldıkları yerde nasıl yardımcı olabilirim?CEVAPÂyet okunmaz. Bir kelime söylenebilir. Mesela, çocuk iyyeke dedi, öyle değil, iyyake denebilir. Sual: Bazı ilmihâllerde namaz sureleri aslı ile yazıldığı için âdetli kadın o ilmihâlden okuyabilir mi?CEVAPİlmihâllerdeki âyetleri okuyamaz, eli ile de dokunamaz, ilmihâl bilgilerini okur.Sual: Muayyen özrü zuhur eden kadın, evde kocasının, oğlunun veya kızının okuduğu Kur’an-ı kerimi, mukabeleyi dinleyebilir mi?CEVAPKur’an-ı kerime dokunmamak şartı ile mukabele dinlemekte mahzur yoktur. Ancak özürlü kadın, mukabele dinlemek için camiye gidemez. Camiye girmesi haram olur. Hatta camiye abdestsiz de girilmez. (Mevkufat)(Evde mukabele okumanın sevabı olmaz) diyenler, dinimize iftira ediyorlar. Kadınların camiye gitmeyip, evde, kadın bir hocanın okuyacağı mukabeleyi dinlemeleri çok sevap olur.Sual: Bir caminin iki kapısı olsa, hayzlının bir kapıdan girip ötekinden çıkması caiz olur mu? Camiye abdestsiz girilebilir mi?CEVAPCünüp veya hayzlı iken camiye girmek, hatta cami içinden geçmek haramdır. Geçecek başka yol bulamazsa veya camide uyuyup cünüp olursa veya camiden başka yerde su bulamazsa, teyemmüm edip girer ve çıkar. Camiye abdestsiz girmek ise mekruhtur. (Dürer)Sual: Piyasadaki mealleri, tefsirleri hayzlı iken veya abdestsiz iken tutmak caiz mi?CEVAPCaiz değildirSual: Bazı din kitaplarının sonunda orijinal hâliyle âyetler yazıyor. Hayzlı iken, bu kitapların sadece o sayfasına mı el süremeyiz, yoksa kitaba mı el süremeyiz? CEVAPKitaba değil, sadece o sayfadaki âyetlere el sürülemez.Sual: Bir bayan hayzlı iken Kur'an-ı kerim öğrenemez mi, mesela Kur'an harflerini okuyup yazamaz mı?CEVAPSadece harfleri yazar okur. Âyetlere dokunamaz ve okuyamaz. Âyetlerde geçen kelimeler de aynıdır, yani bunlara da dokunamaz ve okuyamaz.Sual: Hayızlı kadın, Kur’an öğretirken, âyete dokunabilir mi ve okuyabilir mi?CEVAPHayzlı kadın, âyet-i kerimelere eli ile dokunamaz ve okuyamaz. Sadece öğrenciye doğru okuması için, âyet-i kerimelerdeki, yanlış okunan kelimeleri, öyle değil, şöyle diyerek bir kelime okuyabilir. Mesela; zalike, ülâike, müflihun gibi.&lt;br /&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-3586507726715530903?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/3586507726715530903/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=3586507726715530903' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/3586507726715530903'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/3586507726715530903'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/hayz-ve-nifaslya-yasak-olanlar.html' title='Hayz ve Nifaslıya yasak olanlar'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-4703805275933951266</id><published>2007-10-31T17:49:00.001-07:00</published><updated>2007-10-31T17:49:47.245-07:00</updated><title type='text'>Hayzla ilgili deyim ve kelimeler</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hayz: Âdet kanı demektir. Aybaşı veya regl de denir. 9 yaşındaki sağlıklı bir kızdan veya 55 yaşından küçük, tam temizlik geçmiş olan kadından gelen ve en az 3, en fazla 10 gün devam eden kana denir. Buna sahih kan da denir. Beyazdan başka her renk hayz kanıdır.Sahih kan: Hayz olan kan.Fâsid kan: Hayz olmayan, istihaza, yani özür olan kan. Hayz için geçersiz olan kan.İstihaza: Yeni başlayan için 10 günden çok sürüp de, on günden fazla gelen ve yeni olmayanlarda 10 günü aştığında, âdetten sonraki günlerde gelmiş olan kana denir. Gebe, ayise ve 9 yaşından küçük kızlardan gelen kanlar istihazadır. Geçersiz kan olan istihazaya fâsid kan da denir. İstihazalıya müstehaza [özürlü] denir. İstihazalı iken her ibadet yapılır.Özür: Hayz olmayan istihaza kanı. Bu kadın, Kur’an okur, her ibadeti yapar.Sahih temizlik: Âdetten sonra başlayan 15 veya daha çok gün içinde hiç kan görülmeyen, öncesi ve sonrası hayz günleri olan temiz günlere denir. Buna Tam temizlik de denir.Tam temizlik: Sahih temizlik.Fâsid temizlik: 15 veya daha çok temiz günden önce veya sonra yahut iki sahih temizlik arasında fâsid kan olan günlerdir. 15 günden az olan kansız günlere de fâsid temizlik denir. Âdet zamanı: En az 3, en fazla 10 gün süren hayz kanının, görüldüğü andan kesildiği güne kadar olan gün sayısına denir. Ay: Âdette bir ay, bir hayz başından, ikinci hayz başına kadar geçen zamandır. Âdeti en az 3 gün, temizliği de en az 15 gün olan kadının ayı, 18 gündür, daha az olamaz. Fakat fazlasının bir sınırı yoktur. Mesela 40, 60, 70 gün veya daha fazla olabilir.İstimrar: Her gün akan kan. Bunun âdet kadarı hayz, geri kalan istihazadır.Nifas: Doğumdan sonra gelen kan. Hanefi-Hanbeli’de azami 40, Şafii-Maliki’de 60 gündür. Kürsüf: Akıntı için kadınların çamaşırlarına koyduğu pamuk, bez veya ped.Cima: Karı kocanın cinsel ilişkisi. Buna vaty de denir.Ayise: Hayzdan kesilmiş, yaşlı kadın demektir. Ayise yaşı, Hanbeli’de 50, Hanefi’de 55, Şafii’de 60, Maliki’de 70 tir. Bu yaşlardan sonra gelen kan, hayz olmaz, istihaza olur.İddet: Boşanan veya kocası ölen kadının evlenmesi haram olan zamandır. Bu, Hanefi ve Hanbeli’de ilk temizlik başından, 3. hayzın sonuna kadar olan zamandır. Şafii ve Maliki’de, 3 temizlik geçinceye kadardır. Hayz görmeyende, iddet süresi, talâk [boşanma] için 3 ay, ölüm için 4 ay 10 gündür. Hamilede iddet süresi, doğum yapana kadardır.Nokta: Bilindiği gibi, rakamlardan sonra gelen nokta (.) inci, üncü anlamına gelir. Mesela 2. [ikinci], 3. [üçüncü], 9. [dokuzuncu] gibi.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-4703805275933951266?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/4703805275933951266/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=4703805275933951266' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/4703805275933951266'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/4703805275933951266'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/hayzla-ilgili-deyim-ve-kelimeler.html' title='Hayzla ilgili deyim ve kelimeler'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-8529255828311929666</id><published>2007-10-31T17:48:00.001-07:00</published><updated>2007-10-31T17:48:53.511-07:00</updated><title type='text'>Özel günler defteri</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Bir kadının hayz ve temizlik zamanı çok defa, her ay aynı gün ve sayısında olur. Burada bir ay demek, bir hayz başından, ikinci hayz başına kadar geçen zaman demektir. Her kadının kendi hayz ve temizlik gün sayılarını, yani âdetlerini bilmesi lazımdır. Âdetleri genelde değişmez. Değişirse, yeni âdetlerini, [hayz ve temizlik günlerini] ezberlemeli ve her ay özel günler defteri’ne veya bir çizelgeye ayın hangi günlerinde temiz, hangi günlerinde kan geldiğini yazmalı. Kesinlikle bu defteri veya çizelgeyi ihmal etmemeli. Bir kadının hayzlı mı, istihazalı mı olduğu bu defterden anlaşılır. Hayz bilgilerini öğrenmek için, hayzda kullanılan kelime ve deyimleri de bilmek gerekir. Bunlardan bazıları bir sonraki maddede yazılmıştır&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-8529255828311929666?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/8529255828311929666/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=8529255828311929666' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/8529255828311929666'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/8529255828311929666'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/zel-gnler-defteri.html' title='Özel günler defteri'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-6948874080377865743</id><published>2007-10-31T17:47:00.001-07:00</published><updated>2007-10-31T17:47:40.245-07:00</updated><title type='text'>Hayz ilminin önemi</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kadın erkek her Müslümanın ilmihâl bilgilerini öğrenmesi farzdır. Bunun için, kadın ve kocasının hayz ve nifas bilgilerini öğrenmeleri gerekir. Kocası, kadına öğretmeli, kendisi bilmiyorsa, bilen kadınlardan öğrenmesi için izin vermelidir. Kocası izin vermeyen kadının, ondan izinsiz gidip öğrenmesi lazımdır. Çünkü abdest, namaz, Kur'an-ı kerim, oruç, hac, bâlig olmak, evlenmek, boşanmak, iddet beklemek gibi hususlar ve ibadetler için, hayz ilmini öğrenmek şarttır. Bir kız, hayz görmeye başlayınca bâliga, yani kadın olur. Hayz görmeyen kız, 15 yaş tamam olunca, büluğa ermiş [bâliga] olur. 8 yaşını tamamlayan kıza, anasının, anası yoksa, ninelerinin, ablalarının, hala ve teyzelerinin hayz ve nifas ilmini öğretmeleri farzdır. Öğretmezlerse, kendileri ve kocaları büyük günaha girerler. Hayz bilgisi o kadar zor değildir. Zor olsaydı dinimiz, âlim cahil herkesin öğrenmesini emretmezdi. Buhara’da Ahmed bin Hafs isminde bir genç evlenmişti. İlk gece, kız buna, ”Hayz ilmini öğrendin mi?” dedi. Hayır deyince, kız “Allahü teâlâ, (Kendinizi ve emrinizde olanları ateşten koruyun) buyurdu. Cahil olan nasıl koruyabilir?” dedi. Bu söz gence çok tesir etti. Hanımını Allahü teâlâya emanet ederek, Merv’de yıllarca ilim tahsil edip âlim olarak evine döndü. Hocası, buna Ebu Hafs-i kebir ismini koydu.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-6948874080377865743?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/6948874080377865743/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=6948874080377865743' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/6948874080377865743'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/6948874080377865743'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/hayz-ilminin-nemi.html' title='Hayz ilminin önemi'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-3270798918274784082</id><published>2007-10-31T17:46:00.001-07:00</published><updated>2007-10-31T17:46:31.716-07:00</updated><title type='text'>Orucun farzları</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sual: Orucun farzı kaçtır?CEVAPOrucun farzı üçtür. Bunlar: 1- Niyet etmek. 2- Niyeti, ilk ve son vakitleri arasında yapmak. 3- İmsak vaktinden güneşin batmasına kadar olan zaman içinde, orucu bozan her şeyden sakınmaktır. Sual: Oruca niyetin vakti ne zaman başlar?CEVAPRamazan ve nafile oruçlara niyetin ilk vakti, güneş battıktan sonra başlar. Son vakti ise, ertesi günü öğleye bir saat kalıncaya kadardır. Kaza ve kefaret oruçlarında ise, akşamdan imsak vaktine kadardır. Ramazanda oruca niyet ederken, akşamdan imsak vaktine kadar, “Yarın oruç tutmaya”, imsaktan sonra ise “Bugün oruç tutmaya” denir. Yanılıp yanlış söylense de, oruç tutulacak gün bilindiği için mahzuru olmaz. Ramazanda bir aylık oruca toptan niyet edilmez, her gün ayrı ayrı niyet etmek farzdır.Gece yatarken yemeği yiyip veya yemek yemeden niyet edilse, sonra gece uyanınca, sahura kalkınca yemek yemekte mahzur yoktur. Akşam yemeği yerken niyet etmek iyi olur. Niyetten sonra da, imsak vaktine kadar yiyip içmekte mahzur yoktur. Ramazanda, “Yarın dişim ağrımazsa oruç tutarım, ağrırsa tutmam” diye akşamdan niyet edilse, böyle şüpheli niyet ile oruç tutmak sahih olmaz.Sual: Bozulursa kefaret olmasın diye, Ramazan orucuna imsaktan sonra niyet etmek caiz mi? CEVAPCaizdir, fakat böyle bir şeye lüzum yoktur. Sual: Ramazanda gece niyet etmeyi unutan ne yapmalı? CEVAPÖğleye bir saat kalıncaya kadar niyet edilir. Sahura kalkmak niyettir, oruç tutmak niyetiyle yatmak da niyettir, sahura kalkılmasa da oruca niyet edilmiş olur. Sual: Takvimlerde yazılı olan imsak ne demektir? Bu vakitte sabah namazı kılınır mı? CEVAPİmsak, gecenin bitimi, yiyip içmenin yasak olan vaktin başlaması demektir. Türkiye Takvimi’nde yazılı olan imsak vaktinde, yiyip içmeyi kesmelidir! Türkiye'de, bundan 15 dakika kadar sonra sabah namazı kılınabilir! Yanlış takvimlere göre hareket edip de, yiyip içmeye ezan okununcaya kadar devam eden kimsenin, suçu yanlış takvime bulması, kendini mesuliyetten kurtaramaz!Sual: Babam oruç tutarken, takvime göre değil, Kur’ana göre hareket ediyor. Siyah iplikle beyaz iplik birbirinden ayrılıncaya kadar yiyip içiyor. Ortalık ağardığı için şüpheleniyorum. Doğru mu?CEVAPBekara suresindeki, (Beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyip için) mealindeki 187. âyetindeki iplikler, gündüzün beyazlığı ile gecenin siyahlığıdır. Âyet-i kerimenin anlamı, (Gündüzün aydınlığı ile gecenin karanlığı, iplik gibi birbirinden ayrılıncaya kadar yiyip için) demektir. Bu âyet-i kerimeyi duyan bir zat, (Ya Resulallah, ben gündüzün geceden ayrıldığını öğrenmek için yastığımın altına bir beyaz iplik ile bir siyah iplik koydum. Fakat gecenin bitişini yine de tespit edemedim) dedi. Bunun üzerine, Peygamber efendimiz, (O iplikler, gündüzün aydınlığı ile gecenin karanlığıdır) buyurdu. Eğer Peygamber efendimiz açıklamasa idi, beyaz ipliğin aydınlık, siyah ipliğin karanlık olduğunu nereden bilecektik? Kur’an-ı kerimden anladığımıza uyarak, gencin babası gibi, bilhassa bulutlu havalarda, daha ortalık karanlık diye, güneş doğana kadar yiyip içerdik.&lt;br /&gt; &lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-3270798918274784082?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/3270798918274784082/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=3270798918274784082' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/3270798918274784082'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/3270798918274784082'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/orucun-farzlar.html' title='Orucun farzları'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-8616830036385019237</id><published>2007-10-31T17:45:00.001-07:00</published><updated>2007-10-31T17:45:42.994-07:00</updated><title type='text'>Oruç tutmak faydalıdır</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sual: Oruç tutmak vücuda zararlı diyorlar. Doğru mudur?CEVAPYanlıştır. Çünkü Allahü teâlâ, zararlı olan bir şeyi emretmez. Tıp uzmanları diyor ki: Oruçlu kimselerde adrenalin ve kortizon hormonları kana daha kolaylıkla karışmaktadır. Bu hormonlar, tesirlerini kanserli hücreler üzerinde de göstermektedir. Böylece bu hormonlar kansere karşı bir çeşit kalkan rolünü oynamakta, yani kanser hücrelerinin çoğalmasını önlemektedir. Oruç tutan bünye, adeta bakıma girer, iç organları saran yağlar erir, vücudun zindeliği artar, direnme gücü kazanır, mide, böbrek, şeker, kalb ve karaciğer hastalıklarına karşı mukavemeti artar.Karaciğer, oruçlu iken, 3-5 saat istirahat eder, gıda depolama işine bir müddet ara vermiş olur. Bu arada, korunma sistemini güçlendirici globülinleri hazırlar. Midedeki kaslar ve salgı ifraz eden hücreler, oruç müddetince birkaç saat dinlenir. Kan hacmi de azaldığı için tansiyon düşerek kalb rahatlar.Gıda artıkları iyi yakılmayınca, damarları yıpratır. Yakılmayan yağlar, damarları daraltır, damar sertliği denilen rahatsızlığa sebep olur. Akşama doğru vücutta gıda hemen hiç kalmaz. Yani bütün gıdalar yakılmış olur. Bu bakımdan bilhassa damar sertliği olanların sık sık oruç tutmaları iyidir. Oruç iken vücudun diğer organlarında da dinlenme olur. Az yemek ve oruç tutmak vücudun sıhhati için önemlidir. Zekat, malın kiridir. Zekat veren, malını kirden koruduğu gibi, oruç tutan da vücudun zekatını ödemiş, hastalıklardan onu korumuş olur. Peygamber efendimiz, (Her şeyin bir zekatı vardır. Vücudun zekatı ise oruçtur) buyurmuştur. (Beyheki)Yine hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Oruç iç organları inceltir. Eti eritir ve Cehennem ateşinden uzaklaştırır. Gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hatırına, hayaline gelmeyen Allahü teâlânın nimetleri ancak oruç tutana nasip olur.) [Taberani]Orucun sevabı diğer ibadetlere göre daha fazladır. Hadis-i kudside, (Her iyiliğe, on mislinden 700 misline kadar sevap verilir. Fakat oruç bana mahsustur, onun mükafatını ben veririm) buyuruldu. (Buhari) Her iyiliğin sevabını Allahü teâlâ verdiği halde, orucun sevabı için, (Ben veririm) buyurmasının hikmeti vardır. Yeryüzünün tamamı Allahü teâlânın mülkü olduğu halde, Kâbe’ye Beytullah yani (Allah’ın evi) denmesi ona şeref vermek içindir. (Oruç bana mahsustur) demekle de ona özel bir şeref vermiştir. Oruç tutana verilecek sevabın muayyen bir ölçüsü yoktur. Oruçlunun durumuna göre, çok sevap verilecektir. Başkaları oruç yerken oruç tutmak daha sevaptır. Hadis-i şerifte, (Oruçlunun yanında oruçsuzlar yiyince, melekler, oruçluya dua eder) buyuruldu. (Tirmizi)Herhangi bir sebeple nafile oruç tutamayan, şükretmeli; misafirlere, fakirlere yemek yedirmelidir. Hadis-i şerifte, (Şükredip yemek yediren, sabredip oruç tutan gibidir) buyuruldu. (Tirmizi) Şükredenlere çok mükafat verilecektir. Şükür, İslamiyet’e uymak demektir. İmam-ı Rabbani hazretleri, (Ramazanda nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu aya saygısızlık edenin, bu ayda günah işleyenin bütün senesi günah işlemekle geçer) buyurmaktadır. O halde bilhassa Ramazan ayında günah işlemekten daha çok sakınmak gerekir. Mübarek yerlerde yapılan ibadetlere de daha çok sevap verilir. Hadis-i şerifte, (Mekke’de bir Ramazan orucu tutmak, başka yerde tutulan bin Ramazan orucundan efdaldir) buyuruldu. (Bezzar) Cuma günü yapılan ibadetlere de kat kat sevap verilir. Cuma günü işlenen günahlar da iki kat yazılır. Kıymetli günlerin değerini bilmek ve gereğini yapmak gerekir.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-8616830036385019237?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/8616830036385019237/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=8616830036385019237' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/8616830036385019237'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/8616830036385019237'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/oru-tutmak-faydaldr.html' title='Oruç tutmak faydalıdır'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-706047349655318785</id><published>2007-10-31T17:43:00.000-07:00</published><updated>2007-10-31T17:44:10.252-07:00</updated><title type='text'>Orucun ve Ramazan ayının fazileti</title><content type='html'>&lt;strong&gt;CSual: Ramazan ayının önemi nedir?CEVAPBu konuda imam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevap verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz.Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah, esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur. Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer.Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir. Kur’an-ı kerim, Ramazanda indi. Kadir gecesi, bu aydadır. Ramazan-ı şerifte, iftarı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir. Resulullah bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi.İftarda acele etmek ve sahuru geciktirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeye ve dolayısıyla her şeye muhtaç olduğunu göstermektedir. İbadet etmek de zaten bu demektir.Hurma ile iftar etmek sünnettir. İftar edince, (Zehebez-zama’ vebtellet-il uruk ve sebet-el-ecr inşaallahü teâlâ) duasını okumak, teravih kılmak ve hatim okumak önemli sünnettir.Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce Müslüman affolur, azat olur. Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır. Allahü teâlâ, bu mübarek ayda Onun şanına yakışacak, kulluk yapmayı ve Rabbimizin razı olduğu, beğendiği yolda bulunmayı, hepimize nasip eylesin! Âmin. (Mektubat ,1.c. 45.m.)Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır. Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevaptır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Özürsüz, Ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz) buyuruldu. [Tirmizi] (Ama dini bir mazeret varsa oruç tutmamak günah olmaz.)Ramazanda oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle: (Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesai] (Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilip, sevabını da Allahü teâlâdan bekleyerek oruç tutanın günahları affolur.) [Buhari] (Ramazan orucunu tutup ölen kimse, Cennete girer.) [Deylemi] (Ramazan ayı gelince, “Ey hayır ehli, hayra koş! Şer ehli, sen de kötülüklerden el çek” denir.) [Nesai] (Ramazan bereket ayıdır. Allahü teâlâ bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.) [Taberani] (Ramazan-ı şerif ayı geldiği zaman, Allahü teâlâ meleklere, müminlere istiğfar etmelerini emreder.) [Deylemi] (Farz namaz, sonraki namaza kadar; Cuma, sonraki Cumaya kadar; Ramazan ayı, sonraki Ramazana kadar olan günahlara kefaret olur.) [Taberani] (Peş peşe üç gün oruç tutabilenin, Ramazan orucunu tutması gerekir.) [Ebu Nuaym] (Ramazan orucu farz, teravih sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.) [Nesai] (Bu aya Ramazan denmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir.) [İ.Mansur] (Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutunuz! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır.) [İbni Ebiddünya] (Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, Cehennemden kurtuluştur.) [İ.Ebiddünya] (İslam, kelime-i şehadet getirmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak ve haccetmektir.) [Müslim] (Cennetteki güzel köşkler, sözü hoş, selamı çok, yemek yediren, oruca devam eden ve gece namazı kılan kimselere verilir.) [İbni Nasr] (Oruç tutan müminin susması tesbih, uykusu ibadet, duası müstecap ve amelinin sevabı da çoktur.) [Deylemi] (Bilhassa oruçlu iken çirkin, kötü söz söylemeyin! Birisi size sataşırsa, ona “Ben oruçluyum” deyin!) [Buhari] (Gerçek oruç, sadece yiyip içmeyi değil, boş ve hayasızca sözleri de terk ederek tutulan oruçtur.) [Hakim] (Allahü teâlânın, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hayaline bile gelmeyen nimet dolu sofrasına, ancak oruçlular oturur.) [Taberani] (Allah yolunda bir gün oruç tutanın yüzünü, Allahü teâlâ yetmiş yıl ateşten uzaklaştırır.) [Müslim](Temizlik imanın yarısı, oruç da sabrın yarısıdır.) [Müslim](Oruçlu iken ölene, kıyamete kadar oruç tutmuş gibi sevap yazılır.) [Deylemi](Oruçlu iken ölen Cennete girer.) [Bezzar](Oruç tutan, namaz kılan kimse, mükafatını kıyamette aklı kadar alır.) [Hatib](Oruç şehveti keser.) [İ. Ahmed]Mübarek vakitlerde, günahlardan titizlikle uzak durmalı, taatları, ibadetleri ve her çeşit hayratı artırmalıdır. Zira Allahü teâlâ, tarafından sevilen kimse, faziletli vakitlerde faziletli amellerle meşgul olur. Buğzettiği kul ise; faziletli vakitlerde kötü işlerle meşgul olur. Kötü işlerle meşgul olanın bu hareketi azabının daha şiddetli olmasına ve Allahü teâlânın, ona daha çok buğzetmesine sebep olur. Çünkü o, böyle yapmakla vaktin bereketinden mahrum kalmış ve onun hürmet ve şerefini çiğnemiş olur. (Mev'iza-i hasene)Resulullah efendimizin rüyası(Rüyamda acayip şeyler gördüm. Ümmetimden birini azap melekleri yakalamıştı. Aldığı abdestler gelip, onu içindeki zor durumdan kurtardı. Birini gördüm, kabri onu sıkıyordu. Kıldığı namazlar gelip, onu kabir azabından kurtardı. Birine şeytanlar musallat olmuştu. Ettiği zikirler gelip, şeytandan onu kurtardı. Birinin de susuzluktan dili çıkmıştı. Tuttuğu Ramazan orucu gelip, susuzluğunu giderdi. Birini zulmet sarmıştı. Yaptığı hac gelip karanlıktan çıkardı. Birine ölüm meleği gelmişti. Ana babasına yaptığı iyilikler gelip, ölümüne engel oldu, geciktirdi. Birini Müslümanlarla konuşturmuyorlardı. Sıla-i rahim gelip, ona şefaat etti, onlarla konuştu. Peygamberinin yanına gitmek isteyen birine engel oluyorlardı. Aldığı gusül, onu alıp yanıma getirdi. Ateşten korunmak isteyen birisine, sadakası gelip ateşe perde oldu. Birini zebaniler alıp Cehenneme götürürken, yaptığı emr-i maruf ve nehy-i münker gelip kurtardı. Biri Cehennem ateşine atılmıştı. Allah korkusu ile döktüğü gözyaşları gelip oradan kurtardı. Birine amel defteri solundan verilirken, Allah korkusu gelip, defterini sağa aldı. Sevapları hafif gelen birine, kendinden önce ölen çocukları gelip, sevabını ağırlaştırdı. Cehennemin kenarında, korkudan titreyen birine, Allahü teâlâya olan hüsnü zannı gelince, titremesi durdu. Sırattan zorla geçen biri, Cennete geldi. Fakat kapılar kapalıydı. Kelime-i şehadeti gelip, onu Cennete koydu.) [Hakîm-i Tirmizi&lt;/strong&gt;]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-706047349655318785?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/706047349655318785/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=706047349655318785' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/706047349655318785'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/706047349655318785'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/orucun-ve-ramazan-aynn-fazileti.html' title='Orucun ve Ramazan ayının fazileti'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-3941086780115406923</id><published>2007-10-31T17:39:00.000-07:00</published><updated>2007-10-31T17:41:30.099-07:00</updated><title type='text'>Abdest</title><content type='html'>&lt;ol&gt;&lt;li&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;1) Önce kollar dirseklerin yukarısına kadar sıvanır, sonra "Niyet ettim Allah rızası için abdest almaya" diye niyet edilir. Ve"Eûzü billahi mineşşey-tanirracîm, Bismillahirrahmanirrahîm" okunur.&lt;br /&gt;2)Eller bileklere kadar üç kere yıkanır. Parmak aralarının yıkanmasına dikkat edilir. Parmaklarda yüzük varsa oynatılıp altının yıkanması sağlanır. &lt;br /&gt;3) Sağ avuç ile ağıza üç kere ayrı ayrı su alınıp her defasında iyice çalkalanır.&lt;br /&gt; 4)Sağ avuç ile buruna üç kere ayrı ayrı su çekilir. &lt;br /&gt;5) Sol el ile sümkürülerek burun temizlenir.&lt;br /&gt;6) Alında saçların bittiği yerden itibaren kulakların yumuşağına ve çene altına kadar yüzün her tarafı üç kere yıkanır.&lt;br /&gt;7) Sağ kol dirseklerle beraber üç kere yıkanır.&lt;br /&gt;Yıkarken kolun her tarafı, kuru bir yer kalmayacak şekilde iyice ovulur.&lt;br /&gt;8) Sol kol dirseklerle beraber üç kere yıkanır.&lt;br /&gt;Yıkarken kolun her tarafı, kuru bir yer kalmayacak şekilde iyice ovulur.&lt;br /&gt;9)Eller yeni bir su ile ıslatılır. Sağ elin içi ve parmaklar başın üzerine konularak bir kere meshedilir.&lt;br /&gt;10)Eller ıslatılarak sağ elin şehadet parmağı ile sağ kulağın içi, baş parmağı ile de kulağın dışı; sol elin şehadet parmağı ile sol kulağın içi, baş parmağı ile de kulağın arkası meshedilir.&lt;br /&gt;11)Elleri yeniden ıslatmaya gerek olmadan geriye kalan üçer parmağın dışı ile de boyun meshedilir.&lt;br /&gt;12)Sağ ayak üç ere topuklarla beraber yıkanır. Yıkamaya sağ parmak uçlarından başlanır ve parmak araları iyice temizlenir.&lt;br /&gt;13)Sol ayak üç kere topuklarla beraber yıkanır. Yıkamaya sağ parmak uçlarından başlanır ve parmak araları iyice temizlenir.&lt;br /&gt; Oruçlu değilse abdest aldığı sudan biraz içip, kıbleye karşı durup kelime-i şehadet getirmeli, duâları ve Kadr Sûresi okunmalıdır. Abdest alırken suyu fazla açmamak, duâların haricinde konuşmamak lazımdır&lt;/strong&gt; . &lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-3941086780115406923?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/3941086780115406923/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=3941086780115406923' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/3941086780115406923'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/3941086780115406923'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/abdest.html' title='Abdest'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-804720448709237041</id><published>2007-10-31T17:37:00.001-07:00</published><updated>2007-10-31T17:37:57.691-07:00</updated><title type='text'>Gusül</title><content type='html'>&lt;a name="000000936f0f50dbb"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://home.arcor.de/islam_kadin/fikih/mahremkonular/gusul/gusul.html#000000936f0f516bc"&gt;&lt;strong&gt;Cünup iken tras olmak, tirnak kesmek&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://home.arcor.de/islam_kadin/fikih/mahremkonular/gusul/gusul.html#000000936f0f523bd"&gt;&lt;strong&gt;Cünup olan kadin çocugunu nasil emzirir?&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://home.arcor.de/islam_kadin/fikih/mahremkonular/gusul/gusul.html#000000936f0f52cbe"&gt;&lt;strong&gt;Gusülde cinsel organi yikamak gerekir mi?&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://home.arcor.de/islam_kadin/fikih/mahremkonular/gusul/gusul.html#000000936f0f534bf"&gt;&lt;strong&gt;Gusülden sonra meni çikarsa yikanmak gerekir mi?&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://home.arcor.de/islam_kadin/fikih/mahremkonular/gusul/gusul.html#000000936f0f53fc0"&gt;&lt;strong&gt;Gusül nasil alinir ?&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://home.arcor.de/islam_kadin/fikih/mahremkonular/gusul/gusul.html#000000936f0f547c1"&gt;&lt;strong&gt;Kadin kocasi ile sevisirse ne zaman gusül gerekir?&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://home.arcor.de/islam_kadin/fikih/mahremkonular/gusul/gusul.html#000000936f0f552c2"&gt;&lt;strong&gt;Kadin ihtilam olur mu?&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://home.arcor.de/islam_kadin/fikih/mahremkonular/gusul/gusul.html#000000936f0f55ac3"&gt;&lt;strong&gt;Kadin saç örgülerini çözmek gusülde çözmek zorunda midir?&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://home.arcor.de/islam_kadin/fikih/mahremkonular/gusul/gusul.html#000000936f0f564c4"&gt;&lt;strong&gt;Kari-koca yataklarinda islaklik bulurlarsa gusül gerekir mi?&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://home.arcor.de/islam_kadin/fikih/mahremkonular/gusul/gusul.html#000000936f0f56fc5"&gt;&lt;strong&gt;Meni gelmeyen cinsi iliski için gusül gerekir mi?&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://home.arcor.de/islam_kadin/fikih/mahremkonular/gusul/gusul.html#000000936f0f57bc6"&gt;&lt;strong&gt;Oje ve Benzeri Seyler Gusle Mani mi?&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name="000000936f0f516bc"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Cünup iken traş olmak, tırnak kesmek&lt;br /&gt;Cünup olan kimsenin bu durumda avret mahallini traş etmesi mekruhtur. Aynı şekilde tırnak kesmek de mekruhtur. Yıkandıktan sonra kesmek gerekir. Faydalanılan Eserler: Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a name="000000936f0f523bd"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Cünup olan kadın çocuğunu nasıl emzirir?&lt;br /&gt;Emzikli bir kadının çocuğu ağlarsa, gusül fırsatı da yoksa, göğsünü yıkayarak çocuğuna süt verebilir. Faydalanılan Eserler: Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a name="000000936f0f52cbe"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Gusülde cinsel organı yıkamak gerekir mi?&lt;br /&gt;Hayız, lohusalık veya ilişkiden sonra guslederken kadının cinsel organının dışının yıkanması vaciptir. Cinsel organın içinin değil. Kadın guslederken cinsel organının dışını yıkar, fakat içeri parmağını sokmaz. Faydalanılan Eserler: Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a name="000000936f0f534bf"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Gusülden sonra meni çıkarsa yıkanmak gerekir mi?&lt;br /&gt;Gusülden sonra kadından gelen meni kendisine değil de, kocasına aitse, guslü tekrarlamaz, yalnız abdest alması gerekir. Kadın meninin kandisine ait olduğu kanaatine varırsa, yani meni sarı ve ince olursa guslü tekrarlar. Faydalanılan Eserler: Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a name="000000936f0f53fc0"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Gusül Nasıl Alınır?&lt;br /&gt;Önce besmele çekilir "Niyet ettim gusül abdesti almaya" diye niyet edilir. eller bileklere kadar yıkanır Tırnaklar arasında birikmiş veya üstlerine yapışmış birşey varsa temizlenir, Pislik olmasada avret mahalli yıkanır Sağ avuca su alınıp ağıza çekilir, boğaz ve dişlerin arasında üçkez iyice çalkalanır. Oruçlu ise, boğazdan su kaçmamasına dikkat edilir. Sağ elle buruna üç kere su çekilir. Her defasında sol elle sümkürülür. Evvela başa, sonra sağ ve sol omuzlara üç kere sol dökülür, ve her defasında beden oğuşturulur. Hiç bir kuru yer kalmaksızın bütün vücut iyice yıkanır. Göbek çukuru, küpe delikleri, oyluklar ve kaş diplerinin ıslanmasına özellikle dikkat gösterilir. Bedende yara bulunuyorsa, yaranın durumuna göre işlem yapılır. Özürsüz guslü tehir etmek günahtır. Kaynak: Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a name="000000936f0f547c1"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Kadın kocası ile sevişirse ne zaman gusül gerekir?&lt;br /&gt;Cinsel ilişki dışındaki sevişme ve oynamalardan dolayı guslün farz olması için, kadında aşırı bir heyecanın meydana gelmesi, bu heyecan sonucu göğüsten aşağıya doğru meninin ayrıldığını hissetmesi yahut sarı bir suyun akması gerekir. Erkeğin menisi beyaz ve kalın, kadınınki ise ince ve sarı renklidir. Kadınlarda saarı olmayan ve göğüsten geldiği hissedilmeyen sıvılar, yıkanmayı gerektirmez. Faydalanılan Eserler: Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a name="000000936f0f552c2"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Kadın ihtilam olur mu?&lt;br /&gt;Erkek gibi kadın da ihtilam olur. Kadının menisi dışarı çıkınca gusül gerekir. Bu durum erkek için doğal olduğu gibi kadın içinde doğaldır. Ancak kadınlarda daha az görülen bir durumdur. Peygamberimizin eşlerinden Hz.Ümmü Seleme yanında Ümmü Süleym adındaki hanım peygamberimize gelerek şöyle sorar: -Ya Resulullah! Rüyasında kocasının kendisiyle cinsi yakınlıkta bulunduğunu görürse kadının guslewtmesi gerekir mi? Bunun üzerine Ümmü Seleme, Ümmü Süleym'e şöyle der: -Baltayı taşa vurdun ya Ümmü Süleym! Resulullah huzurunda kadınları küçük düşürdün. Allah iyiliğini versin." Ümmü Süleym'de şu cevabı verir: -Şüphe yok ki Cenab-ı Hak, gerçeği öğrenmek için utanmayı emretmez. Bizim bilemediğimiz bu durumları peygamberimize sormamız onları bilmememizden daha hayırlıdır. Bunu üzerine peygamberimiz şöyle buyurdu: -Çıkmaza esas giren sensin. Allah senin iyiliğini versin ya Ümmü Seleme, rüyalanan kadının menisi geldiği zaman yıkanması gerekir." Ümmü Seleme sordu: -Ya Resululah! kadının menisi olur mu? Peygamberimiz: -Eğer kadının menisi olmasaydı çocuğu kendisine nasıl benzerdi. Kadınlar erkeklerin benzeridir şüphesiz. Kadın ihtilam olur da meninin dışarı çıktığını görmese ihtayatten güsletmesi daha iyidir. Çünkü kadından çıkan meni geri dönebilir. Kaynak: Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a name="000000936f0f55ac3"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Kadın saç örgülerini çözmek zorundamıdır?&lt;br /&gt;Kadın örülmiş saçlarını gusülde çözmek zorunda değildir. Kadını örgülü saçının dibine suyun ulaşması yeterli görülür, bundan maksat güçlüğü önlemektir. Ancak örülmemiş saçların tamamını yıkamak farzdır. Eğer örgüler bir madde ile birbirine yapışmış da dibine suyun erişme imkanı yoksa, sahih görüşe göre saçını çözmesi gerekir. Ümmü Seleme dedi ki: "Ya Resulallah! Ben saçlarını bağlayan bir kadınım. Cünupluk ve hayızdan gusledeceğim zaman saç örgümü çözeyim mi?" Allah Resulü şöyle buyurdu: "Hayır, başına iki avuç dolusuüç kere su dökmen senin için yeterlidir." Eğer erkeğin uzun ve örülmüş saçı olursa onları çözüp yıkamak mecburiyetindedir. Faydalanılan Eserler: Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a name="000000936f0f564c4"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Karı-koca yataklarında ıslaklık bulurlarsa...&lt;br /&gt;Karı-koca yataklarında meni görürler de ihtilam olduklarını hatırlamayıp herbiri diğerine ait olduğunu söylerse, ikisininde gusletmesi vacip olur. Kaynak: Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a name="000000936f0f56fc5"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Meni gelmeyen cinsi ilişki için gusül gerekir mi?&lt;br /&gt;Erkek cinsel organını sünnet mahalline kadar uykuda veya uyanıkken, isteyerek veya istemeyerek kadını fecrine sokarsa her ikisinede gusül gerekir. Kadının sünnet mahalli ile erkeğin sünnet mahalli birbirine kavuşursa boşanma olmasa dahi gusül vaciptir. Kaynak: Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a name="000000936f0f57bc6"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Oje ve Benzeri Şeyler Gusle Mani mi?&lt;br /&gt;Guslün sahih olması için suyun deriye ve tırnağa temas etmesi gerekir. Bu temasa mani olan şey gusle manidir.Kadın guslederken tırnağının altında, üstünde veya vücudunun başka bir yerinde suyun temasına mani olan hamur, balık pulu, ruj, oje gibi şeyler olursa bunları gidermesi vaciptir. Bunlar giderilmeden gusül caiz olmaz. Oje, gusül abdestinden sonra sürülmüş olsa bile onunla ne gusül ne de abdest olmaz. Dolayısıyle oje ile hiçbir ibadet olmaz. Faydalanılan Eserler: Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-804720448709237041?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/804720448709237041/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=804720448709237041' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/804720448709237041'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/804720448709237041'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/gusl.html' title='Gusül'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3842440228355597385.post-5448708771688440430</id><published>2007-10-31T17:27:00.001-07:00</published><updated>2007-10-31T17:29:04.534-07:00</updated><title type='text'>Cinsel Hayat</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name="000000931c08bff05"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Adet Durumunda Kadının Helal Olan Bölümleri&lt;br /&gt;Adet ve lohusa olan kadının göbeği ile diz kapağı arasından arada bir perde veya elbise olmadan faydalanmak haramdır. Abdullab bin Sa'd, Allah Resulune soruyor: -Adet iken hanımımdan bana helal olan nedir? Resulullah: -Eteğin üstü sana helaldır. Resulullah'ın hanımlarından Hz.Meymune validemiz anlatıyor: "Resullullah (a.s.) ben hayızlı iken benimle yatardı. Onunla benim aramda bir elbise bulunurdu." Yine Hz.Meymune anlatıyor: "Allah Resulu (a.s.) hanımları hayız halindee iken elbise üzerinde onlarla sevişirdi." Allah Resulu bunu kendi cinsel tatmini için yapmazdı. Çünkü bir ihtiyacını o anda hayızlı olmayan hanımı ile giderebilirdi. O halde bunun başka önmeli sebebi olmalı. Allah Resulu bunu yaparak, bu husustaki batıl inançları yıkmış ve bunun caiz olduğunu göstermiştir. Çünkü Hristiyan ve Yahudiler böyle yapmıyorlardı. Hayızlı iken beden ve ruh açısından rahatsızlık duyan kadını, yalnızlığından ve bu ruh halinden kurtarmak. İmam-ı azm ile Ebu Yusuf'a göre peştamalin altından göbekle diz kapağı arasından çıplak bir şekilde faydalanmak haramdır. Ancak İmam Muhammed, "kan gelen yerden sakınılması şartı ile her taraftan faydalanılması helaldir" demiştir. İmamı-ı Şafi'de bu görüştedir. Bu durumda kan gelen yerin örtülü olması, açık olmaması lazım. Bunu yapan kimselerin de keendilerinden emin olması gerekir. Kaynak: 1) Büyük Kadın İlmihali, Rauf Pehlivan&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a name="000000931c08c1b06"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Adetli veye lohusa kadınla cinsel ilişkinin kefare&lt;br /&gt;Allah Resulu buyuruyor: "Karısıyla hayız halinde, adetin ilk günlerinde ilişkide bulunursa bir dinar, son günlerinde bulunursa yarım dinar sadaka verir." Fıkıh kitaplarında, "Eğer kan kırmızı veya siyah ise bir dinar, sarı ise yarım dinar sadaka vermesi müstehap olur" denilmektedir. Eğer bir müslüman adet halindeki hanımıyla ilişkide bulunmuşsa önce tevbe etmesi gerekir. Sonra da yukarı da belirtildiği üzere fakirlere sadaka vermesi gerekir. Bu sadkayı her iki taraf da verir. Kaynak: Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a name="000000931c08c2507"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Arefeyi bayrama bağlayan gece cinsi münasebet olur&lt;br /&gt;Bunda bir günah yoktur. Fakat o geceyi ibadetle geçirmek daha güzeldir.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a name="000000931c08c3b08"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Cinsel Görevden Kaçınma&lt;br /&gt;Kadının cinselliğinden yararlanmak kocanın hakkı olduğu gibi, erkeğin cinselliğinden yararlanmak da kadının hakkıdır. Cenab-ı Hak buyuruyor: "Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları varsır. Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları bir derece daha fazladır." (Bakara Suresi : 228) Bu ayette bahsedilen bir derece, cinsellik konusunda değildir. Cinsellik konusunda erkek-kadın eşittir. Erkeğin bir derece daha haklı olduğu konu onun kadını gözetmesi, malını koruması, onu idare etmesi, ailenin yükünü çekmesi açısındandır. Allah Resulu buyuruyor: "Kadın kocasının izni olmadan (farz oruç dışında) oruç tutar da orucu sebebiyle kocasının arzularını karşılamaktan kaçınırsa Allah ona üç haram işin günahını yükler." "Kişi cinsel ilişkide karısını çağırdığı zaman karısı ocak başında yemek pişiriyorsa da kocasının davet cevap versin." "Kişi karısını yatağa çağırdığı zaman (bir özrü olmadan) kadın gelmekten kaçınır, kocası da bu sebeple ona kırgın olarak gecelerse, melekler sabaha kadar o kadına lanet ederler." "Size cennetlik kadınları tanıtayım mı? Onlar bir hata ettikleri veya kocaları tarafından bir haksızlığz uğratıldıkları zaman kocalarına karşı: "Seni hoşnud etmedikçe uyumayacağım diyebilen kocalarına düşkün kadınlardır." Aynı şekilde kocanın cinselliğinden yararlanmakda kadını hakkıdır. Bu hakkını almasına yardımcı olmak da kocasının görevidir. Kocanın bu görevini yapmaması, onu suçlu ve günahkar yapar. (Tefsir-i Kurtubi 3/124) Hatta koca cinsel görevini yapamadığı zaman kadın mahkemeye başvurup boşanabilinir. bu hak erkeğee de verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a name="000000931c08c4709"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Cinsel İlişkiden Önce Besmele Çekmek&lt;br /&gt;Cinsel ilişkiden önce besmele çekmek müstehaptır. Sonra şu duayı okur: Bismillhi, allahumme cennibna-ş şeytane ma-rezektena" Bu müstehap ve cinsel ilişkinin edeplerindendir.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a name="000000931c08c5c0a"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Cinsel İlişkide Eşlerin Başkalarını Hayal Etmeleri&lt;br /&gt;Eşler cinsel ilişkide bulunurken erkek hanımını tanıdığı güzel bir kadın diye hayal etmesi, kadının da kocasını başka bir erkek diye hayal ederek sevişmesi, cinsel ilişkide bulunması haramdır. İbn-i Abidin bu, suyu şarap olarak düşünüp şarap niyetiyle içmeye benzer. O, haram olduğu gibi bu şekilde cinsel ilişkide haramdır. (İbn-i Abidin:6/372)) Bu tür davranışları ailelerin yıkılmasına sebep olacağı için İslam yasaklamıştır.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a name="000000931c08c890b"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;El İle doyum&lt;br /&gt;Masturbasyon, el ile tatmin denen bu olay,kişinin cinsel organı ile oynamak suretiyle doyuma gitmesidir. Bu adet genellikle 13-15 yaşlarındaki erkek ve kızlarda görülür. Değişik sebeplerle bu yaşın üzerindekilerde daha az görüldüğü ileri sürülmektedir. Cinsel organın el veye ne olursa olsun, herhangi bir cisme sürtünmesi veya göğüslerinde yahut göğüs uçlarında ve diğer cinsel bölgelerde sıkıştırma ve benzeri baskılarla yapılan bir uygulamadır. Maksat orgazm olmaktır. Pekçok İslam alimi evlilik dışı her türlü cinsel doyumu haram saymışlardır. Delil olarak da şu ayeti göstermişlerdir. "Ve onlar ki, iffetlerini korurlar; Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (câriyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerden dolayı) kınanmış değillerdir. Şu halde, kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir." (Müminun Suresi : 5-7) Allah Resulu şöyle buyurur: "Cinsel organıyla oynayan bir millete Allah azab etmiştir." "Elini nikahlayan mel'undur" Bazı bilginler ve doktorlar bu gibi doyum yolunun pekçok hastalıklara sağlık noktasından sebep olduğunu söylemektedirler. Bedensel ve akli dengesizlik, göz zafiyeti, omuzlar arasında bükülme, kilo düşmesi, cinsel acizlik, büyümenin durması ve benzeri rahatsızlıklar olarakda örnekler verilmektedir. Bu kötü yola sapıklar cinsel serbesti tanıyanlar, seviciler, aşırı cinsel istekliler, küçük olsun, büyük olsun, erkek olsun, kadın olsun, tek olarak bulunsun, toplu halde bulunsunlar, gizli olsun, açıkta olsunlar, hepside bu yola başvuruyorlar. Bu açıdan bakıldığında bunun sıradan bir hastalık olmadığı görülür. Masturbasyon'un İslami hükmü konusunda mezhepler arasında bazı farklılıklar vardır. Hanefi, Şafii ve Maliki mezhebine göre masturbasyon haramdır. Hanbeli mezhebine göre ise, zina korkusu olduğu zaman mübah olur, değilse haramdır.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a name="000000931c08c980c"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Gerdek Gecesi&lt;br /&gt;Evlenmiş karı ve kocanın ilk defa bir araya geldikleri gece. Bu buluşmanın özelliği, kadın ve erkek için daha önce bilinmesi mümkün olmayan maddi ve manevi mahremiyetin ortadan kalkmasıdır. çünkü o geceden önce, ayrı dünyalarda yaşayan iki insan, birbirlerine yaklaşarak, aynı hayatı paylaşma durumuna gelmişlerdir. Bunun da ötesinde, aile olarak belirli hak ve görevleri "fiilen yaşama" olayını başlatmışlardır. Gerdek gecesini, sadece cinsi yönden iki farklı cinsin birbirlerini tanıması olarak görmemesi gerekir. bu beraberlik aynı zamanda, manevi ve hissi bir bütünleşmeninde başlangıcı olmaktadır. Olgunluk seviyesine gelen iki gencin, onmdan sonraki hayatlarıbelirli bir ölçü ve plan dahilinde sürecektir. Bu bakımdan gerdek gecesi; son derece ciddi ve ağır sorumluluklarla dolu bir hayatın başlangıç anıdır. Tek kelime ile bir planlama kararının verileceği zamandır. İki çift paylaşacakları hayatta birbirleri için düşündüklerini açıkça anlatacak ve karşılıklı olarak yekdiğerinden beklediği tavır ve davranıştan konuşacaklardır. Gerdek, İslami bir olaydır. Çünkü gerdek olayında gözümüze çarpan olağanüstü durum, kadın ve erkeğin meşru ölçüler içersinde bir araya gelmesi ve evlilik gibi büyük bir hadisenin düşünülüp, tartışılarak gerçekleştirilmesidir. Gerdek olayında, birbirlerini uzaktan tanıyan iki çiftin yakın bir temas ile ve ciddi bir ortamda karşısındakini ölçülü bir şekilde değerlendirmesi sözkonusudur. Çünkü evlilik ile yeni bir hayata başlangıçta, karşıdaki insan bütün özellikleri ile tanınmak durumundadır. İslami mahremiyetin olmadığı durumlarda ve günümüz gibi kadın-erkeğin birbiriyle ölçüsüz ve ve gayri ciddi bir araya gelmesi hali, gerdek olayına gerek duyurmamaktadır. Çünkü olayda ne bir mahremiyet, ne de geleceğe dönük ciddi bir hesap bulunmaktadır. Taraflar; ya kendilerini bekleyecek akibetlerden habersizdirler veya biraraya gelişlerinde sadece "cinsel tatmin" ağır basmaktadır. Dolayısıyle bazan bu tür gayri meşru ilişkilerde "evlilik" gibi bir müesseseye bile ihtiyaç duymayan insanlar görülmektedir. Tabi ki bu tür ilişkilerin sonu, büyük acılar ve felaketlerle bitmektedir. İslam'daki evlilik, cinsi duyguların dini bir program çerçevesinde ve beşeri aşkın en temiz özellikleri ile biçim kazanmasıdır. Elbette ki bu temiz ve saf beraberlik, gerdek gecesi gibi başkalarının malumu olmayan ruhi ve bedeni birlikteliğe ihtiyaç duyacaktır.Prof.Dr. Sami Şener İ.T.Ü. İşletme Sosyolojisi Kaynak: 1) Şamil İslam Ansiklopedisi, Gerdek Gecesi, 3.cilt&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a name="000000931c08ca80d"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Göz Zinası&lt;br /&gt;Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "(Ey Resûlüm), Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan beri alsınlar ve ırzlarını zinadan korusunlar. Bu kendileri için daha temizdir. Muhakkak ki Allah, onların bütün yaptıklarından haberdardır. Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, ziynetlerini (süslerinin takılı olduğu boğaz, gerdan, baş, kol, bacak ve kol gibi yerlerini) göstermesinler. Ancak bunlardan görülmesi zaruri olan (yüz, el ve ayaklar) müstesnadır. Baş örtülerini yakalarının üstüne koysunlar..." (Nur Suresi : 31)Yukarıdaki ayetler erkek olsun kadın olsun bütün müslümanlara zinanın haram kılındığını bildirmektedir. Ayrıca, yine hem erkek hem kadınlara, kendilerini zinaya götürecek davranışlardan sakınmaları emredilmektedir. Yine bu ayetlerden insanı zinaya sürükleyen en önmeli şeyin şehvetle namahreme bakmak olduğu öğrenilmektedir. Bu nedenle Allah Teâla, erkek kadın bütün müminlere gözlerini haramdan sakınmalarını, yani namahreme bakmamalarını emir ve tavsiye buyurmuştur.Bakış zinanın başlangıcıdır. Bunun için gözü korumak mühimdir, "Bakıştan ne olur" diyerek bu konuda aldırmazlık gösterenler sonunda büyük felaketlerle karşılaşırlar. Kasdi olmayan ilk bakıştan, kişi sorumlu tutulmamıştır. Fakat tekrar tekrar bakmak yasaklanmıştır.Bu konuda Hz.Peygamber şöyle buyurmaktadır: "Birinci bakış, sana ama ikincisi aleyhinedir." Yabancı erkek ve kadınların birbirine göz kırpmaları, kadının gözlerini süzmesi, gözlerin zinasıdır. Şurası unutulmamalıdır ki; şehvetle bakışın "zina" olarak ifadesi hakiki manada cinsi temasla meydana gelen zina olmayıp, belki zinaya götüren en önemli sebeplerden biri olduğunun anlatılması sebebine bağlıdır. Bunun için "göz ve dil zinası" olarak bildirilen durumların "hakiki zina" ile bir tutulması mümkün değildir. Bir göz ki, anın olmaya ibret nazarında Ol sahibinin düşmanıdır baş üzerinde Kaynak: 1) Şamil İslam Ansiklopedisi 2) İslam da Kadın ve Aile, Mehmet emre&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a name="000000931c08cb70e"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Kadına Arka Organdan Yaklaşmak&lt;br /&gt;Kadına arka organdan temas ne şekilde olursa olsun kesinlikle haramdır. Cenab-ı Hak buyuruyor: "Sana kadınların ay halini sorarlar. De ki: O, bir rahatsızlıktır. Bu sebeple ay halinde olan kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah'ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şunu iyi bilin ki, Allah tevbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever. Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın. Kendiniz için önceden (uygun davranışlarla) hazırlık yapın. Allah'tan korkun, biliniz ki siz O'na kavuşacaksınız. (Yâ Muhammed!) müminleri müjdele!" (Bakara Suresi : 222- 223) . Cinsel ilişki çocuğun çıktığı yerden olmak şartıyla ister kadının yüzü dönük olsun size, isterse arkası, Cenab-ı Hak (C.C.) helal olan yere ekin tarlası diyor. Yani çocuk yetişen doğum olan yer. bunun dışında herhangi bir yerden varmak haramdır. Allah Resulu buyuruyor: "Kadınlara arkadan varmayınız." "Kadınlara arkadan yaklaşana lanet edilmiştir." "Allah'ın size emrettiği yerden kadınlara yanaşın." Erkeğin cinsel organının sünnet kısmı kadının arka organına sokulmasıyla bu haram işlenmiş olur. Kaynak: 1) Büyük Kadın İlmihali, Rauf Pehlivan&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a name="000000931c08cc50f"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Kur'an Bulunan Odada Cinsel İlişkide Bulunmak&lt;br /&gt;Kur'an bulunan odada cinsel ilişkide bulunmanın bir sakıncası yoktur. Ancak Kur'an-ı Kerim'e saygı göstermek için onu örtmek icap eder. Kaynak: Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a name="000000931c08cd310"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Zina&lt;br /&gt;Zina, mecnun olmayan, küçük yaşta bulunmayan, büluğ çağına ulaşmış mükellef bir kimsenin, nikah ilişiği olmaksızın bir kadının ön tarafından cinsi münasebette bulunması olup insan aklının, ahlak ve hukuk düzenlerinin, diğer semavi dinlerin yanlış, ayıp ve kötü gördüğü bir fiil olup İslam dininde de kesin olarak yasaklanmış, işlenmesi büyük günahlar arasında sayılmıştır. Cenab-ı Hak buyuruyor: "Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur." (İsra Suresi : 32) Allah Resulü buyuruyor: "Bir kişi zina ettiği zaman ondan iman çıkar, sanki bir gölge gibi başının üstünde durur. Zinadan ayrıldığı zaman ona geri döner." "Zina üzerinde devamlı israr eden kimse, puta tapan kişi gibidir." "Muhakkak ki yedi kat gökler ve yedi kat yerler zina eden yaşlıya lanet ederler. Şüphesiz zina edenlerin avret yerlerinin çirkin kokusu, cehennem halkını bile rahatsız eder." Zina, nesebin karışmasına, ailenin dağılmasına, hısımlık, komşuluk, arkadaşlık gibi bağların çözülüp toplumun manevi ve ahlaki değerlerinin temelden sarsılmasına yol açan ve insani bedeni zevklerinin esiri yapıp aşağılayan çirkin bir davranıştır. Kur'an'da zina eden erkek ve kadına bedeni ceza da uygulanması emredilmiştir. (Nur Suresi) Zinada had cezasının uygulanması için, erkeğin cinsel organının en az sünnet yerinin kadının cinsel organına girmiş olması gerekir. Bundan daha azına mesela; öpmek, sarılmak veya uyluk arasına sürtünmek v.b. hareketler haram olmakla birlikte had cezasını gerektirmez. Küçük çocuk ve akıl hastası yükümlü olmadığı için bunların fiilde kendileri bakımından haddi gerektirmez. Zinaya zorlanan kadına had cezası gerekmediği konusunda İslam bilginlerinin görüş birliği vardır. Zina cezasının uygulanabilmesi için: Zina edenin erginlik çağına ulaşması gerekir. Akıllı olması gerekir Zinanın istekle yapılması gerekir. Zinanın insanla yapılması gerekir. Zina edilen kadının ergin veya kendisine cinsel istek duyulan bir yaşta, ergin olması gerekir. Zinanın bir şüpheye dayalı olmaması gerekir. Zinanın darul islam'da olması gerekir Kadının diri olması. Ölü olan kadınla cinsel temasta had gerekmez. Cinsel temasın önden olması ve sünnet yerinin girmiş olması. Arkadan ilişki, yani livata için yalnız azar gerektirir. Zina, şahitlerle sabit olduğu gibi, ikrarlada sabit olur. Bir erkeğin veya bir kadının zina etmiş olduğuna, dört erkeğin, hakim huzurunda bir oturuşta şahitlik etmesi gerekir. Şahit olmama durumunda, akıl ve baliğ olan bir kimsenin bizzat zina ettiğini ayrı ayrı dört oturumda dört defa ikrar etmesi ilede sabit olur. Cezası kesildikten sonra, hatta ceza tatbiki esnasında kabul ettiği zinadan vazgeçerse, ceza tatbik edilmez salınır. Evli veya bekar olmasına göre farklı cezalar uygulanır. Cezanın yerine getirilmesi bakımından kadın ve erkek arasında bir fark yoktur. Kaynak: 1) İlmihal İslam ve Toplum, TDV 2) İslam İlmihali, Ali Fikri Yavuz (İstanbul Eski Müftüsü) 2) Şamil İslam Ansiklopedisi 2) Büyük Kadın İlmihali, Rauf Pehlivan .&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3842440228355597385-5448708771688440430?l=kadin-ilmihali.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/feeds/5448708771688440430/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3842440228355597385&amp;postID=5448708771688440430' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/5448708771688440430'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3842440228355597385/posts/default/5448708771688440430'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadin-ilmihali.blogspot.com/2007/10/cinsel-hayat.html' title='Cinsel Hayat'/><author><name>pehlivan yusuf</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00929305882936437699</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
